ZAGREB

Yazın son günlerinde Zagreb'ten başlayarak, Hırvatistan'ın göz bebeği Dubrovnik ve Split'e kadar uzanan, oradan eşsiz Montenegro (Karadağ'a) kadar ulaşan 9 günlük harika bir roadtrip yaptık. Normalde yılda mutlaka bir kere, hatta zaman el veriyorsa iki kere 9-10 günlük araç kiralamalı dolu dolu bir rota hayata geçirmeye çalışıyoruz. Aynı kıyı şeridi üzerindeki, farklı şehirlere geçmek, sınır değiştirmek, benzer bir sahil şeridinde olup da, farklı kültürlere dokunabilmek insanı müthiş iyi hissettiriyor. Ve itiraf etmeliyim ki, İtalya'nın güneyinden ve Fransa roadtrip'inden sonra en dolu dolu geçen, içerisinde hem deniz, hem tarih, hem dinlenme, hem de bol keşif barındıran nadir eşsiz rotalarımızdan biriydi Zagreb-Hırvatistan ve Karadağ rotamız.
9 dolu günde, sizlerinde çokça mesaj attığı, özellikle çok duyulmayan ama eşsiz manzaralar barındıran küçük kasabalar keşfedince, her detayı yazmanın sizinde içinizde en az benim kadar büyük heyecanlar uyandıracağını düşündüm. Hatta belki gelecek yazın ilk seyahati için, hazır bilet fiyatları da uygunken ekonomik bir biletleme yaparsınız diye düşündüm.
Lütfen rotanın tüm yazılarını, yazıların sonundaki linklere tıklayarak yani devam ederek okuyun ve sonundaki hissettiklerinizi bana yorum bırakın!

BEBEKLİ SEYAHAT İÇİN ROTA UYGUN MU?

Öncelikle seyahatimizin ilk durağı Zagreb'le ilgili detaylara yer vermeden önce "bebekli seyahat" için rotanın uygun olup olmadığı konusuna açıklık getireyim. Çünkü bu her nedense, çokça aldığım bir soruydu ve hala da alıyorum. Henüz anne değilim, inşallah o gün geldiğinde yollar ve şartlar seyahate elverirse, o zamanki izlenimlerimi de sizinle paylaşıyor olacağım. Ama şimdilik rotanın durakları, yol koşulları ve ortamı düşününce, izlenimlerden yola çıkarak tavsiye vermenin yanlış olmayacağını düşündüm. Öncelikle bizim bu rotayı yaptığımız tarih; Ağustos'un son haftası ve Eylül'ün ilk günlerine sarkan bir tarihti. Yani aynı rotayı yazın özellikle Haziran ve Temmuz aylarında yapsanız, aşırı sıcaktan (ciddi kavurucu bir sıcak) hem bebek, hem de siz belki zorlanabilirsiniz diye düşünüyorum. Dubrovnik'teki Orta Çağ dokusundan dolayı şehirdeki iri taşlı yollar, puset için zorlayabilir ama bence kanguru iyi bir çözüm olabilir. Kaleye çıkan merdivenler, oldukça dik, bebekle yorucu olabilir ama hayat müşterek, bir eşiniz, bir siz bence dik yokuşlar sonrası, ailenizin minik üyesi ile keyifli anlar yaşarken, yorgunluğu hemen unutuverirsiniz ve son olarak kıyı şeridinde Hırvatistan-Karadağ arasındaki denize girme noktaları çoğunlukla kayalık ve taşlık. Bu sebeple hem bebeksiz gezginler, hem de bebekli aileler bu rotanın tamamı boyunca (Zagreb hariç) denize girmek için mutlaka deniz ayakkabısı getirmeliler. Onun dışında özellikle Croatia olarak geçen bölgedeki çoğu konaklama alternatifi otel değil de, sobe denilen evlerle dolu. Her şeyi tam kendinize göre, mutfağı olan bir daire tuttuğunuzda, zaten çiftte olsanız, bebekli de olsanız her türlü ihtiyacı hazırlama konusunda avantaj sağlamış olursunuz. Yani günün özeti; Hani hep soruyorum ya size, bebekli seyahat zor mu diye? Zor ama keyfi başka deniyor hep. O yüzden bu rota azıcık zorlu ama çok keyifli geçebilir.
Peki ben bu rotayı neden sevdim?
Öncelikle şunu söyleyebilirim ki; Ben içerisinde hem tarih, hem deniz, hem dinlenme, hem keşif dolu olan ve birden fazla yer gördüğüm seyahatleri deneyimsel açıdan daha dolu buluyorum. Bir şehrin yerlisi değil de, dünya insanı gibi hissediyorum kendimi. İşte bu rotayı bu yüzden yaptık ve çok keyif aldık. Dünyanın sayılı doğal parklarından tutunda, inanılmaz güzel doğa manzaraları, göller, şelaleler, inanılmaz adalar ve çokça tarihi kalıntı ziyareti ile geçen bu kıyı şeridi macerası o yüzden şiddetle önerebileceğim bir rota.
Haydi şimdi rotanın ilk durağı olan ve hiç aklımızda bu kadar beğeneceğimiz yokken bayıldığımız Zagreb Şehir Rehberi ile başlayalım...

HAVALİMANI'NDAN ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM

*Öncelikle biz rotanın tamamı boyunca araçlı olduğumuz için şehir içi ulaşımını pek kullanmadık. Yurtdışında araç kiralama ile ilgili detaylı yazıya (Blog'daki Sıkça Sorulan Sorular) kısmından ulaşabilirsiniz.
Araçlı olsak da, yine de sizlerden araçsız olanlar olur diye, Zagreb Pleso Havalimanı'ndan şehir merkezine ulaşımdan kısaca bahsedeyim.
Öncelikle ülkenin para birimi Kuna. Yanınızda döviz olarak Euro getirdiğinizde, havalimanında ya da şehir merkezinde çevirebilirsiniz.
1 Euro = 7,51 Hırvat Kunası ediyor. (bizim gittiğimiz dönemde)
Havalimanı ve şehir merkezi arasında döviz kuru bazında, dev farklar yok.
Havalimanın'dan iner inmez, Croatia Airlines'ın otobüsüne binerek, şehir merkezine yarım saatlik bir yolculuk sonrası ulaşabilirsiniz. Kişi başı 30 Kuna civarı (4 Euro), o da yaklaşık kişi başı 10 TL'ye yakın tutuyor. Bileti ve ödemeyi, otobüsün içerisinden şoföre yapabiliyorsunuz.


ZAGREB'TE KONAKLAMA

Zagreb'te ve Dalmaçya Kıyıları'nın genelinde yürürken, hemen her yerde evlerin önünde, küçük pencerelerde "SOBE" diye yazdığını göreceksiniz. Hatta özellikle Dubrovnik ve Zadar gibi yerlerde Sobe diye tabela kaldırarak, insanların konaklama için sizi ikna etmeye çalıştıklarına tanık olacaksınız.
Bu kıyının tümünde konaklama için 5 ya da 4 yıldızlı oteller dışında bu tarz konaklama seçenekleri yaygın. İnsanlar genelde evlerinin bir kısmını ya da dairelerinin tamamını temizleyerek ve konaklama yapacak kişi için uygun hale getirerek, kiralama konsepti üzerinden gelir elde ediyorlar. Bu tarz konaklamaya da SOBE deniyor. Çok iyi ve rahat mı tartışılır ama ucuz olduğu kesin. Özellikle Dubrovnik'te iki kere gidip, birincisinde beş yıldızlı bir otel, ikincisinde de bu şekilde bir apartta konakladık. Her ikisinin de bilgisini Dubrovnik yazımda paylaşacağım.
Zagreb ve Rovinj'de kaldığımız apartlar oldukça lüks ve çok modern dairelerdi. Hatta Rovinj'deki daire için pek çoğunuzdan lütfen neresi burası yazın, muhteşem bir müstakil ev diye mesaj atanlar olmuştu. Ancak rotanın devamında ve yol esnasında, rotamızı spontane belirlediğimiz için sonraki kaldığımız yerler, yazın son demleri ve insanların yoğun olarak geldiği dönemlere denk geldiği için yer kalmadığı ve son dakika ayarlamaları olduğundan temiz ama lüks olmayan seçeneklerdi.
Zagreb'te kaldığımız dairenin linkine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

ZAGREB GEZİ REHBERİ

Öncelikle Zagreb hakkında genel anlamda fikir sahibi olmak gerekirse, etrafı denizlerle çevrili olan bu şehir Hırvatistan'ın başkenti. Son dönemde özellikle hafta sonluk kaçamaklar için tercih edilen şehrin yoğun bir turist ağırladığını söylemek çok doğru olmaz. En güzel yanı ise, çok uzak noktalara gitmeyecekseniz yürüyerek, kolaylıkla dolaşabileceğiniz bir şehir. Ben bir şehri gezerken, özellikle yapıları ve mimari detaylarını uzun uzun incelemeyi seviyorum çünkü beraberinde tarihi bir merakı uyandırıyor bende. Zagreb'in mimarisinde de etkisi altında kaldığı, Nazi Almanyası, Sovyet Rusya ve Komünist Yugoslavya'nın etkilerini görüyorsunuz.

Ban Jelacic Meydanı ve Dolac Pazarı
Kollarınızı açtığınızda tutamayacağınız kadar kocaman bir şehir değil aslında Zagreb. Hatta başkent olmasına rağmen, her yer birbirine yürüme mesafesinde. Şehir içi ulaşımda tramvayın yaygınlığı göze çarpıyor ama adımlarla tüketilmeyi hak eden şehirlerden biri gibi geliyor bana ilk izlenimde.
Keşfetmeye ilk olarak şehrin kalbi sayılan ve mimarisi ile büyüleyen Ban Jelacic Meydanı'ndan başlıyoruz. Asker Josib Jelacic heykelinin etrafına tünemiş tüm gezilecek yerler. Kendimizi meydandan aşağıya vurup, Zagreb'in eski dokulu sokaklarına bırakınca saklamak istiyorum bu şehri. Hani bazen bir şeyi saklamak istersiniz, en mutsuz anlarınızda saklambaç oynar gibi çıkarıp yeniden bakar ve o güne dönersiniz. Zagreb'te işte öyle. Ama o da ne?

Jelacic Meydanı'ndaki merdivenlerden yukarı çıkınca, enfes bir yapının önüne kurulmuş olan Dolac Pazarı'nı görüyorum. Renkleriyle, lokal halkın tebessümüyle saklama beni diyor! İşte Zagreb'in ilk saatleri bana yine bir şey öğretmişti "sakladıkların, senin bile kendinden sakınıp, az baktıkların, unuttukların, kıymet verdiklerindir. O yüzden "paylaşmak" her şeyin en güzel hali. Hele de bir şehri! O yüzden bende köşe köşe paylaşıyorum işte böyle, belki fazla ayrıntı ama seviyorum! seviyorum yazmayı, dünyayı, şehirleri. En çok da paylaşmayı!
DONJİ VE GRONJİ GRAD
Hava bir kapatıp, bir açıyor Zagreb'te, mevsim Sonbahar'a gebe, eee aylardan Eylül diyor hava, ne kadar belli. Zagreb'i dolaşmak için çizeceğiniz en pratik yol haritası, şehri ikiye bölerek gezmek. Zagreb'in merkezini iki aşamalı düşünebilirsiniz. Yukarı Şehir kısmı; Gronji Grad. Biz bu kısımdan başladık adımlara hayat vermeye. Aşağı  Şehir yani Donji Grad ise, Kaptol ve Gradec e hayat veriyor. Ilica Caddesi ise bence şehrin bonusu.
Şehrin en fotografik kısmı bence; St Mark Kilisesi‘nin bulunduğu Markov Meydanı. Çatısı Mario oyununda, Mario'nun sevgilisini kurtarmak için yürüdüğü game boy oyunları gibi piksel piksel. Çocukluk anılarıma döndüysem, Zagreb için net bir şey söyleyebilirim. Bu şehir "yapılarıyla, insanlarıyla gündüz boş sokakları, akşam kalabalıkların sokaklara döküldüğü caddeleriyle içimdeki çocuğun en özgür hali"

Bu arada sizden gelen mesaj sayesinde öğrendiğim bir bilgi; Nisan ve Kasım arasında öğle saatlerinde burada muhafız değişimi oluyor, biz şans eseri gelen bir mesaj sayesinde kalarak bu değişimi izledik, gideceğiniz tarihler bu aylara denk geliyorsa aklınızda bulunsun.
Biz Zagreb'e indiğimizde akşam saatleriydi, otele yerleştikten sonra merkezde yürürken, bir kız sesi geldi kulağımıza. Müthiş jazz söylüyor. Ben zaten bayılırım. Sonra kalabalığı takip edince, bir de baktık tüm Zagreb burada. Tkalciceva Caddesi, diğer Avrupa şehirlerindeki gibi saat 22.00 olunca el etek çeken insanların yaşadığı şehirlerden değil Zagreb, aksine yoğun bir genç nüfus olduğu için tüm bu popülasyon ve turist kalabalığı bu cadde de boylu boyuna uzanan pub ve cafe'lerde soluklanıyor. O sebeple burayı akşam adresleriniz için not edebilirsiniz.

Burada pub önerisi; Bu cadde çok kalabalık ve atmosferi beni biraz sıktığı için biz, Horvacanska Cesta üzerinde bulunan "A must Unusual Garden"a gittik ve orada farklı bira tadımları yaparak, soft müzik ve lokal kalabalığın tadını çıkardık.
Zagreb; Koştur Koştur Gezdiğin Değil, Nefeslenerek Bol Molaları Hak eden Bir Şehir
Zagreb değişik, kentin sokaklarını adımlarken soluklanıp, bankta oturmayı hobi edineceğiniz bir şehir. Bu sebeple bence iki gün hatta Cuma-Pazar ucuz bilet bulduğunuzda gidilecekler arasına almalısınız. Parklardan bahsetmişken şehrin özellikle güneyindeki Jarun Parkı yaz aylarında festivallere ev sahipliği yapıyor, biz gittiğimizde de denk gelmiştik. Çeşitli etkinlikler düzenleniyor, yaşlılar gönüllü tarım uygulamasıyla yarım günlerini yeşil alanlarda geçirebiliyorlar.
 
MAKSİMİR PARK
Bir de bizim taptığımız ve bir tam günümüzü, evet abartısız 6-7 saatimizi geçirdiğimiz Maksimir Park var ki, burası bence Zagreb'te mutlaka gezmeniz gereken bir park. Park dediğime aldanmayın oldukça geniş bir alana yayılmış ve zengin bitki örtüsü, içerisindeki göllerle tamamen huzurun nirvanası ve benim Zagreb'e aşık olma nedenlerimden biri. İçeriye giriş ücretsiz ama içeride pek çok hayvanı görebileceğiniz büyük bir hayvanat bahçesi var. Eğer çocuklu bir aileyseniz, onu oyalamak için kişi başı 30 Kuna (4 Euro) ödeyerek, ekstra tur satın alabilirsiniz. Konum olarak NK Dinamo Stadyumu'nun hemen karşısında yer alıyor, biz akıl almaz şekilde merkezden yürüyerek gitmiştik.
 
Zagreb Kathedrali - The Cathedral of Assumption of the Blessed Virgin Mary

Şehirde yer alan ve yukarıda bahsettiğim St. Marks Kilisesinden sonra en büyüleyici tarihi yapı burası. Kubbesiyle şehrin bir çok noktasından görülebilen yapı biz gittiğimizde restorasyondaydı. Mimari olarak Neo Gotik mimari özellikleri taşıyor.

*Kathedrali gezdikten sonra size dünyanın bence Roma'dan daha iyi dondurma yapan mekanını öneriyorum;
Biz, burayı şehirde gezerken Instagram fotoğraflarımı gören Anna diye bir kızın bana Instagram'dan mesaj atması ve bazı mekanlar önermesiyle keşfettik. Bu da o mekanlardan biriydi. Kathedralin hemen sağında Amelie diye bir mekan var. En başta dondurması, özellikle fıstıklısı sonra da cheescake'i efsane lezzetli.
Museum of Broken Relationship (Biten İlişkiler Müzesi)
Zagreb'te enteresan bir müze var; Museum of Broken Relationship. Biten İlişkiler Müzesi. Çok acayip. Dünyanın dört bir yanından insanlar biten ilişkileri ile ilgili objelerle birlikte, kısa hikayeler gönderiyorlar, müzenin konsepti bu. Sırf o kadar ayak üstü denk gelip, o kadar şaşırdım ki kapısında durunca. Etraftaki obje ve hikayelere insanoğlunun "merak" dürtüsüne yenik düşüp, bakarken ayrılıkların insanların ruhunda yarattığı çalkantıların, en özgür hallerini görüyorsunuz. Çok sevip şimdi sarılmamak, birlikte kahkaha atmak isteyip, bağırmadan gülmeye çalışmak gibi. Dünyada ne çok hikaye var sahi, hatta yanı başımızdaki mahallede, sokakta. Velhasıl baya değişik geldi bana, şaşırdım çünkü. Sadece biten aşk hikayeleri değil, aile ilişkileri, aile hikayeleri de var. Babası tarafından terkedilen bir kız, babasının ona aldığı hediyeyi ve onu son hatırladığı halini yazarak paylaşmış mesela hikayesini. Gerekli mi gelmek. Bilmem. İlgilimi çekti diye yazıyorum çünkü başka bir örneğini daha görmedim gittiğim yerlerde. Eskiden kalan, belki hala bayatlamamış ve içinde taze kalmış özlemleri, sitemleri olanlar varsa diye yazıyorum.
 
LOTRSCAK KULESİ
Orta Çağ'da şehri korumak için yapılmış olan Lotrscak Kulesi'nin yanından geçerken, patlak, renkleri ağarmış sarı bir duvar görüyorum. Duruyorum tabi. Biraz FAZLA UZUN durmuş olabilirim. Alicooo "Özleeeemmm ne yapıyorsun?" diyor. Şimdi ne anlatayım ki, sarı benim en sevdiğim renk, duvarlara zaten tapıyorum mu diyeyim, hangisinden başlayıp da bitireyim. Sen git, ben gelicem diyorum. Neyse o da haritadan yemek yemek için not ettiğim yerin konumuna bakıyor. Kulağımda kulaklık istemsizce açtığım şarkı; Coal Miner's Daughter. Duvarın dibine çökmüşüm. Bir patlak duvar yahu, durarak hatta yaklaşık 23 dakika aynı noktada bağdaş kurup, duvarın dibinde oturup, şahane bi' zaman geçirdim. Elimdeki defterin kapağında, Travel to Live yazıyor ve ben not alıyorum. Alico da çöküyor yanıma. Bu adamı o yüzden seviyorum, bazı şeyleri neden yaptığımı sorgulamadan ayak uyduruyor, ritim tutuyor benimle hayata. Ve işte Lotrscak Kulesi benim için artık çok özel, bi' duvarın önünde, elimizde şarap, meydana giden dolmuş kalabalığına katılıp da, vazgeçip havalimanında inen turist kalabalığı gibiyiz, hem de iki kişi.
 
Zagreb'in En Canlı Caddeleri; ILICA ve MIRKA BOGOVICA

Heyoo füniküleri olan şehirleri seviyorum. Zagreb bunlardan biri. Hızlı bir şehir turu yapmak isterseniz, Lotrscak Kulesinin hemen alt kısmındaki fünikülere atlayabilirsiniz, hoop bir dakika da Ilica Caddesi’ndesiniz. Yok istemem diyenleri, parkın içindeki ağaçlı yola alalım. Burası çok canlı, hatta şehrin en hareketli caddesi. Mirka Bogovica caddesi üzerinde salındıktan sonra, Velvet Cafe'ye giriyoruz. Efsane bi' mekan, kahvesi de dekorasyonu kadar iyi, bu arada enteresan bir cafe geleneği var Hırvatistan'da. Avrupa gibi değil. Pastanelere "Pekarna" deniliyor ve bu tarz fırınlardan bir şeyler alıp, istediğiniz cafe'ye gidip bir şeyler içebiliyorsunuz. Bu Hırvatlar bir acayip, tuhaf şeyleri var ama güzel. Herkes içinden geleni yapıyor. Mesela giriş kısmında size bahsettiğim, 5 yıldızlı otel kültürü Hırvatistan'ın kıyı şeridinde çok yaygın değil, elbette var ama herkes evinin bir kısmını, ya da komple bir evi kiralıyor. Konaklamada böyle bir konsept var yani. Dükkanlar bile oda olarak evrilip, turistlere sunulmuş.

Adımlar hala yorulmadıysa, Cvetjetni Meydanı'na uğramalısınız. Kentin en hareketli meydanlarından biri burası. Özellikle meydanda bulunan kilisenin merdivenlerinede biz kahvelerimizi alıp, günü uğurlamıştık. Çok hoşumuza gidince, meydanda sıralı bir sürü cafeden birine oturup, kahvaltımızı etmiştik. Bu arada meydanın hemen çaprazında bir çiçek pazarı kuruluyor. Oradan attığım videoyu görünce herkes ne kadar özenli olduğunu yazmıştı. İnsanın kendi ülkesinde çiçek alması lüksken, bu kadar iyi peyzajlı ve özenle hazırlanmış çiçekleri görünce gerçekten dolanıp, içine çekesi ve kendisine alası geliyor. Ki bizde kalacağımız daireye götürmüştük aldığımız çiçeği.

Bol cafe ve restoran, aynı zamanda çokça renkli yapı görmek isteyenleri Skalinska ve Opatovino Sokaklarına davet edelim. Bu sokakların hemen paralelinde ise, Medvescak olarak geçen bölgede bulunan graffiti dolu parka davet edelim. Küçük, akşamları da pek tekin olmayan park, gündüz için çok güzel fotoğraflar verecek bir bölge.

Hırvatistan Devlet Tiyatrosu
Burası bizim dar zaman sebebi ile programlarını denk düşüremediğimiz ve yapının dışını, içini ve bahçesini gezerek nasiplendiğimiz ve herkesin gezmesini tavsiye edeceğim bir yer. Özellikle yerlilerin işe gidip gelirken de, içerisinde dingin saatler geçirdiği parkın hemen önündeki tiyatronun programı ile ilgili içeriden daha detaylı bilgi alabilirisiniz. Tam adıyla, HNK Zagreb olarak geçen tiyatro neo-barok tarzı bir binada hayat buluyor. Hemen hemen her akşam bir performansın yer aldığı tiyatronun biletleri, binada yer alan bilet satış ofisinden satın alınabiliyor.
Zagreb Şehri ile İlgili Küçük Tüyolar
Şehri keşfederken gözüme çarpan ve paylaşmaktan keyif alacağım bazı dükkanlar ise;
-Love Anna Design Store (Dezman Pasajı'nın hemen içerisinde)
-Aynı lokasyondaki Antikvarijat (Eski bir kitapçı)
-Magali isimli dükkan, (tasarım ve şık kıyafet arayıp, farklı bir parçayla şehre dönmek isteyenler için)
-Genel şehir rotasını zaten paylaştım ama kaybolmak benim işim diyenler için, Streljacka Şehir Otobüsünün geçtiği sokaklar cidden adımlanası güzellikte,

-Tuscanac Parkı, Maksimir Park'a alternatif. Sakin bir sabah yürüyüşü ve huzurlu atmosfer için ideal

-St. Church Kilisesi'nden sonra, Ulica Pacla Rittera Vitezovica tarafındaki müzeye çıkan sokaklar ve tatlı cafelerde mutlaka kısa molalar verilmeli.
ZAGREB'TE YEME-İÇME
Evet şimdi iştah açıcı yeme-içme önerilerine geldi sıra, pek çoğundan yukarıdaki yazımda bahsettim.
Ama Zagreb'e gelmişken mutlaka uğramanız gereken, bizim deneyimleyip keyif aldığımız mekanlar şöyle;
-Biz akşam yemeğimizi bir gece Nokturno Restoran'da yedik. Dolac Market'ten hemen yukarıya çıkınca göreceksiniz. Zaten yokuş aşağı inen sokağın ortasında tentelerle bir çok restoran uzandığını göreceksiniz. Akşamları ciddi kalabalık oluyor, sıra beklememek için rezervasyon şart. Slovenian and Hungry Eyes diye bir pizza yedik. Efsaneydi! 3 pizza, 2 bira totalde 141 Kuna yani 20 Euro civarı bir ödeme yaptık.

Listenin devamı lokalinden tavsiyelerle dolu. Anna'dan yukarıda bahsetmiştim, benim Zagreb'te paylaştığım bir Instagram post'unu buluyor ve bana öneri dolu mesajlar atıyordu. Şimdi deneyimlediklerimizi sizinle paylaşacağım;
-Mundoaka, Pod Zidom (pizzası ciddi iyi), Otto&Frank akşam yemeği ya da öğle vakti için leziz mekanlar.
-Farklı kokteyleri için; Hostel Swanky. Konum olarak Tkalcciceva Sokağı'nda. Ki burası zaten şehrin bar ve cafe noktası.
-Hamburgere göre biraz fazla hesap ödediğimiz ama cheddarlı patatesini tek geçtiğim; Submarine Burger.

Rotanın devamındaki deniz kenarı Pula kasabası için buraya tıklayabilirsiniz.

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!