VENEDİK

Bu Venediğe ikinci gelişim. İlk geldiğimde aylardan Temmuz'du sanırım, tam bir yaz sıcağı. Daha o zaman anlamıştım, bu şehre yeniden ve tekrar tekrar gelmek isteyeceğimi. Hani çocukluk hayatın en renkli dönemidir ya. Hah işte Venedik, tam da öyle çocukta olsanız, yaş almışta olsanız sizin gözlerinizi Monami patel boya setlerinin içindeki her bir renkle, ayrı ayrı yıkayan yerlerden biri.
 
Çocukluğumuzda oynadığımız tüm misketlerin renklerini toplayıp, duvarlara yansıtmışlar sanki. Kağıttan sandallar yaptığımız figürlerin gerçek halini gondollarla resmetmişler. Gondolcular, siyah beyaz-çizgili kıyafetleri ve hasır şapkalarıyla suda kürek çektikleri her saniye sanki size yepyeni bir hikaye anlatır gibi oyalıyorlar sizi. Yaptığımız gondol turu sırasında, önünden geçtiğimiz, Scuola Grande di San Rocco yakınlarında bulunan Frari Santa Maria Gloriosa Bazilikası, Venedik’te rastlayacağınız en muhteşem Gotik mimari örneklerinden biri, bu yüzden es geçmeden mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Burası Venedik'te gezilmeden dönülmemesi gereken yerlerden. Yapının güzelliğinin dış cephesiyle sınırlı kaldığını düşünmeyin, içeri adım attığınızda Titian, Bellini ve Donatello tarafından yapılmış bir çok sanat eserinin sizi beklediğini göreceksiniz. Bu yüzden Venedik sanata ve müze gezmeye meraklı olan sanatseverler için kesinlikle İtalya'nın, hatta Avrupa'nın en sanatsal şehirlerinden biri.
VENEDİK'E ULAŞIM
Biz ilk gidişimizde Roma üzerinden Venedik'e ulaştık. Çünkü araç kiralamıştık ve roadtrip yapıyorduk. Güzergahımız üzerinde kalan şehirlere bir gün vererek, bir haftada dilediğimiz yerlerde konaklamalar yaptık. Diğerinde ise bu şehre direk uçtuk.
-Bu sebeple bir en çok sorduğunuz "Roma'dan Venedik'e araçsız nasıl gidilir?",
-Bir de Venedik'e direk uçuşla geldikten sonra, ulaşım nasıl?" soruları için bilgi paylaşacağım.
ROMA'DAN VENEDİK'E ULAŞIM
İlk iş Roma Termini'ye giderek ya da online üzerinden (from) Roma Termini - (to) Venezia S.Lucia lokasyonları yazarak, bilet almanız. Bilet fiyatları sürekli değişiyor, en güncel detaylara Trenitalia'nın internet sitesinden ulaşabilirsiniz, Hızlı tren bileti almanız ki daha mantıklı çünkü normal gece treni ile 7-8 saat süren iki şehir arası zaman, hızlı tren ile 3,50-4 saat arası sürüyor. Hızlı tren biletleri kişi başı 80 euro civarında. (kampanya dönemleri 10-15 eurolara kadar düşebiliyor ama takip etmek lazım) Tren biletinizi online olarak, üstte belirttiğim yukarıdaki lokasyonları yazarak alıyorsunuz. Roma'dan, Venedik'e giden trenin adı; FRECCIARGENTO.
Bu arada biletleme yaparken, sitede karşınıza çıkacak olan "find best price kutusunu" işaretlediğinizde, tren bilet fiyatları düşüyor, Alico'nun Roma'da yaşayan abisi bize göstermişti.
MARCO POLO HAVALİMANI'NDAN, VENEDİK ŞEHRİNE ULAŞIM
Venedikte 2 adet havaalanı var. Direk bu şehre gelmek için uçak bileti alacaksanız, tavsiyem merkeze yakın olan Marco Polo Havalimanı'nı tercih etmeniz. Bir de Venedik‘e bağlı Treviso kasabasında bulunan Treviso Havaalanı var.
 -Marco Polo Havalimanı'nında indikten sonra karayolu tercih edecekseniz önerim, C Kapısı'ndan çıkıyorsanız ATVO, B Kapısından çıkıyorsanız Aerobus 5 no'lu otobüslerine binmeniz. Otomatlardan bilet alabilirsiniz ya da şoförler yardımcı oluyorlar.
Gidiş-dönüş kişi başı 15 Euro civarı tutuyor.
-Deniz yolu ile Venedik'in içine ulaşmak istiyorsanız, ki mevsimlerden yaz ya da baharsa kesinlikle bunu öneririm. Valiziniz çok büyük değilse, havalimanından sola yarım kilometre kadar yürüdüğünüzde mavi bir iskele göreceksiniz. Alilaguna firmasının işlettiği deniz otobüsleri ile tek kişi-tek yön 15 euro ödeyerek 20 dakikalık bir yolculuğun ardından, kendi masalınızın kahramanı olacağınız bu muhteşem şehre varıyorsunuz. Valizimiz büyükse binemez miyiz? Hayır binebilirsiniz ancak onların belirlediği yük miktarını aşarsa bavul başı 3-4 euro gibi bir bedel ödüyorsunuz. (Ki Venedik oldukça güzel olduğu kadar layıkıyla turistik bir şehir ve bu yüzden bavula aldıkları ekstra ücretin, kent merkezine gittiğinizde restoran ve cafe'lerde kuver olarak karşınıza çıktığını göreceksiniz. Yani bir şey yiyip, içtiğinizde mutlaka size gelen ödeme fişinde "coperto" yazan bir kuver ücreti ödeyeceksiniz. Bu bazı restoranlarda 10-15 eurolara kadar çıkabiliyor. Dikkat etmenizi öneririm.)
 
VENEDİK'TE KONAKLAMA
Biz ilk gidişimizde Albergo Cavalletto & Doge Orseolo'da kalmış ve iki günlüğüne 1200 TL'ye yakın bir para ödemiştik. Konum olarak, San Marco meydanına yakın konumda bulunan otelin kahvaltısı ve iç dekorasyonu şahaneydi. Hemen yakınında gondolların sıralandığı, yaz güneşinin otelin duvarına vurduğu akşam üstleri enfes zamanlardı. Elbette daha ucuza konaklamalar bulmanız muhtemel ama biz kaldığımız bu oteli şiddetle önerenlerdeniz.
Albergo Cavalletto & Doge Orseolo

 

VENEDİK GEZİ REHBERİ
 Venedik, özellikle İtalya şehirleri ile ilgili yazılarım, şehir tavsiyelerim, ne nerede? önerilerim bu şekilde olacak. Çünkü sevdiğim şehirleri madde madde sıralamak değil, hikaye gibi anlatıp satır arasında keşif durakları önermek, o şehirlere bağlılık gibi benim için...
 -Venedik'te gezilecek yerlerden biri de şehri S şeklinde kıvrılarak bölen ve en büyük su yolu geçitlerinden biri olan Büyük Kanal'ın üzerinde yer alan Rialto Köprüsü. Şehre dair en güzel fotoğraf karelerini bu köprü üzerinden alabilirsiniz. Önü her daim kalabalık olduğundan bir anneanne ya da babaanne kuvvetiyle kolunuza çantanızı takıp, kalabalığı dürte dürte en öne geldiyseniz tamamdır. Hazır mısınız?
Şimdi gökyüzüyle yeşil ve mavi rengin karışımı olan kanalın nasıl dinlendirdiğini, duyguları dizginlediğini o köprünün üzerindeki vapuretto ve gondol trafiğine bakarak anlayabilirsiniz.
Köprünün tarihi öyle eski ki, Venedik'in deniz ticareti ile ünlü olduğu eski zamanlarda dünyanın dört bir yanından gelen çeşitli ürünler Rialto'daki pazarlarda satılırmış. Şimdi ise köprünün sağ ve sol tarafında adımlarken mutluluk yaratacak küçük maske, obje ve antikacı dükkanları var.
Venedik gerçekten meydanlarıyla, gondolların park ettiği küçük köşeleri ve su kanallarıyla sanki burada doğmuşsunuz ve burada geçireceksiniz tüm hayatınızı gibi. Güneş gözünüze girene dek, eskiyen evlerin kanala yansıyan tüm yansımalarına bakın buraya geldiğinizde. Çünkü seyahatler mutlaka kanala yansıyan görüntülerle hafızalarınıza kazınır ve sonra unutulmaz anılara dönüşür.
-Ca' d'Oro ise, benim Venediğe her gelişimde yeniden ve ısrarla önünde durup, güzelliğiyle büyülendiğim yapılardan biri. Altın Ev olarak da bilinen Büyük Kanal’daki bu muhteşem saray, ön cephesindeki çiçeksi süslemeler ile gotik mimarisinin esşiz örneklerinden biri.
Günümüzde Rönesans dönemi heykelleriyle Titian ve Guardi’nin resimlerinin sergilendiği bir sanat müzesi olarak kullanılan Ca' d'Oro, balkonunun sunduğu eşsiz manzara ile de ünlü. Saraya gidip başyapıtları gördükten sonra, balkona çıkıp Büyük Kanal’ın harika manzarasının keyfine varabilirsiniz. Yapı, beyazın tüm ihtişamıyla kanalın üstünde duruşuyla bile uzaktan farkediliveriyor hemen. Gondoldan bile uzaktan görüp, mutlu olacağınız cinsten. Şehrin kendinden bir melodisi var sanki içimde. Kendi şehrimde unuttuğum sabahların, doğan güneşlerin hepsinin toplamı sanki bu şehir. Suda ilerliyorum ama sanki günün içinde yolculuk halindeyim. Bitmesini istememenin tek sebebi olsa olsa yeniden özlemek olur sadece... Tam da şu an bu yazıyı yazarken ve Venedik'le tanışıp, tekrar gitmek isteyenlerin hissedebileceği bu tanıdık duygu gibi.
O sabah Venediğin köprüleri, kanalları bitene dek playlistimde çalan müzikler hazırdı. Cebimden çıkardığım rota defteri kalabalıktı. Venedik'ten o gün güneş gitmişti belki ama adımlarım ve keşfetme hevesim içimde hep taze. Eğer sizinde öyleyse, Rialto Köprüsü'nün hemen yakınlarına gizlenmiş Santa Maria dei Miracoli Kilisesi yol üstü duraklarımızdan ilki. Cannaregio ilçesinde bulunan bu tatlı kilise, Venediklilerin bağışlarıyla Merye olmalı.
 Burayı da fotoğrafladıktan sonra, yazın geldiğimizde kaç top yediğimi bile hatırlamadığım efsane dondurmacı Suso'ya gitmelisiniz. Tüm dondurma çeşitleri hiçbir yapay tatlandırıcı olmadan tamamen doğal malzemeler kullanılarak üretiliyor. Ben tatlı engelimi itinayla ve zevkle kaldırarak yıllardır yeniden yemek için deftere favori olarak yazdığım, Suso’nun en ünlü tadı olan üzeri Nutella ile kaplı bir çeşit çikolata pralini olan Quella’sını tatmıştım. Tatmak mı? Pardon üç top yemiştim...
 
 
RENKLİ KALABALIKLARIN MEYDANI; SAN MARCO
San Marco Meydanı, Venedik’in en ünlü meydanı. Dünyanın en güzel meydanlarından biri olarak kabul edilen bu meydanın etrafında Procuratie Nuove, Procuratie Vecchie ve Ala Napoleonica gibi hangisine bakacağınızı şaşırtan yapılar var. 
 Venedik gezilecek yerler listesinin başında yer alan bu meydanın en görkemli diğer mimari yapıları ise; Meydanla aynı ismi taşıyan San Marco Bazilikası ve Torre dell’orologio isimli saat kulesi.
Napolyon’un “Avrupa’nın resim odası” olarak nitelendirdiği meydan kış aylarında suyun yükselmesi sebebiyle çoğu zaman gezilemiyormuş. Tarihe tanıklık eden bu alan bizim ucundan yakaladığımız maske festivali, konserler ve çeşitli organizasyonlara da ev sahipliği yapıyor. Şehrin dini ve politik merkezi olarak da kabul gören bu meydanda turistlere hitap eden dükkanlar, kafe ve restoranlar da bulunuyor. Meydan öyle canlı ki, sanki hayatın hep güzel tarafları varmış, yaşam karnaval tadındaymış gibi yürüyorsunuz öylece. Hayat tüm ihtişamıyla akıyor ve İtalya, özellikle de Venedik hayatın akışına kendinizi bırakmak isteyeceğiniz en güzel şehirlerden biri!
 -Adımlar yorulmuyorsa, Venedik size küçük geliyorsa daha hemen karar vermeyin. Venedik küçük gibi gözüken ama içerisinde saklı güzellikler barındıran ve bir gezginin hiç sıkılmayacağı yerlerden biri. Mesela; Aziz Mark’ın Çan Kulesi ve San Marco Bazilikası.
 Venedik'te tarihle iç içe geçmiş güzellikte öyle çok yapı var ki, yani sadece kanallarda yapacağınız romantik gondol turu ya da dar sokaklarından saptığınızda suya gömülü evlerinin önüne küçük sandallarını park etmiş insanların günlük yaşantılarını hayale dalarak bitmiyor gün. Alternatifi bol, tarihi çok bir şehir.
Mesela 99 metre yükseklikteki Aziz Mark’ın Çan Kulesi, San Marco Meydanı'nın en önemli yapılarından biri. Hatta kuleye çıkma zahmetine katlanırsanız, meydan başta olmak üzere tüm Venedik’i avucunuzun içinde tutacakmışsınız gibi seyre dalabiliyorsunuz. Bu arada 9. yüzyılda yapılan San Marco Bazilikası da kentin atlanmaması gereken diğer bir yapısı. Benim yapıya dair, araştırma yaparken dikkatimi çeken en önemli detay;  “Altınların Kilisesi” olarak da bilinen yapının Ayasofya Müzesi dikkate alınarak yapıldığıydı.
 Şehre dair hala cevaplanmamış çok sorum var, gezme şeklime sıfat yapıştırmaya çalışmadan "çok gezeceğim, en iyi şeyleri keşfetmeliyim, o en güzel manzarayı bulmalıyım" telaşına düşmeden, içimden geldiği gibi adımlamaya devam ediyorum her gidişimde şehri. Şehir için bu yüzden, "kaybolmak" önceliğiniz olmalı diyebilirim gönül rahatlığı ile.
-Ponte dei Sospiri, Venedik'te en sevdiğim köprülerden biri. Özellikle Instagram profilimde koyduğum Venedik videolarından biri ve sizin en çok konum sorduğunuz video bu köprüdendi. Köprüyü sevmemim temelinde, hikayesi yatıyor aslında. Köprünün bulunduğu kanaldan eski zamanlarda, görülen duruşmalar sonrasında geçirilen mahkümlar varmış bu yüzden köprü eski zamanlardan bugüne "Ahlar Köprüsü" olarak anılmış. Nedense her baktığımda, hikayesinden dolayı o "ah!" seslerinin kulağıma çalındığını hissederim, bu yüzden de köprü hem en güzel hikaye, hem de en fotografik köprü olarak cebinizde dursun derim.
 
-Hani demiştim ya, gotik mimari Venedik'te gözünüze şölen yaratacak en güzel şeylerden biri. İşte mimarisi ile beni büyüleyen Ca'Rezzonicco, günümüzde bugün müze olarak kullanılan dört katı ile dönemin Venedikli zengin ailelerinin yaşantısına tanık olabileceğiniz gezilesi noktalardan biri.
VENEDİK'TE GONDOL TURU
-Ah! Hiç söylemiyorsunuz. Gondol Venedik'in en önemli sembollerinden biri. Peki fiyatlar nasıl? Pazarlık var mı?
 Tüm bunlardan önce sizi Stefano ile tanıştırayım.
Kendisi 3 kuşaktır gondolculuk yapan bir ailenin 2. Oğlu. Aşırı muzip, çok dost canlısı. 
 Venedik'e ilk gidişimizde, içimden dilek dilemiştim, şöyle şakalı komikli, hikayesi olan bir gondolcuya denk gelsek diye. Valla öyle oldu. Artık hayatta isteklere, tesadüflerden daha çok önem veriyorum. Bir de biriktirdiğim anılar, onlar gerçek hazinem.
 Mevsimlerden yaz, nasıl kalabalık.
Deli bir gondol sırası, gondolcular doymuş, nasılsa gelen geliyor.
Alico'ya dedim ki, bu kuyruğu biz dönüş uçağına kadar bekleriz.
O sırada, biri sesleniyor, "guardare a voi" (baksanıza buraya)
Üstümüze alınmıyoruz tabi. Sonra adam italyanca bir şeyler söylüyor, bizim pazarcılar gibi. Geeel, geeeel der gibi. Ama işin tuhafı herkes bağırana değil, bana bakıyor. 
Ben de Alico'ya dedim ki, ne diyor Allah aşkına bu bize, herkes dönüp bakıyor? 
Alico'da bi kıllandı. Hahahaa sonra dedik ki, hayırdır ne diyorsunuz?
Adam meğer "kıyafeti benimle aynı olan kız ve sevgilisi, buraya bakın!" diye bizi çağırıyormuş.
Ben bir de adamı kalayladım, sayende sıradan da çıktık bravooooo! diye...
Neyse hikaye şu; Stefano evden çıkarken her gün içinden gelen birisine gondol turunu bedava yapıyormuş. Yıllardır böyleymiş. Bunu da gününe renk katacağını düşündüğü kişilere yapıyormuş.
O la la günün şanslısı biziz 
Niye biz dedim?
"Çünkü bir gondolcuyla aynı kıyafeti giydiğine göre komik birisin bu bir.
İkincisi ve en önemlisi de köşedeki lokal şarapçıdan en sevdiğim şarapla beraber üç kadeh aldığınızı gördüm" dedi.
İyi de biz kadehi biri kırılırsa diye yedek almıştık. İşte artık onun kısmeti mi, bizim şansımız mı dersiniz bilmiyorum ama hayat İtalya'da çok renkli ve çok şahane! Onunla yaptığımız gondol turu ve öğlenin tam sıcağında kafamız güzel içtiğimiz o şarabı asla unutamıyorum.
O yüzden biz ne zaman gitsek, Stefano'yu bulma çabasına gireriz. Tabii ki beleş gondol için değil, sohbeti, muhabbeti, harika dostluğu için.
 
Peki siz ne yapacaksınız?
 Öncelikle gondolun Venedik'te çok eskiden günümüze gelen bir aktivite olduğunu ve şehirde yapılacak en güzel aktivitenin bu olduğunu söylemek istiyorum. Needeyse tarihi 9. yy'a kadar uzanan gondolların sayısı eskiden on beş binlere yaklarşırken, bugün bu sayısı Stefano'nun deyimi ile 400'e kadar düşmüş. Çünkü gondolcu olmak bir sanat işi diyor Stefano. Artık gondolcular çok uzun testler, zorlu kurslardan geçerek, eğitim alıyorlarmış. Sen eğitimi bırak, paradan haber ver diyen bütçe yapan gezginlerin sesini duyuyorum sanki?
 -Normalde gondollar 6 kişilik ama hayatta en huzursuz olduğum şey; yer kavgası olduğu için biz iki kişi binmeyi tercih ettik hep, ailece gittiğimz zamanda yine bize özel oldu gondol. Fiyat değişmiyor çift olarak binmek isterseniz de, 6 kişi binerseniz de fiyat aynı. Tek fark çoklu bir grup arkadaş ile binecekseniz ücreti bölüşüp, ekonomi yapmış oluyorsunuz.
 -Normalde turların süresi takribi 40-45 dakika, siz daha uzun binmek isterseniz ekstra ücrete tabii tutuyorlar. 2017 içerisinde 45 dakikalık tur fiyatı 80 Euro idi. Pazarlık maalesef çok işe yaramıyor, biz Temmuz ve Şubat Ay'larında gitmiştik. Şubat'ta maske festvali, Temmuz'da da çok kalabalık olduğundan popüler zamanlar olduğu için pazarlık konusunda şansız zamanlamaya denk gelmiş de olabiliriz.
-Gece binmek mi daha iyi, gündüz mü? Biz bir kere gece, bir kere de gündüz bindik. İlk defa yapacaksanız, cevabım kesinlikle gündüz o renkleri, duvarları, kanalların ruhunu görmeniz. Ama ben loşa dönen gece ışıklarını ve şehirlerin gece renklerini de çok sevdiğimden gece yaptığımız tura da bayılmıştım. Bu arada gece gondol turu 45 dakikalık 100 euro civarı. (Canım Stefano iyi ki var, bütçemize dostmuş şimdi daha iyi anlıyorum.)
-Peki gondol turuna nerede binmek gerekir?
Venedik'te dolaşırken, şehrin pek çok noktasında kanala park etmiş gondol ve gondolcular görürsünüz. Bunun bana göre net bir cevabı yok, çünkü şehrin her köşesi muazzam. Ama tercihim, insan kalabalığının nispeten yoğun aylarda da olsa biraz olsun azaldığı, suyun sesini daha net duyabileceğiniz Campo San Barnaba ve Friari bölgeleri.
DENİZDEN GÖRÜLEN EŞSİZ GÜZELLİK
 Deniz yolu ile Venedik'e geldiğinizde görebileceğiniz en görkemli yapılardan biri Dükler Sarayı. Ruskin'in "Dünyanın merkezindeki yapı" yakıştırmasını yaptığı Dükler Sarayı, diğer adı ile Palazzo Ducale, Venedik Cumhuriyet'inin yönetim merkezi olarak 9 yy.'da inşa edilmiş. Sarayın içerisinde arzu ederseniz, bir saatten fazla süren özel rehberli turlara katılırsanız, düklerin yaşadığı odaları, özel eşyalarını ve engizisyona ayrılan bölümleri görme fırsatı yakalayabiliyorsunuz.
 Venedik işte böyle, biz henüz iki gidişimizde de feribotla günü birlik gezilebilen renkli adalar Burano ve Murano'yu göremedik ama vaktiniz olursa mutlaka günü birlik feribotlarla gezmenizi öneririm.
VENEDİK YEME-İÇME REHBERİ
Venedik'e ikinci gelişimde, ilk gözlemlediğim zaman aklımda olan, sonraları ise daha emin olduğum bir hisle güne başlamıştım... İnsana renkleriyle umutlar veren, pozitif olmaya iten, renklerine dokunarak tebessüm ettiren bir hal var bu şehirde.
 Ya benim içimden gelen ya da şehrin bana aşıladığı en net duygulardan bazıları bunlar. Hayat sanki hangi gondola bineceğini seçerken, duyduğun heyecan kadar basit şeylerin toplamı gibi.
 Mevsim kışta olsa, o soğuğuna rağmen, geçirdiğiniz zamanın sizi ısıtacağının garantisi verir gibi...
 
Venedik'teki gondolların sadece üstünde durmakla yetinmiyor içim, sanki doğum günü pastası üfler gibi arkadan rüzgar yapsam da, daha hızlı süzülsek suda gibi telaşlar var içimde. Çocuksu, başkasına söylesem saçma gelecek cinsten.
Sonra gördüğüm her yarı suya gömülü evin, penceresinden içeri bakmak istemek...
Şehrin bende uyandırdığı gizli meraklardan biri.
Hayal etmek o evde ne piştiğini, hangi kahve çekirdeğinin koktuğunu ya da hangi müziğin en çok dinlendiğini...
Venedik kesinlikle aşk şehri, mutluluk kenti, güzel şeylerin en mümkün hali...
Ve işte mümkün olanları düşlerken şehirde yapılacak en güzel aktivitelerden biri de, İtalyanların şarapları, başlangıçları ve yemekleri ile önce göze, sonra mideye hitap eden zengin mutfaklarının tadına varmak...
Kısa kısa Venedik'te favori restoran, cafe ve beğendiğimiz mekanlardan derlemeler yaptım.
 -Zaten ziyadesi ile pahalı bir şehre geldik. Yeme içmeyi salaş ve ucuza aradan çıkaralım diyorsanız Rialto Balık pazarı ve köprünün bulunduğu kısımdaki San Polo Bölgesi'ni yazın deftere.
 -Bugün hala her sandviç gördüğümde tadı damağıma gelen Al Merca'da ayak üstü sandviç işlevi gibi ayak üstü olsa da mideyi uzun süre tok tutacak cinsten. (En maximumu 6 euro)
-Cà D’Oro alla Vedova, deniz mahsulüne tapıyorsanız koşun. Sizi cennete davet ediyorum, makarnası, ıstakozu, kalamarı ne isterseniz en taze yemekleri, eski bir dekorasyonda keyifli bir şarap içmek için ideal.
 
-Bacaro Quebrado, çok aç değilsiniz ama canınız kızartma yemek istiyor, böyle ayak üstü atıştırmalık gibi ama yanında da birer kadeh şarapla altlık yapacaksınız. Burada patlıcan ve kabak kızartması iyip, ortaya da güveçte efsane domates soslu makarna söylerseniz beni hatırlayın.
 -Kahvaltı için kanal kenarı çantaya atmalık o unutamadığım sandviçlerin adresi; La Bottiglia.
 -Daha akşam üstü araya sıkıştırmalık, uzun uzun oturmadan ziyadesiyle leziz bir pizza yemek için Bistrot de' l'Osmarin, Alico'nun bayıldığı street food'un kalbine dokunan kalamar ve patates kızartması için Fried Land listenizde olsun.
 -Haydi Venedik'e veda etmeden önce size tatlı ve cafe konusunda iki bonus vereyim; Efsane Grand Kanal manzarası eşliğinde içeceğiniz en mükellef kahve için The Gritti Terrace, ödül maması kıvamında her acıktığınızda midenizi şımartmalık kurabiyeler için; Pasticceria Rizzardini.
Venedik masalı burada sona eriyor, yazıyı beğendiyseniz ve sorularınız varsa yorum bırakabilirsiniz.
Karnaval zamanı Venedik için söz ayrı bir post gireceğim.
Şimdilik seyahatle kalın...
0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!