SPLİT

Zadar'dan sonra, Hırvatistan'ın ikinci en büyük şehri Split'te geldik, buradan sonra rotamız Montenegro yani Karadağ ve dönüş uçağımızın olduğu Dubrovnik şeklinde devam etti. Burası tüm Hırvatistan'ın turizm cenneti. Konum olarak Adriyatik'in doğusunda kalıyor. Özellikle tarih ve deniz meraklılarının yoğun ilgisinden dolayı Akdeniz'in en hızlı büyüyen kenti olmuş. Bir çok medeniyetin izler bıraktığı Split sokakları, şahanenin de ötesinde ama en güzel yanı bence masmavi denizi ve sahip olduğu sahil şeridi.

Peki nasıl ulaşıyorsunuz Split'e?
Zagreb’den çıkarken, daha genel ifadeyle tarif vermek gerekirse, A1 tabelalarını takip ederek otobana girmeniz gerekiyor. Yalnız burada bir parantez açayım, roadtrip yaparken en çok bütçe tükettiğimiz rota burası oldu. Arada ülke değiştirdiğinizden ve sınır geçtiğinizden, çok fazla pay toll yani ödeme noktası var. Bu arada ülke geçişleri yapacaksanız, kiralama şirketine bunu belirterek aracınızı teslim alın. Biz aracı Zagreb'ten alıp, Dubrovnik dönüşlü olduğu için uçağımız, buraya teslim ettik. Bu gibi detayları araç kirası sırasında mutlaka netleştirmeniz gerekiyor.

Bir coğrafyayı gezerken genelde, kendinizi her şeye eşit uzaklıkta gibi hissetmeniz mümkün değildir, yani ya denizi çok seversiniz ya tarihini. En azından benim için öyle. Ama Split başka. Hepsine, her yanına aşık ediyor sizi. 305 yılında Roma İmparatoru Diocletianus için yaptırılan Diocletianus Sarayı'nı gezerken de, 7. yüzyılda kutsanmış ve dünya üzerinde restorasyona uğramadan günümüze kadar ayakta kalan en eski Katolik kilisesi olan Dujam Kathedrali'nin, kiremit renkli yapıları arasında büyülenirken de, Split'in en iyi plajı sayılan Bacvice'de denize girerken de sadece tek birini sevemiyorsunuz.
Split böyle, ilk görüşte sevdiklerimden. Sanki daha intro kısmını dinlerken sevdiğiniz bir şarkının, nakarata geldiğinizde aşık olduğunuz melodisini dinler gibi, utanmasam şarkının sonunda, ezgilerden bağımsız mutluluktan göbek atacağım o derece.

Riva ise, Split'in en hareketli, en canlı bölgesi. Upuzun palmiyelerin sağlı sollu konumlandığı Riva'da, gün batımı izlemek için efsane restoran ve cafe'ler var. Ayrıca gündüzleri de limandan kalkan yatlı turlara katılımın ana durağı olduğundan oldukça canlı bir bölge. İnsan Split'te kendi rengini istemsizce mavi seçiyor. Karalar bağlamanın mevsimi olan kış da değil, hala yazın renklerinin tam içinde uyandığını hissediyor.

Augubio Congo efsane bir restoran, yeme de yanında yat tadında. Alico, şöyle yürürken göz devirdiği o 85'lik büyük şapkalı ve kesin hayattan tat almanın kitabını yazan kadına gelen yemekten anladı, hatta çözdü işi. O yüzden gözümüze kestirdik. Ama biz keşifte öncelik sırasını Marjan Tepesi'ne verdik.
Burası Split’te bulunan ve New York’taki Central Park büyüklüğünde bir orman. Beni bundan sonra ararsanız kesinlikle burada ve Akdeniz'in makilerine karışan uzun yeşil ağaçlarından yayılan mis gibi kokunun içindeki bu parktan bildireceğim. Yürüyüş yapmak, bisiklete binmek ve şehir hayatından kaçmak isteyen, buna özlem duyan herkesin mekanı burası. İçinde 13. yüzyıldan kalma bir kilise yer alan parkın manzarası şa-ha-ne!

Şimdi dolaşırken daha iyi anlıyorum, Split için neden dünyanın en güzel şehri, hatta Akdeniz'in çiçeği dendiğini. Ve buraya iki gün konaklama vererek, ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi. Şehirde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Soparnik” diye bir yerel yemek var, bunu tatmalısınız. Bu daha çok sebze ile doldurulmuş ve ateşte pişirilmiş bir tür hamur yemeği. Buraya kadar sıkıcı olabilir ama üstüne zeytinyağı ve sarımsak ilave edilince topluyor kendini üzülmeyin.
Kendine özgü yapıları, tarihi, yerel lezzetleri olup da, aynı zamanda bozulmadan korunan yerlere karşı ilgim büyük. Belki de bu yüzden sevdim Split'i bu kadar. 1979 yılında, Split tarihi merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmış. Sayısız arkeolojik değer var, bizim gibi çalınıp, çırpılmamış, geçmişte değeri bu kadar bilinmiyorken yağmalanmamış köşelerle dolu. Yazmak ve gezmeyi o kadar taparcasına seviyorum ki. Bir sayfayı doldurmak ya da bir yere sırf gittim diye tik atmak için yazmıyorum ya da gezmiyorum. Sadece bir paragraf da olsa, ona değecek kadar güzel yaşamaya çalışıyorum hayatı. Hepsi bu! Ve buradan yüreği güzel olan herkese bu satırlara ortak oldukları için teşekkür ediyorum. Yani size, hepinize!

SPLİT GEZİ REHBERİ

Yukarıda belirttiğim noktalar dışında, aşağıdaki tarihi noktaları da gezmek için vakit ayırmalısınız. Biz bir tam gün verdik Split için ve sonra iki günü daha önce de gezdiğim ve hayran kaldığım Dubrovnik'e ayırdık.
-Stari Grad, Diocletian Sarayı'nın olduğu Eski şehir kısmı,

-Republic olarak geçen Cumhuriyet Meydanı,
-Özellikle benim kule manzarasından etkilendiğim ve maviyi kucakladığım St. Domnius Kathedrali,

-Bizim kalmadı ama eğer sizin vaktiniz kalırsa, Unesco Dünya Mirası Listesi'ndeki Trogir şehri görülebilir.
-Bir de bizim bu rota sonrası aklımızda kalan ve bu rotanın ada turu versiyonunu hayata geçirmeyi kafaya koyduğumuz, Hvar ve Brac Ada'larına geçiş için bilgi alınarak, ek programlar yapılabilir.
-Deniz için bizim memnun kaldığımız alternatifler; Kasuni ve Stara Baska Plajları.

Rotanın diğer yazısı Karadağ için buraya tıklayabilirsiniz.

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!