SAKARYA

İSTANBUL'DAN GÜNÜBİRLİK DOĞA KAÇAMAĞI


"Tek bir yaprak fırıl fırıl dönerek yere düşüyor... İnce, kırılgan, bazen de üstüne bastığında çıtırdayan sesiyle masal gibi melodiler çalıyor kulağına,

Sonra kapısından girer girmez, odun ateşinin dumanlı kokusu değiyor burnuna,

Sobanın üstünde demini alıp, sis gibi buhar çıkaran demliğin içindeki tavşan kanı çayı içeceğini hatırlıyorsun birazdan...

Sonra kuruluyoruz cam kenarı masaya, altınızda dere, pencere ormana komşu.

Sofrada Sakarya mutfağına özgü her şey var. Pişiden tutunda, yöresel mezelere kadar. Sıcak pideler geliyor, ufff elinizin yanması o an ne büyük mutluluk!"


İşte biz sonbaharın bizim için resmi olarak geldiği ilk gününe, yukarıda yazdığım duygularla merhaba dedik. İstanbul'a yakın sayılabilecek ve hem çift hem de çocuklu ailelerin günü birlik rahatça gerçekleştirebileceği bu rotaya Instagram'dan çok fazla soru geldiği için bugün taze taze yazarak, burada paylaşmak istedim.
Öncelikle sabah 09.00'da Anadolu Yakasından arabalı olarak çıktığımız Sakarya Yolu'na gidiş için ilk hedefimiz güzel bir yerde kahvaltı etmekti.

Kahvaltı edeceğimiz yere tamamen Sakarya'ya ulaştıktan sonra, köy yolunda rastladığımız pembe yanaklı, oksijene doymuş güzel insanlardan aldığımız tavsiyelerle karar verdik. Çünkü spontane ve yerlisinden tavsiye öneriler çoğu zaman yolculuklarınızın en güzel anlarını yaşatıyor.

Haftasonu trafiği henüz şehri teslim almadan, İstanbul otobanını takip ederek ve Sapanca-Sakarya yol tabelalarını gerinizde bırakarak bu bol yeşilli köye ulaşabilirsiniz.

Konum olarak tam adresle; Kayalar Mevkii'nin Mehmudiye Köy'ünde yer alan nefis bir kahvaltıcı çıkıyor karşınıza. Aslında lokasyon olarak; Adapazarı-Sakarya arasında.

Odun ateşinde pişen çay, eski tip fırınlardaki hamur işleri, pişiden tutunda, kendi yaptıkları mezelere kadar bir sürü doğal lezzetle donatıyorlar masayı. Bu harika doğa dostu mekanın adı; Alaşara Restoran.

Mekanın sahibi Selçuk Bey'in sesi de, en az gözlerindeki mavi renk kadar samimi. Biz kurt gibi aç olduğumuz için ekstra sucuk ve omlet siparişini önden vermek istesek de, bizim kahvaltımız "sıradan serpme kahvaltılar gibi değil, acele etmeyin bekleyin" diyor İstanbul'daki pek çok işletmecinin aksine...

Yaklaşık on dakika içerisinde masaya Sakarya ve Adapazarı'na özgü, hatta Kafkas oldukları için kendi tarfilerinin karma lezzetlerinden oluşan beş çeşit meze geliyor. Benim favorim havuç ve ceviz içinden oluşan havuç tarator ile yoğurt, yeşillik ve inanmayacaksınız ama tel şehriyenin yoğurtla marine edilince yumuşayıp, farklı bir tat yarattığı meze oldu. Sonra beyaz peynir, domates, salatalık ve mis gibi kokan zeytinlerin dışında bir zeytinyağlı-patatesli mücver geliyor ki sormayın. Bir bakıyorsunuz, hangisinden tatsam telaşına düşmüşken, güveçte abaza peyniri ve altın gibi kızarmış gerçek patates kızartması günün bonusu oluyor. Demini sobadan almış çayınızı, bardak bardak doldururken zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz burada. İç kısmın dekorasyonu ahşap tavan ve sobanın eski ama hoş atmosferiyle hayat bulurken, duvarlarda eski gazete haberleri var. Türkan Şoray'ın posterleri ve bol Atatürk resimleri ile masadaki Türk bayraklarını görmek içinizi mutlulukla kaplıyor. Zamana yenilen ama yenilse de eskimeyen mekanları seviyorum, kendimi evimde gibi hissettiriyor, işte bu yüzden güzel olan ve deneyimlediğim her şeyi sizinle paylaşmamı sağlayan "yazma ve keşfetme" tutkumu da seviyorum...

Evet kişi başı kahvaltının 40 TL olduğu mekandan, közde pişen türk kahvelerimizi de içtikten sonra "yeniden geleceğimizin" mutlu hissiyle ayrılıyoruz.

Şimdi sıra Selçuk Bey'in mutlaka uğrayın dediği ve Karadeniz'in, Sakarya Nehri ile buluştuğu, minik minik takaların demirlediği Karasu Nehri. Aracımızı park edip, limanda kısa bir yürüyüşün ardından rotanın bizi en çok heyecanlandıran kısmına geldi sıra; Acarlar Longozu.

Instagram hikayelerinde bol bol video paylaştığım asma köprü ile başlayıp, yanınızda nilüferlerle dolu nehrin uzandığı Acarlar Longozu'nun yürüyüş parkuru maalesef çok kısa ve toplamda 1 km. Ama güzel havalarda nehirde demiz bisikleti ile dolaşıp, vakit geçirme imkanınızda var. Acarlar Longozu'ndaki tek dinlenme tesisi, yerin girişindeki büyük ahşap restoran ve hemen parkurun sonundaki ve bizim nehir ve asma köprü manzarası ile en begendiğimiz salaş Acarlar Longozu Cafe. Burada türk kahvenizi kişi başı 4,5 TL'ye sadece manzara ve dinginlik beklentisi ile içebilirsiniz.

Acarlar Longozu'na Karasu'dan beş on dakikada ulaşabilirsiniz. Longoz'un girişinde özel mülke ait bir otopark var ve günlük otopark ücreti; 10 TL

Peki Longoz ne demek?

Denize doğru akan derelerin ağzı kum ve toprakla kapanınca, göl ve ormanlar iç içe giriyor ve bu ekosistem mucizesini yaratıyor. İşte Acarlar Longozu'nu da tam bu tarifi düşünerek gezdiğinizde bir yanınız orman, bir yanınız nehir manzarası olacak şekilde gezince anlıyorsunuz. Burası Türkiye'nin aynı zamanda en büyük Longozu olma özelliği taşıdığından, koruma altına alınmış.

Biz günlük gezimizi burada dinlenip, kitap okuyarak ve yakın yerlerde kısa molalar vererek geçirdik. Civar köylerde yeşile doyduğunuz güzel yürüyüşler ve köylü teyzelerin topladığı gerçek toprak mahsüllerinden satın alarak eve döndüğünüzde aşırı oksijen alımından direk uykuya geçiyorsunuz.

Bizim cumartesi günümüz böyle kısa ama güzel bir kaçamakla geçti, umarım sizlerde en kısa zamanda hayata geçirir ve bana fotoğraf atarak, yorumlar yaparsınız.

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!