ROMA

GÖZÜMÜ KAPAYIP, HER AÇTIĞIMDA OLMAK İSTEDİĞİM ŞEHİR; ROMA!
Roma benim ikinci evim, yuvam. Böyle diyorum çünkü, biz neredeyse her yaz 10 koca gün kalmaya çalışıyoruz bu güzel şehirde. Totalde üç kere yaz mevsiminde, bir kere de kış mevsiminde gittim bu şehre. Yani dört kere beni eski ruhuyla teslim alan, sokaklarına aniden çöküp, kaldırımlarında zamanı durdurmak istediğim an'ılar verdi bana. Şimdi düşünüyorum da, hayatımın en güzel seyahatleri Roma'ya yaptıklarım!
Ve damağımda bıraktığı tatların, mevsimlerle, aylarla ya da yıllarla eskimesi asla mümkün değil. Her gidişimde kocaman heyecanlara gebe, sanki ilk defa gidiyormuş gibi bir kavuşma telaşı beliriyor içimde, Roma Fiumicino Havalimanı'na her ayak bastığımda içimdeki çocuğun nasıl ip atlar gibi delirircesine mutlu olduğunu anlatamam.
Her dönüş uçağında ise, aynı buruk veda hüznü çöküyor içime. O kadar seviyorum ki, Roma'yı, dünyanın gördüğüm onlarca ülkesi, yüzlerce şehri içinde hep en özlediğim olmayı başarıyor nedense...
 
Hep en çok sorulan soru neden bu şehri daha çok seviyorsun onca gördüğün yere oranla? Kendi içimde cevabı çok basit; bu şehirde insanlar telaşsız yaşıyorlar. Sokakların o eski dokusu öyle huzurlu ki. Hep gözümü kapatıp, Roma diye düşlediğimde en güzel yaz anıları beliriyor zihnimde... En son gidişim, geçtiğimiz Şubat Ay'ı idi. Roma'daydım ve bu şehirde geçecek üç gün bile ilaç gibi gelmişti bana. Sanki yeniden oyuncağına kavuşmuş ve en sevdiği oyuncağı ile uyuyacak bir kız çocuğu gibi oluyorum. Garip bir his ama kendime kısacık bir sözüm vardır hayata dair; Yaşadığım ve sürdüğüm hayat müsaade ederse, üç ya da altı ay bu şehirde bir gün mutlaka yaşamak istiyorum.
 
Hadi bakalım şimdi Roma'yı, aslında benim Roma'mı anlatayım birazcık size. Ama başta anlaşalım spontane bir gezi rehberi olacak bu. Çünkü Roma'nın tarihini, tarihi yapılarını anlatmaya sayfalar yetmez, hepsinden biraz biraz bahsedeceğim elbette ama en çok da Roma deyince, her gidişimde "mutlaka uğradığım" duraklardan bahsedeceğim size... O zaman benim anılarım, sizin anılarınıza karışsın ve paylaştıkça çoğalsın güzel şeyler şehre dair...
ROMA'DA ULAŞIM
 -Biz Roma'ya her gidişimizde bol bol yürüyoruz ya da motor kiralayarak geziyoruz, özellikle yaz aylarında denize girmek için şehre yakın kasabalara gitmek istiyorsak da bir kaç kez tren kullanmıştık. Ancak Roma büyük bir şehir olduğundan ulaşım için iki şekilde ilerleyebilirsiniz;
 -Bunlardan ilki, eğer çok gününüz var ise ve bolca müze gezecekseniz, müze girişlerinde de size fayda sağlayacak olan RomaPass almak. RomaPass kartı kısaca şöyle; Kart totalde aldığınız günden itibaren üç gün geçerli oluyor ve ilk iki müze girişi ücretsiz. Bu üç gün içerisinde dilediğiniz gibi otobüs, tren ve metrodan faydalanabiliyorsunuz. (Vatikan dahil değil) Hem şehirdeki toplu taşıma, hem de turistik-kültürel etkinliklerde indirim ve ücretsiz geçiş hakkınız oluyor. (Havalimanından şehir merkezine ulaşımı da bu kart karşılamıyor, aklınızda olsun.)
-Biz genelde günlük bilet almayı tercih ediyoruz, Genelde programımız ve rotamız Roma söz konusu olunca, plansız ilerliyor bu yüzden tek kişi 1,50 Euro'luk bilet alarak 100 dakika boyunca dilediğimiz toplu taşımaya binebiliyoruz. Otobüs şehirde, trene göre daha yaygın bir ulaşım aracı. Zaten gittiğiniz zaman otobüslerin, en az İstanbul'dkai kadar tıklım tıklım olduğunu göreceksiniz. Peki bilet almazsak ne olur? Zaten kimse otobüste bilet okutmuyor? Evet, Roma o anlamda herkesin daha rahat takıldığı bir şehir ancak ulaşım anlamında bizim İETT gibi olan şehrin ATAC olarak geçen ulaşım sağlayıcısı kurumun, özel görevlileri rastgele duraklardan binerek, ciddi bilet kontrolleri yapıyor, biz çok kez denk geldik.
-ATAC yani Roma'nın toplu taşıma sisteminin akışına, bilet fiyatlarına ve güzergahlarına nasıl ulaşabilirim diyorsan, hooop linke tıklayabilirsin;
http://www.atac.roma.it/
-Peki 100 dakika derdi ile uğraşmasak, tüm gün yani 24 saat geçerli bir bilet alsak diyenler için de, 8 Euro karşılığında tek gün kullanımlı bilet alarak, dilediğinizde şehrin altını üstüne getirebilirsiniz.
-Çocuklu bir aileyiz. Ulaşım konusunu nasıl çözmeliyiz, onun için bilet ücreti alınıyor mu? Roma'da 10 yaşına kadar çocuklar için bilet alınmıyor, 10 yaş üzeri için bilet şartı var. Otobüse pusetle binme konusunda, genel Avrupa'da olduğu gibi medeni bir şekilde kolaylıkla binebilirsiniz, fakat kalabalık yani otobüs içi yoğunluk sorun teşkil edebilir. Bir de tarihi kentin benim taptığım ama pusetleri düşününce gözümün korktuğu arnavut kaldırımları da göz önünde bulundurmalısınız.
-Araç kiralama işlemini bu şehir için trafik ve park probleminden ötürü önermiyorum. (Diğer Avrupa şehirleri rotalarımda bunu sıklıkla önerdiğimi göreceksiniz.) Park ciddi sorun çünkü motorsikletlerin şehirde ciddi bir önceliği ve yüksek kullanım düzeyi var.
 
HAVALİMANINDAN ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM
 
Adını duymanın mutluluk vermeye yettiği, oraya her indiğimde, alana ayak bastığımda adını onlarca kez telaffuz ettiğim “Fiumicino Leonardo da Vinci” havalimanı, her gidişimizde tercih ettiğimiz şehrin en yoğun havalimanı. O yüzden ben gidiş-dönüş uçuşlarımı buradan gerçekleştirdiğim için buradan şehir merkezine ulaşım konusunda bilgilendirme yapıyor olacağım.
Biz üç gidişimizde de, sırf deneyimlemek ve buraya doğru aktarabilmek adına şehir merkezine üç farklı şekilde gidişi de denedik. Şöyle ki;
  • Fiumicino Havalimanından Roma şehir merkezine trenle gidecekseniz, Alanda 3 numaralı tren istasyonunu buluyor ve şehir merkezindeki Termini durağına varıyorsunuz. Sanıyorum sabah ilk tren 06.00 civarı idi.
  • Bu arada otobüsler 3 numaralı terminalden kalkıyor ama Termini denilen şehrin merkezine trenle 30-35 dakikada ulaşabiliyorken, otobüsle yolculuk, şehrin son zamanlardaki trafiğinden dolayı bir saati bulabiliyor. Bilet otomatlarından veya gelmeden internetten online alabiliyorsunuz. Otobüse bindiğinizde hem havalimanı-merkez arası, hem de şehir içindeki herhangi bir otobüse biletlerinizi mutlaka araç içi makinelerden valide ettirin, çünkü cezası var.
  • Bir de biz bir sefer, Alico'nun abisinin yaşadığı ev Vatikan'ın hemen karşısında olduğu için direk Vatikan'a giden otobüsleri tercih ettik. Bu otobüslerin adı SIT, bilet fiyatları 7 Euro. Bu arada her güzergahın otobüs hat ismi farklı. Mesela Colossum'a havalimanından gitmek isterseniz onun da adı TAM. Yani ilk gün merkezi Vatikan olarak düşünüp, Vatikan'a oradan da Colossum'a gitmek havalimanından hiç de zor değil.

ROMA'DA KONAKLAMA
Roma, dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri biliyorum, en çok turist ağırlayan ve ziyaret edilmesi için belli bir mevsim değil, her mevsim rüya gibi olabilen bir şehir onu da biliyorum. Hal böyle olunca benim sizden en çok aldığım soru hem kaldığım yerlerin dokusuna önem verdiğim, hem de ekonomik konaklamanın gittiğim her yerde yollarını aradığım için "Roma'da güzel ve ekonomik bir yerde nasıl konaklayabiliriz?" oldu. Bu anlamda sizi şaşırtacak bir cevabım var. Biz üç gidişimizde de, Alico'nun abisinin evinde kalıyoruz. Yani ailemizin yanında. Dolayısı ile her yaz mutlaka gidip, uzunca kaldığımız Roma konaklama parası vermediğimiz için ciddi bir artı sağlıyor bize. Ancak son gidişim de, daha yoğun bir rota yaptığımız ve araçlı spontane bir güzergah belirlediğimiz için otelde kaldık. Kaldığımız otelin linkine aşağıdan ulaşabilirsiniz. Ciddi anlamda merkez sayılabilecek bir noktada, Piazza Venice'e ve alışveriş caddeleri ile tarihi lokasyonlara yakın konumda bulunuyor. Ayrıca personelin ilgisi ve otelin iç dizaynı da son derece modern.

 

Amazing Vittoriano
ROMA GEZİ REHBERİ
Piazza Madonna dei Monti'den aşağıya salınınca Alico'yla Termini'den çıkıp Roma'yla ilk tanıştığım yazı anımsıyorum. Koca valizi çekiştirirken, o minik ve eski Fiat500'lere hayran kaldığımı.
 
-Ben Roma'da ilk iş; hemen Via Boschetto ve Via Panisperna'da turlayıp, Collessum'un arkasından dolanıp güneşin tepedeki haline gülümserim. Roma'nın şehri ilk selamlama ve yeniden merhaba deme ritüelidir bu benim için.
 
-Ardından Alico'nun en sevdiği semt Mercato Monti'ye gidip, ayaküstü kahve içeriz. Sonra antika dükkanları, bisikletler, o sarımtırak Roma sokakları... Özlemekle bitmediği gibi, saymakla da bitmiyor yapılacaklar listesi. Sanırım sonsuz zaman algısı dilemeliyim en acilinden. Hani şu çocuklarda olan ve başladıkları oyunu sonsuza dek oynayacakları rahatlığıyla, kaygısız oynadıkları cinsten. O zaman bitmezsin belki Roma ne dersin?
Söylediğim gibi bu madde madde bir Roma şöyle gezilir, bunlar yapılmalı diye bir yazı olmayacak. Çünkü ben, benim Roma'ma bunu yapamam. Dedim ya bu şehirle gönül bağım var. O yüzden satır aralarında gittiğim ve keyif aldığım yerleri, sokakları, mekanları bulacaksınız bu yazıda...
 
ROMA'YI KUCAKLAYAN İSPANYOL MERDİVENLERİ
Roma'da attığım bütün adımlar, başıboş yıldızlar gibi. Adımlarımın hepsinin farklı bi' amacı var. Kimi keşfetmek için basıyor yere, kimi yalnızca öylesine adımlamak, kimisi köşeyi dönünce gireceği efsane Roma restoranına kaç adım daha kaldı telaşında, kimi ise hadi Özlem artık bittim, en sevdiğin yere geldik, artık İspanyol Merdivenlerine çökme zamanı diye sinyaller veriyor.
 
Sizin içinde böyleyse, bence Francesco de Sanctis tarafından 1725 yılında açılan ve Trinita dei Monti Kilisesi'ne çıkan merdivenlere çökün mutlaka. O binlerce turist tarafından yılın her mevsimi ziyaret edilen ve önü her daim kalabalık olan merdivenlere. Burada yaz, kış, gece, gündüz farketmeksizin oturan onlarca insan var. Kimisi şarabını alıp, kimisi kahve ve sandviçini alıp çöküverir buraya. Başı boş adımların ilk durağı gibi yani. İspanyol merdivenleri'nde zar zor kalabalığı aşıp yer bulup oturduğunuzda, hemen aşağıda bir çeşme göreceksiniz. Bu çeşmenin adı da Barcaccia Çeşmesi.
-Ama benim asıl gözbebeğim ise; merdivenlerde soluklandıktan sonra Alico'yla hep el ele yürüdüğümüz Via Margutta Caddesi. Öyle huzurlu ki, mutlaka listesine yazın. Bu arada, hemen merdivenlerin kenarında solda Babington Tea Room’da çay içebilirsiniz. Ben tapılası insan Ayhan Sicimoğlu sayesinde keşfetmiştim. Kahve sevmeyenler için ideal bir çay evi. 1893’te asilzade bir İngiliz ve Yeni Zelandalı iki hanım tarafından kurulmuş. Şimdilerde torunlarının çocukları işletiyor
 
-Roma'ya gelmenin en güzel tarafı o özlediğim yaşlı İtalyan teyze ve amcalarının pazar arabasını sürükleyerek, hardal renkli sokaklardan yürümelerini yeniden görmek. Roma'nın yine gözlerimden kalpler çıkarıp, bu kez şans eseri karşılaştığım Via dei Coronari Caddesi, içerisine girer girmez küçücük bir meydana teslim ediyor sizi. Ufacık, hatta ayaküstü bir kahve molası kafi. Cadde bana ne mi hissettirdi? Dünyanın ne kadar büyük, zamanının ne kadar geniş olduğunu yineledim kendime. Sırf bitecek diye endişe etmeyeyim diye.
-Acıktınız mı? Bizim mideler bu şehirde hep, yeme eylemine aç...
O zaman, şimdi sıra Alico'nun Roma'da yaşayan ve benim Roma'ya tapmamın en büyük sebebi olan abisinin bize keşfettirdiği mekanda. Taaa taaa taaam;  Pizza al Taglio; Dilim pizzanın hası! Şu an keşif tutkumla, gurme yanım aynı hızda koşan atlar gibi. Biri diğerinden geri düşmüyor, düşmediği içinde keşifler kaloriye, kaloriler itinayla mutluluğa dönüşüyor Roma'da.
-Yine mi Alico diyeceksiniz. Ay vallahi o! Alico'yla Roma'ya geldiğimizde yaptığımız rutinleri, rituele çevirdiğimiz bazı saklı mekanlar vardı. Onlar yine heybemde, not defterimde, aklımda. Cafe Berberini bunlardan biri. Öyle güzel bir kruvasanı var ki, sabahları özellikle gelip günün ilk kahvesini "Buongiorno...!" diyerek sana getiren tatlı garsonları var. Roma'nın yüzyıllardır insanı güne güzel başlatan, hep mutlu ayrılmasını sağlayan bir yanı olduğunu tescillediğim mekanlardan biri. Sahi İtalya'dan döndüğümde, her sabah içimdeki susmayan şarkılar nereye gidecekler? Hardal sarısı sokakları, eskinin en güzel halleri, arnavut kaldırımları, brokoli gibi tepesi düz ağaçlar süzülüp gidecekler yine bi' uçak penceresinden şehir geride kalırken. Ama yanıma kar kalan en güzel şey; Piazzo del Popolo, Villa Borghese, Mouselo Agusto'da geçirdiğimiz anılar olacak. İspanyol Merdivenlerine yakın en güzel saatleri uğurladığımız yerler ve oraya dair fotoğraflar...
 
AŞIKLARIN DİLEKLER DİLEDİĞİ FONTANA Dİ TREVİ ÇEŞMESİ
 
İtalya, özellikle de Roma denildiğinde akla ilk gelen kenarından, köşesinden mutlaka geçilesi yerlerden biri; Fontana di Trevi Çeşmesi. Normalde çok turistik yerlerden bahsetmek yerine, kenarda köşede kalmış daha yol üstü keşiflerine yer vermeye çalışıyorum ama bir kaç kişi özellikle sorunca, sembolik yerleri de yazar mısınız hiç gitmemiş olanlar için diye değinmek istedim.
Çeşmenin adı İtalyanca çeşme anlamına gelen "Fontana", üç yol anlamına gelen "trie vie" kelimelerinin birleşimden geliyor. Ancak turist akınına uğradıkça, Aşk Çeşmesi olarak devşirilmiş adı ve günümüze kadar öyle gelmiş. Havuzun içerisinde yüzlerce bozuk para var. Bunun nedeni bir efsaneye dayalıymış. Efsaneye göre havuza para atanlar, Roma’ya bir gün tekrar geleceklerine inanıyorlar. Sağ elle, sol omuzun üzerinden havuza atılan paranın kişiye iyi şans getireceğine inanılıyor. Ben ilk iki gidişimde de atıp, tekrar bir çok kez geldiğime göre herhalde bir keramet vardır. Bu arada havuza atılan paralar her akşam toplanarak, yardım kuruluşlarına bağışlanıyor.
Bu arada şehrin keşfine bir ek; Roma'da bilerek ya da tesadüfen sokakları turlamak, hayat labirentinde kaybolma yarışı gibi. Çıkışı bulan, istisnasız tebessüm ediyor. Bir o köşeden, bir bu köşeden soslu makarna ve pizza kokuları geliyor burnunuza. Üstüne zihinde kendiliğinden "hadi bir tiramisu" balonu beliriyor. Ah Roma!

ROMA'NIN TARİHİNE YOLCULUK VAKTİ!
Yazının en başında söylediğim gibi, koskoca bir imparatorluğun tarihine tanıklık etmiş olan ve yürürken bile görebileceğiniz en ufak bir kalıntıyı bile çevirmiş bir milletten bahsettiğimiz için şehrin tarihi noktalarını detaylıca anlatmak hem zor, hem de başlı başına zaman olur. Bu sebeple ilk kez gelecekleri düşünerek, daha önce şehri deneyimleyen ama tarihinden çok dokusunu seven insanları da sıkmadan tarihi bir yolculuğa çıkıp, Roma'nın keşfedilecek tarihi noktalarından bahsedeyim istedim. Hazırsanız başlıyoruz;
 
Neredeyse 2800 yıllık bir tarihi dün gibi koruyan bir imparatorluktan geriye kalan yerler, Unesco Mirası Listesi'ndeki kalıntıları ve değerleri ile Roma sadece tarih gezisi yapmayı planlıyorsanız bile 1 haftanızın az geleceği bir şehir. Kentte o kadar çok anıtsal yapı ve mekan var ki, dolaşırken kendinizi hem Roma İmparatorluğu hakkında, hem de İtalyan mimarisin incelikleri hakkında bilgilenmiş ve kültürel olarak da doymuş hissediyorsunuz.
COLOSSEUM (KOLEZYUM)
2007 yılında dünyanın 7 harikasından biri seçilen Kolezyum, aslında Roma İmparatorluğu Dönem'inin en önemli arenalarından biri. 450'yi aşkın yıl boyunca, imparatorların halk üzerindeki güç gösterilerine, gladyatör ve hayvan dövüşleri ile neredeyse 50.000'in üzerinde kişi kapasiteli olan tiyatro oyunlarına ev sahipliği yapan bu tarihi yapıya giriş ücreti 12 Euro. Eğer diğer yapılar için Roma Pass kartı aldıysanız, burada geçiyor. Biz ilk gittiğimizde sabah 08.30'da açıldığı için, tur grupları doldurmadan 09.00 gibi içeriye girmiştik, sonrası kıyamet gibi kalabalık oluyor.
 
 
 
PANTHEON
 Ön kısmının her daim, günün her saati kalabalık olduğu yapı, benim en sevdiğim meydanlardan biri olan Piazza della Rotonda'da. Pagan Tanrılarına adanmış olan yapının önünde iki heykel ve bir de yanan tapınağı daha sonra yeniden inşaa ettiren Marcus Agrippa’ya adanan bir yazı var. Yapının içerisinde krallara, sanatçılara ve mimarlara ait çok sayıda mezar var, içeriye giriş ücretsiz. Sabah saatlerinden akşam 19.30'a kadar açık olsa da biz bir keresinde saat 19.00 olmasına rağmen içerideki yoğunluktan dolayı girememiştik.
 
VATİKAN MÜZESİ VE SİSTİNE ŞAPELİ
 
Papalar tarafından toplanan birçok sanat eserine ev sahipliği yapan, alanında dünyanın en büyüklerinden biri olarak değerlendirilen Vatikan Müzesi'nin içerisindeki modern dinsel sanat eserleri ve tabloların tamamını inceleyip, Vatikan'ı hakkıyla bitirmek için bir günden fazla zamanınız olması gerekiyor. Giriş ücreti 18 euro ama dünyanın her yerinden yoğun ziyaretçi akınları olduğu için kapıda çok çok uzun kuyruklar oluyor. Bu yüzden biz, ilk sefer için online bilet alıp, e-biletimizin çıktısını yanımıza almıştık. Kaldığımız evin Vatikan'a yakınlığı da 1 km. bile olmadığından, turumuzun başlangıcından yarım saat önce orada olmuştuk. Bu şekilde online bilet almak, hem biraz daha bütçesel olarak uygun, hem de zaman tasarrufu sağlayacaktır size.
CASTEL SANT ANGELO'DA TARİHE YOLCULUK
 
Ahh... Castel Sant Angelo'ya gittiğimiz ilk yazı hatırlıyorum, hava deli gibi sıcak. O zaman bizim en büyük hayalimiz Vespa kiralamak ve bir gün Vespa sahibi olmak. Ben şu an bunları yazarken, hayalimizin gerçek olmasına ve motor aldığımıza inanamıyorum, zaman ne tuhaf... Kiraladığımız motorumuzu, üzerimizdeki incecik yaz kıyafetleri sıcak rüzgarda havalanırken, park ediyor, tarihi heybeti ve upuzun harika fotoğraf veren giriş kapısındaki yola doğru ilerliyoruz. Girişin 11 Euro olduğu tarihi yapının aslında bizim tarihimizle kesişen bir önemi de var. İnşaa yılı 139 olan yapı, o dönemlerde papaların ikametgahı olarak kullanılıyormuş ve Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan burada esir tutulmuş. Bugün kale görünümünde olan mimari yapının içerisinde, ölülere ait küllerin saklandığı ve mimari fresk detayları ile eğer meraklıysanız uzun uzun incelemeler yapacağınız Museo Nazionale di Castel Sant’Angelo, Sala delle Urne ve Sala Paolina bölümleri var. Benim en çok büyülendiğim kısım kalenin üst kısmındaki restoran-bar bölümünde İtalyan'lara özgü bir içecek olan Spritz içip, Tiber manzarasına hayran hayran baktığımız anlardı.
 
BEYAZ MİMARİNİN EN GÜZEL ÖRNEĞİ; DÜĞÜN PASTASI!
Evet başlığı yanlış atmadım, Düğün Pastası. Hani hep bir çok cümlenin başında yazıyorum ya "Roma'ya ilk geldiğim o yaz" diye. İşte o yaz, orada yaşayan arkadaşlarımızla beraberiz, Diyorlar ki yarın sabah, etraf kalabalıklaşmadan Düğün Pasta'sına götürelim sizi. Nasıl yahu, o ne diyorum ve yerel halkın diline de böyle geçmiş olan Vittorio Emanuele II ile tanışıyoruz. Emanuele'ye adanmış yapı, başlarda kentin tarihi yapısını, o eski dokusunu bozuyor diye düşünülse de sonraları gittikçe turistlerin gözdesi haline gelmiş. Teras katına çıkıp, kent manzarasına bakabileceğiniz yapının tamamı bembeyaz mermerden yapıldığı için İtalyanlar zamanla yapıya düğün pastası adını takmışlar.
HEEYYY! ROMA'DAYIZ! HAYDİ BİRAZ ŞEHİR HAYATINA DOKUNALIM
Seyahatler, yolculuklar en güzel kendine dönme şekli. Sadece sana ait olanı, kimsenin elinden alamayacağı bir zaman parçasını kendin yönetiyorsun.
 İtalya her zaman söylediğim gibi gezmekten en keyif aldığım ülkelerden biri. Her şehrinin ayrı bir dokusu var. MS 80 yılında yapımı tamamlanan ve İtalya tarihinin en devasa anıtı Kolezyum'dan tutunda, Antik Roma’nın siyaset, ticaret ve hukuk yaşamının merkezi olan Roma Forumu, dünyanın en küçük devleti olarak anılan Vatikan gibi gezmekle zor bitirilecek çok noktası var. Bazı mektupların yazılmasını geciktiren bir döngü vardır ya hani...
 Önce nereden başlayacağını bilemediği için yazamaz insan. Sonra bu tereddütler yüzünden mektubun yazılması gereken zaman geçer. Tren kaçar yani. Bu sefer gecikmiş olmanın suçluluk duygusu engeller seni. Özetle mektup asla yazılamaz.
 İşte Roma'da böyle. Bazı yerlere öncelik vermek istesen de, onların gezilmesini geciktiren kısır bir döngü var aklımda. İlk başta içimden gelen, en özlediğim sokakları, anılarımın en taze kaldığı parkları gezme isteğim gibi. Mesela geçen yıl bu zamanlar gittiğimde özlediklerim, keşif listesinin önüne geçtiği için tren kaçmıştı. Kalbimin sesini dinleyip, hiç pişman olmamıştım.
 Nereden mi hatırlıyorum? Tam da o an Caffe Palombini'de, adı kadar mint yeşili fincanlarını ve demliklerine bayıldığım cafe'de çay içerken yazmışım defterime... O zaman ne yapıyoruz Cafe'nin ismini itina ile not ediyorsunuz.
 
Bu yazıyı derlemek, diğer şehirleri yazmaktan daha zor. Düşünüyorum da Roma için "en sevdiklerim" listesi yapmam çok zor. Çünkü pek çok en'im var. Zor diye vazgeçmek yok, hemen devam ediyorum, yeme içme için şehirdeki cafe-restoran önerilerinden önce sevdiğim yerlerle devam edeyim yazıya...
 -Gece yarısı, sabahın erkan saatleri, öğle ortası, gün batımı günün hangi saati olursa olsun gittiğimde her daim mutlu olduğum açık yeşil ahşap panjurlu evler ve mekanlarla dolu Campo de Fiori. Bu meydanda gezmekten her gün haz duyduğum ve haftanın bir gün hariç tüm günleri kurulan çiçek, sebze ve meyve pazarı var. Zaten meydanın türkçe adının karşılığı da Çiçek Pazarı anlamına karşılık geliyor. Aslında tezgahlar çok ufak, devasa bir pazar değil ama yerlilerle aynı yerlerden bir şeyler almak, akşam eve gelip kocaman terasta bunlarla yemekler yapmak benim için unutulmazdı. Meydanı çevreleyen çok sayıda mağaza, restoran ve yapı var. Biraz turistik kabul ama canlılığı bile şehri hatırlatmaya yetiyor.

 Burada yeri gelmişken bir konuya değineyim. Roma'ya geleceğiz sizce yanımıza ne kadar para almalıyız? Roma pahalı bir şehir mi? Bu sorularla o kadar sık karşılaşıyorum ve hep aynı cevapları veriyorum ki... Öncelikle maalesef Euro, neredeyse pound kadar pahalı olduğundan bizim için, bir çoğumuz için maalesef eski ekonomik seyahatleri Avrupa'ya gerçekleştirmek zor. Ancak şunu bilmelisiniz ki, Roma çok turistik bir şehir olduğundan ekstra pahalı. Bu yüzden yanınıza alacağınız para miktarını, herkese göre değişeceğinden bilemem ama iyi bir restoranda 15-35 euro arası yemek yiyip, 2-7 euro arası kahve içebileceğinizi düşünerek bir hesaplama yapabilirsiniz. Ki otel için önerimi zaten yukarıda paylaşmıştım.
-Biraz huzura ihtiyacımız var, Roma'da turist kalabalığından uzak en güzel yer neresi? Enfes ve her düşlediğimde beni mutlu eden bir adres var; Villa Borghese. Burası şehrin ortasında o kadar devasa bir park ki, ilk gittiğimizde "Alico'ya bizde Borghese varda biz mi koşmuyoruz?" demiştim. Her sabah parkta kahvaltı edenler, yoga yapanlar, yürüyüş ve koşu yapanlar, öyle öyle huzurluydu ki! Çok park gezdim, Avrupa'nın en güzel denilebilecek parklarını ziyaret ettim hala Villa Borghese benim için ilk, Zagreb'teki Maximir Park ikinci sıradadır. Villa Borghese Park'ı aslında sadece Roma'nın değil, Avrupa'nın da en geniş yeşil alanı olarak kabul ediliyor, diğer parklardan en net farkı; tarihi yapılarla çevrili olması ve ortasındaki gölde minik kano turu yaparken, hem Roma sanatı ile iç içe olmanız, hem de doğayı kucaklıyor olmanız.

 

Benim öve öve bitiremediğim park 1700 dönümlük bir yeşil alan üzerine kurulu. İçerisinde özellikle çocuklu ailelerin bolca vakit geçirmesine elverişli hayvanat bahçesi ve 19. yy. işçiliğinin örneklerini görebileceğiniz Pincio’nun Su Saati, Londra’daki Shakespeare Tiyatrosu’nun aynısı olan Silvano Toti Tiyatrosu’nu barındıran park, güzel havalarda özellikle yaz mevsimlerinde şehirdeki cennetiniz olacak eminim. (Adresi; Piazzale Napoleone, 00197 Roma)
 -Yaz akşamlarının ucuza şarap ve unutamayacağınız sarmaşıklı sokaklar vaad ettiği Trastevere, şehrin en keyifli durağı. Hele bir de somon rengi duvarının hemen önündeki eski tip İtalyan tarzı masaları ile Marco G'de bir akşam yemeği. Oh değmeyin keyfine!
 
-Kocaman bir meydan ve meydanın ortasında bir dikilitaş. Gelen bakıyor, geçenler hikayesini merak ediyor, yaz güneşi tam tepede. Nereden mi bahsediyorum? Roma'nın en büyük meydanı olma özelliği taşıyan Piazza del Popolo Meydanı. Adı gibi tatlı bir amaca hizmet etmesi için, M.Ö 220 yıllarında Adriyatik kıyısı ve şehri birbirine bağlaması için inşaa edilmiş olan Flaminia Caddesi'nin en önemli kısmını oluşturuyor. Santa Maria in Monte Santo ve Santa Maria dei Miracoli kiliselerinin hemen önünde bulunan dikilitaş şehrin en temel sembollerinden biri.

ROMA YEME-İÇME DURAKLARI
Eveet en sevdiğim kısma geldik. Roma'da kaldığımız ilk iki yaz, Roma'da Alico'nun Abisi'nin tam Vatikan'a bakan teraslı evinde kalmıştık. Her sabah, Vatikan'a uyanmak, o yaz sıcağının ve gün ışığının eski pencereden girmesi muhteşemdi. O kareyi düşündükçe hala burnuma o yazın kokusu geliyor.
-Roma'yı tekrar adımlayıp, sarı, açık pembe, turuncuya çalan eski Roma binalarını geride bırakarak, ikiz kiliselerin arasındaki Via Del Corso’dan değil de, solundaki Via Babuino’dan yürümeye devam ediyorum. Öğle yemeği için lokallerin ve tabii ki benim değişmez adresim; Trattoria al Moro.
Yemek sonrası ise; Pantheon'u alabilirsiniz rotanıza, yol üzerinde. Roma’nın en önemli yapıtı Pantheon, Latince ‘tüm tanrılara’ anlamına geliyor. İmparator Hadrian MS 126 yılında tüm pagan devri tanrıları için inşa ettirmiş. 44 metreye yaklaşan çapı ile hâlâ dünyanın en büyük kubbesine sahip. İçerisine girdiğinizde hissedecekleriniz için garanti verebilirim.

-Roma hayalleri kurduran eşsiz tatlı; Tartufo buraya her gelişimde üç öğün yesem bıkmayacağım bir adres. Yemek için en doğru adres Piazza Navona yakınlarındaki, Pantheon'a komşu Gelateria Tartufooo. Oooo'lar çikolatadan mest oldukça uzuyor çaktırmayın.
-Vakitlerden akşamüstü, güzel bir İtalyan şarabı ve hafif atıştırmalıklarla gerçek bir İtalyan olmaya hevesleniyorsunuz. O zaman doğru Ombre Rosse'ye. Trastevere yakınlarındaki restoran, giderseniz pişman olmayacaklarınızdan.
 
-Efsane ve bol soslu kokusu sokaklara taşan bir makarna çekiyor canınız. Hoop en iyi adres; Da Otello in Trastevere.
 
-Her saat başı dondurma, İtalyanların deyimiyle "gelato" yuvarlamak ve dondurma topları içerisinde muhteşem bir seyahat gerçekleştirmek İtalya'nın, özellikle de Roma'nın olmazsa olmazı. Benim ilk üçümdeki şehir dondurmacıları şöyle; Il Gelato di San Crispino, Piazza Novano yakınlarındaki ve tartufo için de iyi bir adres olan ve 13 farklı İsviçre çikolatası ile elde ettikleri tatlı ve dondurmaları ziyaretçilerle buluşturan Scalini, daha sıradan değilde özel tatların mesela bergamotlu ya da farklı aromaların peşine düşecekseniz Il Gelato Fantasia, yüz çeşidi ile önce gözü, sonra sizi doyuran; Fatamorgana.

-Brokoli çorbasını hiç sevmem, Romna'ya kadar gelmişim bunu mu içeceğim demeyin. Valla demeyin, siz Minestra di Broccoli'yi, Trattoria de Casare de bir için, üzerine tekrar konuşalım.
-Karaköy'deki Tarihi Bankalar Restoranı'nı andıran ve geçmişten günümüze ulaşan İtalyan yemeklerini (daha geleneksel-sulu yemekler), eski ve dokusunu koruyan bir mekanda servis eden Maccheroni'de, her gün taze malzemelerle alışverişe başlayıp, butik ama enfes tatlar sunan kadın şefin elinden çıkma etli erişteyi yemeden dönmeyin derim. Konum olarak tam Pantheon ve Parlamento Binası arasında.
 -Şimdilik Roma anılarla yeniden ve çokça hatırlanmayı hak ediyor, İtalya severlerin yazıyla ilgili yorum ve görüşlerini bekliyorum!
Arrivederci Rome!

Roma yazımı beğendiyseniz, ortak keşiflere hayat veriyorsak yorumlarınızı bekliyorum...
Bir de unutmadan Roma'dan günü birlik gidilebilen çileğin doğduğu masal İtalya köyü yazım için buraya tıklayabilirsiniz.

4 Comments
  • Ayşe Nuray

    Reply

    Ah ahhhh 5 yıl önceki erasmus anlarıma döndüm. İtalya’ da 6 ay. Nasıl özlemişim.. Mesai başında aldınız götürdünüz beni Özlem Hanım, emeğinize sağlık 🙂

    • özlemköksal

      Ne mutlu bana yaşadığım anılarla, başkalarının anılarına hayat vermek. 🙂

  • SC

    Reply

    Ne güzel ne ayrıntılı anlatımışsınız.Üç gün sonra bende İtalya’ya gideceğim inşallah,çok faydalı oldu bu bilgiler.teşekkür ederim?

    • özlemköksal

      Umarım sizin de seyahatiniz harika geçmiştir. Rica ederim, sevgiler.

Leave a Comment

error: Content is protected !!