PARİS

ORTAK DÜŞLER ŞEHRİ; PARİS
Belki inanmazsınız, çocukken görmeyi en çok istediğim şehir Paris'ti. Her çocuğun hayalini süsleyen Disneyland'a ev sahipliği yapması, o çizgi film karakterlerinin o görkemli şatoda yaşadıklarını bilmek, Eyfel Kulesi'nin gece ışıklandırılmış halini çocuk aklımın en savunmasız yeri olan göz kapaklarımda yeniden yeniden hayal etmek, en romantik çocukluk hayallerimin en naif karakterlerinin "Paris'te aşk başkadır" demesi, önünde atlı karınca duran ve merdivenlerinden yukarı her çıkışınızda görkemi ve zirveden aşağıya şehir manzarasına baktığınızda şehri kucaklayan Sacre Coeur Kathedrali, evlerinden, avlularından şıklık ve zarafet akan Paris sokakları, şık restoranları derken her adımınızda ilham aldığınız, hayaller kurduran Paris...

Şehirle ilk tanışmamda hayal kırıklığı yaşamış olsam da, veda ettikten sonra tadı damağımda kalıp "yeniden" gelmek istediğim şehirlerden oldu ve ikinci kez gittiğimde anladım ki Paris'i on günde kalsanız tek seferde bitirmeniz asla mümkün değil. Her gidişinizde başka bir sürpriz, başka bir keşfedilmemiş durak bulacak sizi ve Paris her vedanızda yeniden özlenecek buna eminim...

Hayal ettiği güzel şehri karşısında bulur bulmaz ağzı dili kuruyan bir çocuk gibi olurum Paris'e her gelişimde. Merak en yakın arkadaşım olur ve adımlarıma hayat verir şehrin keşfedilmeyi bekleyen durakları. Biliyorum Paris şehir olarak, gidenler ya da gitmeyi en kısa sürede isteyenlerin ortak düşü... Ve işte şimdi bu yazının devamında biz bu düşü benim için unutulmaz adreslerle yeniden keşfedeceğiz.

İLK KEZ GİDECEKLER İÇİN PARİS'TE ULAŞIM
Tek olumsuz şeyi baştan söyleyeyim ki, sonra şehre dair tüm güzel şeyler onların üstüne gelsin istedim. Paris bugüne dek gittiğim Avrupa şehirlerinde (ilk gidişim için) metro da yol yön bulma konusunda ilk başlarda en çok bocaladığım şehirlerden oldu. Bir iki gün geçince, hemen sistemi çözdük gerçi ama metro hartasını çözümlemek için küçük ipuçları veriyorum;

  • Paris metro hattının karışık olma sebebi, hemen hemen beş dakika da bir hangi mahallede olursanız olun, şehrin güneyinden kuzeyine sürekli metro durağı olması ve Paris metro haritasını gerek metronun içinden, gerekse internetten incelediğinizde her hattın başka renkteki bir hatla kesişiyor olması. O yüzden ulaşacağınız yerlerin hangi renk hatlarla kesiştiği ve nerelerde aktarma yapmanız gerektiğinize iyi bakmanız gerekiyor. Bizim her iki gidişimizde de en yoğun kullandığımız hat RER Hattı yani Zone 1 ve Zone 2
  • Peki bilet meselesini nasıl çözeceksiniz?
Normalde tek kullanımlık bilet, 2.20 Euro civarı
Bu tek kullanımlık bilet aslında, bir turistin en yoğun kullanacağı RER Hattı'nda, Montmarte Tepesi'ne giden fünikülerde, tramvayda, otobüslerin çoğunda hatta gece otobüslerinin de bazılarında da geçiyor.
  • Ama biz şehre her gittiğimizde Paris Mobilis bileti alarak ulaşımımızı sağlıyoruz. Şöyle ki; Mobilis dediğimiz bilet, metroda, RER hattındaki tüm trenlerde, binmedik ama tramvay ve rast gele sırf keşif için öylesine indiğimiz bazı otobüslerde de geçiyordu. Biletin geçerlilik süresi 1 tam gün. Ancak biletinizi (mobilis bilet ve tek kullanımlık bilet hangisi olursa olsun) şehirde mutlaka aldıktan sonra aktive etmeniz gerekiyor. Çünkü Paris'teki metro sistemi gereği, biletsiz ulaşım sağlamanız hemen hemen imkansız. Bileti okuttuğunuz zaman, camekan gibi bir bölme açılıyor, turnike sistemi yoktu bizim kullandığımız duraklarda, dolayısı ile de altından ya da üzerinden garip atlamalar yapmayı düşünenler bu seçeneği tamamen unutabilirler. Mobilis bileti aktive ettiğiniz saat gece 22.00 olsa bile, 24.00'te geçerliliği biteceğinden buna dikkat etmelisiniz.

HAVALİMANINDAN ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM

Biz her iki gidişimizde de Paris Charles de Gaulle Havalimanı'nı kullandık. Biletlerimizi o şekilde almıştık. Otobüsle de şehir merkezine gidilebiliyor, biz ilkinde otobüs, ikincisinde (metro hattının sistemini iyice oturtunca) daha hızlı olduğu için yukarıda da sıkça bahsettiğim RER Hattını kullandık. Ama RER size karışık geldiyse otobüsü tercih etmenizi öneririm.
  • Şimdi; havalimanından şehir merkezine gitmenin bir kaç yolu şu şekilde;
-Sadece havaalanından kalkıp, tek bir durakta indiren Roissy Bus (Charles de Gaulle için) veya Orly Havalimanı'na inecekseniz Orly Bus. (Ki biletleri otobüslerin içerisinden alabiliyorsunuz ve ücreti tek kişi; 10 Euro civarında. Unutmayın pahalı bir şehirdesiniz)
-Bizdeki Havaş-Havataş mantığında kullanılan Air France Bus otobüsleri
-Banliyö treni RER'i kullanmak ve aktarma almak.
İlk defa gidenler ve tursuz seyahat edenler olabilir düşüncesiyle, işinizi kolaylaştırmak adına biraz detaylı yazmak istedim.

Peki RER ne demek?

Paris'e ayak basar basmaz, otelde ilk internete bağlandığımda, bu karışık ulaşım sistemindeki RER Hattının ne demek olduğuna bakmıştım. Paris'te erasmus yapmış bir arkadaşımın ifadesiyle; Paris metrosu nasıl şehir merkezi demekse, RER Hattı da banliyö demek. Bu aslında metro ile banliyönün karışımı bir hat. Charles de Gaulle ve Orly havaalanlarından merkeze ulaşım için, Versailles Sarayı ve Disneyland'a gitmek için biz bu hattı kullanmıştık.
Paris şehir merkezi içinde, yani 1. ve 2. zone'da bilet sistemi metro ile aynı işliyor, metrodan, RER'e, RER'den metroya ücretsiz aktarma yapabiliyorsunuz ama bizim gibi otelinizin konumu ve şehirde gezeceğiniz noktalar itibari ile üçüncü, dördüncü ve beşinci zone'lara doğru devam edecekseniz kesinlikle ineceğiniz istasyonun seçili olduğu özel tarifeli bir bilet almanız gerekiyor yani aktarmalara ister istemez merhaba demek zorundasınız.
İki hatta üç bilinmeyenli denklem gibi gözüktüğünün farkındayım ama inanın üçüncü gün ulaşım sistemine gayet alışmış oluyorsunuz.


PARİS'TE KONAKLAMA

Biz ilk Paris'e gittiğimizde ekonomik bir konaklama olsun istediğimiz için merkezden uzak, banliyö sayılabilecek Otel ibis Gare Du Nord otelde kaldık.
İkinci gittiğimizde ise, mimarisi, konforu ile daha memnun kaldığımız bir otelde konakladık; Milestay-Saint Germain.

HEP ÖZLEDİĞİM PARİS'İMDEN NOTLAR

İlk defa gidip de, sonra bir daha bir daha gittiğim şehirler olunca kalem kalem, tek tek gezilecek yerler şöyledir, bu müzeler vardır, şurası mutlaka listenizde olmalıdır diye yazı yazmak gelmiyor içimden. Böyle az, biraz karışık olsun ama benim yüzümü güldüren, kaldırımına çöküp notlar aldığım, şarabımızı yudumlarken keyif aldığımız, cafe'sinde otururken düşler kurduğum, bir antikacıya rastlayınca adını hemen sizinle paylaşırım telaşı ve heyecanıyla not aldığım karışık ama "güzelliklerle dolu" bir liste hazırlamalıyım diyorum ve Paris, tıpkı Roma rehberi gibi böyle olacak. Aşağıdaki mekanları, keşfettiğimiz, keyif aldığımız durakları paylaşınca, sizinde "iyi ki Paris" demeniz temennisi ile...

Eğer yazının sonunda gözlerini kapayıp, annesinin masalını uykuya dalana dek tüm heyecanıyla dinleyen bir çocuk gibi olduysanız yorum bırakın çünkü o zaman tamam sizde bendensiniz demektir ve Paris'i sizde en az benim kadar çok sev-diniz ya da sev-mişsinizdir!

PARİS GEZİ REHBERİ

-Paris'e ilk gelişimiz ve nedense hiç meraktan ölmüyorum Eiffel Kulesi diye. İtiraf etmeliyim ki ben Paris'in bu kulesini değil, Paris'teki o elegan, zarif, naif hayatın, lokallerin yaşam tarzının, yediği yemeklerin, girdikleri dükkanların, kitapçılarının, yol üstü ya da tavsiye üzerine keşfetme imkanı bulduğumuz restoranlarını merak ettim hep. Ama hep lütfen gitmeyenler için de yazın dediğiniz için biraz elim gitmeye gitmeye Eiffel ile başlıyorum yazıya.

Eyfel Kulesi, dünyanın en çok ziyaret edilen turistik yerlerinden birisi tabii ki, farklı açılardan turistlerin fotoğraflar yakaladığı bu kule Paris'in sembolü.
Aslında 1887 ve 1889 yılları arasında Fransız Devrimi'nin yüzüncü yıl kutlamaları anısına Dünya Fuarı için yapılmış hatta ilk olarak Paris'e değil de Barselona'ya kurulması planlanmış ama sonra Seine Nehri'nin kıyısında yapılmış ve gördüğü ilgi sebebi ile de şehirde bırakılmış. Kule ismini, tasarımını yapan Gustave Eiffel'den almış. Ben en çok asansörle yukarılara doğru çıkarken en üst kattaki manzarasından büyülenmiştim. Birinci ve ikinci katlara merdivenle de ulaşılabilirken, üçüncü kata sadece asansörle çıkılıyor. Asansörle üçüncü kata ulaştığında gözlem yapılan alana ulaşabilmek için 15 basamak çıkıyorsunuz ve ta taaaaam işte karşınızda Paris'in muhteşem manzarası!

-Ah tam önünde uzanan Seine nehrinin en güzel ucunda konumlanan Notre-Dame de Paris Kathedrali, nostaljik ve tarihi heybetiyle hep özlediğim Paris'in içinde bir mutlu an'lar karesidir benim için. Aslında kathedral ününü Victor Hugo’nun ölümsüz eseri “Notre Dame’ın Kamburu” eserine borçlu. Paris’in ilk yerleşim yeri olan ve Seine Nehri ortasında yer alan Cité Adası'nda inşa edilen yapı, Fransız gotik mimarisinin en önemli örneklerinden biri. Onun önünden süzülüp, hemen iki mahalle üstlere doğru uzandığınızda sizi mutlu edecek bir sürü hediyelik eşya dükkanı göreceksiniz. Bana özellikle sorduğunuz evde paylaşmış olduğum Fransızca yazılar olan kutular bu mahallelerdeki hediyelik eşyacılardan alındı. Ama asıl anılarıma hapsettiğim güzel Paris görüntüsü kathedrale uzanan köprünün üzerinde kurulan sokak kitapçılarının yan yana sıralanmış kutu şeklinde kulübelerine ait. Her Paris dendiğimde aklıma gelen o kitapçılar, sonbaharda, ilkbaharda hep en güzel...

PARİS'TE EN SEVDİĞİM BÖLGE; MONTMARTE ve LA MARAİS!
Basilique du Sacré-Coeur de Montmartre
Prusya savaşı sırasında ölenlerin anısı için yapılmış olan Sacré Coeur aslında “Kutsal Kalp” anlamına geliyor. Şehrin en güzel kiliselerinden biri ve kirli beyaz rengi ile Disneyland‘taki Walt Disney Şatosunu andıran bir görünüme sahip. Özellikle aşağıdan yukarı, ya da yukarıdan aşağı baktığınızda merdivenlerin sonuna doğru harika bir Paris manzarası karşılıyor sizi. Yukarılara tırmandığınızda ve yapının yanına vardığınızda, insanlar iğne gibi küçülüyor ve şehre veda edip, Paris'i düşündüğünüzde şehrin en dinamik manzarası olarak bu kare geliyor aklınıza. Sacré-Coeur'ün geçmişine baktığınızda aslında, 850 yıllık tarihi ile Notre Dame Katedralinden çok daha yeni olsa bile, hiç şüphesiz Paris'te görmeden dönülmeyecek adreslerden biri.

Yalnız bir konuda uyarmak da fayda var, Paris'e ilk kez gidecek olanlar Bazilika'nın önündeki Afrikalı gençlere dikkat etmeliler. Her biri erkek-kadın farketmeksizin, gündüzleri bile turistlerin kolundan ya da bileğinden tutmaya çalışarak bileklik takmak istiyorlar. Fakat çok yan kesicilik yapıldığı için, onlara kesin bir dille hayır deyip, hızlı adımlarla uzaklaşmak da fayda var.
2 numaralı metro ile Anvers istasyonunda inip, buraya ulaşabilirsiniz. İsterseniz, bazilikaya çıkan merdivenleri tırmanarak, isterseniz de Montmarte füniküleri ile yukarı çıkabilirsiniz. (benim favorim kesinlikle füniküler ile çıkmak)
Bir bonus daha; Bazilika'nın kubbesine çıkmak için 7 Euro ödüyorsunuz ve uzaklardan Eyfel'in de gözüktüğü harika bir Paris manzarası karşılıyor sizi.

-Bu arada bazilikanın arkasındaki ressamlar, her Paris fotoğrafında mutlaka gördüğünüz La Maison Rose (pembe dış cephesi, yeşil panjurları ile tam bir Parisien gibi poz vermek isteyenler için ideal bir fotoğraflama noktası)

-Yine bu bölgedeki Reastaurant Poulbot, Eyfel simgeli cam şişesinde ikram edilen içkileri ve iyi bir steak için doğru adres.

-Bölgeye dair son önerim, Paris'e her gidişimizde, neredeyse günün her saati dolu olan ve boş masa bulunmayan meydandaki ressamların sıcak manzarasını izleyebileceğiniz şehrin en fotografik restoranı için geliyor; Kırmızı-yeşil brandası ile Paris denince akla gelen ilk restoran olan; Le Consulat.

LA MARAIS
Paris’in en hareketli ve bizim tasarım dükkanları, farklı mağazaları, renkli cafeleri ve şehrin aynı zamanda bohem dokusunu soluduğumuz Marais semti favorilerimiz arasında. Özellikle gay ve Yahudi nüfusunun yoğun olarak bulunduğu Le Marais'te efsane falafelcilere, sokak krepçilerine, cafe ve kitapçılara rastlayabilirsiniz. Favorim; Yahudi pastanesi olan Sacha Finkelzstajn. Birde Alico'nun falafel yediği bir durak var, oranın adını hatırlayamadım. Ama seviyorsanız, bölgede sıklıkla iyi falafelcilere rastlamanız muhtemel.  
 
ATLAYIN HADİ PİGALLE'E GİDİYORUZ!
Montmarte'den 12 numaralı metroyla ya da bizim gibi yürüyerek Sacré-Coeur sonrası, Pigalle'ye ulaşabilirsiniz. Bu semt, Boulevard de Clichy civarında sıkça dükkan tabelalarında da görebileceğiniz, sex shop‘ları ile ünlü bir mahalle. E peki biz buraya neden gelelim ki demeyin. Nicole Kidman’ın oynadığı “Moulin Rouge” filmi sonrası popülaritesi artan yeri, sembolik “kırmızı değirmeni” için mutlaka görmek ve Paris seyahatinde fotoğraflamak, bu şehrin olmazsa olmazlarından biri!
 
LİDO SHOW, HAYATIMDA İZLEDİĞİM EN İYİ KABAREYDİ!
Bu arada biz Moulin Rouge'de kabare izlemedik, Lido Show'u deneyimledik. Biz kişi başı 100 Euro ödemiştik. Lido show, Paris'in en ünlü caddesi olan Champs Elysees Caddesi üzerinde yer alan ve Lido gösteri merkezinde sergilenen bir kabare. Bu kabare dünyanın en eğlenceli kabarelerinden biri. Fransa’ya özgü bu güzel kabarede çok renkli ve eşi zor bulunacak bir show izleme şansı yakalıyorsunuz. Fiyatı evet biraz pahalı ancak sahnedeki dansçıların tüylü ve gösterişli kostümleri ile tamamladıkları dans showları ile, sahnenin ortasında bir anda beliren devasa gerçek filler ya da kocaman havuzlar ile mutlakanız listenizde olmalı. 5-6 kişilik masalarda, şık giyinerek izleyeceğiniz bu kabarede bir anda yükselen ve hareket eden koltuklarda şampanya eşliğinde bu görsel şöleni izlemek gerçekten paha biçilemez. Şu an yeniden gitmek istedim!

PARİS'İN EN ZARİF CADDESİ; Avenue des Champs-Elysées
Champs-Elysées, yani herkesin Şanzelize olarak telaffuz ettiği ve şarkılara konu olan bu cadde Paris şehrinin en sembolik noktalarından biri olan Concorde Meydanı (Place de la Concorde)'a dej uzanan yaklaşık 2 kilometrelik bir bulvar aslında. Yine bu bulvar üzerinde yer alan ve Paris'e gelen herkesin hem fotoğrafladığı, hem de şehir trafiğinin üzerinden aktığı Zafer Takı – Arc de Triomphe ilk gün listeleriniz arasında olmalı. Özellikle bulvar ve cadde boyunca yürümek Paris'i derinden hissetmek için ideal bir yürüyüş parkuru.

SANATA İLGİ DUYANLARIN PARİS'E GELME SEBEBİ; LOUVRE MÜZESİ
Dünyada gezdiğim onlarca ülke içerisinde beğendiğim, hayran kaldığım müzelerden çok farklı Louvre Müzesi çünkü çok büyüleyici. Bunun öncelikli sebebi de hiç kuşkusuz müzeye hayat veren yapının aslında bir saray olması.
Louvre Müzesi'ni adımlarken, dünya için önemli sayılan tarihi değeri olan objeleri yakından görme şansı yakaladığınız gibi, büyüleyici bir sarayın içerisinde de adımlıyorsunuz. 800 yıllık geçmişi ve görkemi ile büyüleyen Louvre Sarayı'nın içerisindeki müzeye giriş biletlerinizi internetten almanız ve güncel fiyatlara bakmanız daha sağlıklı olur
Bilet almak ve fiyatlar hakkında bilgi sahibi olmak için buraya tıklayabilirsiniz.
Louvre Müzesi aslında tarihi geçmişine şöyle bir araştırdığınızda görebileceğiniz gibi, zaman içinde pek çok değişim geçirmiş ve müze olarak kullanılması çok yakın bir tarih olan 1973 yılını işaret ediyor. İlk başta şato olan yapı, sonrasında, saray ve müze halini almış.
Çok büyük bir müze ve farklı bölümlere sahip olduğu için özellikle sanata ilgi duyanların bir tam gününü alabileceği gibi, üç ana girişi olan müzeyi gezmek için ilginize göre farklı bilet alım kombinasyonları ile de karşılaşıyorsunuz. Louvre Müzesi ayrıca başlı başına bir yazıyı kabul ediyor ama genel hatlarıyla bu şekilde. Ana avluda bulunan ve herkesin önünde fotoğraf çektirdiği cam piramidin Carrousel du Louvre tarafından geçip, galeriyi kullanarak giriş sağlayabiliyorsunuz.
Bu müze aslında tüm dünyaca bilinen Leonardo da Vinci’nin ünlü Mona Lisa La Jaconde tablosu ile de ünlü. Mona Lisa tablosunu görmeye gelen milyonlarca insanın, müzeye gelmedeki önceliği bu ve önündeki uzun kuyruk ve insan kalabalığını size tarif etmek tahmin edeceğiniz gibi oldukça zor.
-Hazır sanattan dem vurmuşken, müze sonrası molanız müzeye yakın konumda bulunan Cafe Marly. Cam piramit kubbe manzaraya ve Paris'in günlük rutinine alışmış ya da şehre yeni gelmiş turistlerin adımlarına bir tatlı ve kahve ile eşlik etmek için ideal adres
PARİS'İN BİR BAŞKA OLMAZSA OLMAZI; Château de Versailles
Okurken oldukça şaşırdığım ve 1661 yılında Av Köşkü olarak başlanan saray zaman içinde inanılmaz derecede büyüyerek, uzun ve geniş bir alana yayılarak bugün 2300 odası ve 5 hektarın üzerinde zaman içinde büyüdükçe büyüyen, yayıldıkça yayılan, dev bir saray kompleksine dönüşmüş. Bugün Avrupa'nın en büyük sarayı olma ünvanını elinden bırakmayan saraya giriş için biz internetten değil, sarayın iç kısmındaki otomatlardan biletimizi almıştık. Görevliye sorarak, ve online bilet alanların kuyruğundan ayrılarak bu şekilde sarayı ziyaret edebilirsiniz. Saraya dair içerisinde beni en çok büyüleyen yapı, Napoléon’un taç giyme törenini temsil eden tabloydu ve bahçesi elbette unutulmayacak kadar güzeldi.
 
BİNLERCE KİLİDİN AŞKA DÖNÜŞTÜĞÜ; PONT DES ARTS KÖPRÜSÜ
Paris'i sevme sebeplerimden biri de daha önce Instagram paylaşımlarımda sık sık yazdığım gibi köprüleri. Şehirde harika manzaralar vaad eden 37'ye yakın köprü var. Ama hiç şüphesiz bunların en renklisi milyonlarca kilidin asılıp, dileklerin ve sonsuz aşkın dilendiği, artış lehrin sembolü haline gelmiş olan Pont des Arts Köprüsü. Paris'e ilk gittiğimde rengarenk kilitlerin yanında bir boşluk bulup, kendi kilidimizi taktığımız köprü ikinci gidişimizde, kilitlerin ağırlıkları köprü için risk yarattığından üstleri destekle tekrar kilit asılmaması için kapatılmıştı.

Sanat Köprüsü olarak da anılan köprü de, aslında şehri ziyaret eden aşka duyarlı, aşka tutkun turistlerin çok sayıda kilit asmasıyla birlikte Pont des Amoureux yani Aşıklar Köprüsü adını almış ve günümüzde hala bu şekilde anılıyor.
 
Saint Germain Bulvarı – Boulevard Saint-Germain
Adını ortasından geçen Saint Germain Bulvarı’ndan alan Saint Germain, bir çok ünlü mağaza, lüks cafe ve restoran dışında, sanat galerilerine, kitapçılara, tarihi kiliselere ev sahipliği yaptığından dolayı şehirde en az Champs-Elysées kadar popüler ama daha üst sınıfın, Parisien olarak anılan üst gelir grubunun takıldığı ve şehrin eleganlığı ile nam salmasına katkıda bulunan bir semt olarak mutlaka adımlamak, keyifli molalar vermek için şehir listenizde olmalı.
 
PARİS'İ HER MEVSİM SEVME SEBEBİ; JARDIN DU LUXEMBOURG

Paris yazısının ilk satırını dikkatle okuyanlar hatırlayacaktır, Paris'i sevme sebebi diye bir şey yok, ilk gidişimde çok sevmeyip, sonraki gidişimde tekrar gitmek istemiştim. Çünkü şehir sadece Fransızvari cafeleri, zengin bulvarları, kalbinden Seine Nehri geçen köprülerinin verdiği nehir manzaraları ile değil, kentin büyük bölümüne yayılan parklarıyla özlediklerim arasında... Paris'in bahçeleri ve parkları, kentin ortasına bir anda içerisine dalıp yürüdüğünüz klasik şehir parkları gibi değil mesela Jardin du Luxembourg nerede görürseniz görün bir kez gidip, sonra hep hatırlayacağınız yeşil renkli sandalyeleri ile dinlenmenin, şehir hayatına molanın ve güzel düşler saatlerinizin vazgeçilmez öğesi oluyor. Şehirde baktığınızda hatta havalimanında uçağınızın penceresinden bile alçalırken görebileceğiniz gibi bolca yeşil alan var. 2 büyük ormanın yanı sıra, 16 park ve toplam alanı 207 hektar olan 137 bahçe bulunuyor.
Ben Jardin du Luxembourg'a sadece park demenin dev bir hata olacağına inanıyorum yani en azından benim için böyle değil. 1612 yılında Fransız kraliyet ailesinin İtalyan gelini Marie de Medicis’in isteği ile yapılan saraydaki parkın halkın ziyaretine açılması Fransız Devrimi sonrasını gösteriyor. Park şehirde o kadar büyük bir alana yayılmış ki, iki girişi var. Saint Michel Bulvarı'ndan girildiğinizde, Fransız bahçelerinin olduğu bölüme, Rue Guynemer’den girdiğinizde ise İngiliz bahçelerinin olduğu bölüme çıkıyorsunuz. İnanılmaz peyzaj yapılmış olan renkli çiçeklerin hayat verdiği park ve bahçelerden geçtiğinizde, bana göre en çok keyif alacağınız mevsim sonbahar. Çünkü o peyzaj ve orta havuzun ardındaki sayısız heykelin görkemine yakışan ve sararan yaprakların olduğu sonbahar mevsimi park gerçekten şölen gibi.
 
Dedim ya bu yazı biraz spontane akacak, daha önce gidende bilindik yerleri okuyacak, o tanıdık Paris'i anacak, gitmeyen de tepeden tırnağa fikir edinmiş olacak. Ama şimdi gideni ve şehri seveni de şaşırtma zamanı!
 -Square des Peupliers bizim şans eseri keşfettiğimiz ve bayıldığımız bir semt. Biz burayı şehre ikinci gidişimizde keşfettik.
7 numaralı metrodan, Tolbiac istasyonuna vardığınızda geniş bulvarlı sokakların çiçeklerle dolu bol yeşilli bir yere getirdiğinizi göreceksiniz sizi. Yalnız bu öneriyi eğer vaktiniz bolsa değerlendirin, zira ilk geziniz için nokta atışı olmayabilir. Burada özellikle taş müstakil binaların, düzenli Fransız mahalle hayatının izlerini keşfettikten sonra, Place de l'Abbé Georges Hénocque meydanının, en tatlı cafesi olan Café des Peupliers'de bir kahve molasını hak ettiniz demektir.
-Paris Seine Nehri'nin üzerine kurulan onlarca köprü ile aslında hayaller şehri. Gece ışıklar, üstünden süzülen tekneler, nehir kenarında bisiklet ve yürüyüş yapanlar hepsi istisnasız sahip olduğu köprülerden dolayı unutulmaz... Toplamda Seine Nehri üzerindeki 37 köprünün sadece şehirde 4 tanesinde yaya trafiği mümkün. Bunlardan biri de, bir kış günü elimizde kahvelerimiz çöküp, müzik dinlediğimiz ve enfes fotoğraflar yakaladığımız o köprü; Passerelle Simone de Beauvoir Köprüsü.
Metro kullanarak, Cour Saint Emilion yani 14. hattı kullanarak ulaşabileceğiniz köprünün üzerinde güney ve kuzey tarafları arasında yürürken özellikle kuzey tarafındaki Bercy'de yine vaktiniz varsa (Paris'le ilk tanışma için uygun değil) yemek yiyecek sıcak bir restoranı gözünüze kestirebilirsiniz.
-Ah unutuyordum şahane bir kitapçı; Shakespeare and Company Bookstore. Aslında İngiliz Edebiyatına yoğunlaşmış olan, içerisi en az seçilmiş her bir kitap kadar büyülenesi ve en az bir saatinizi geçirebileceğiniz gibi bir atmosfere sahip. Mutlaka uğramalısınız. İçerideki kitaplar satın alınabildiği gibi, lokaller tarafından zaman zaman ödünç de alınıyor. Aynı zamanda çok da tatlı bir kahveci! (37 Rue de la Bûcherie, 75005 Paris, Fransa)

-Benim Paris şehir turumun olmazsa olmaz duraklarında iki tane çok sevdiğim ve giden turistlerin de en az lokaller kadar sıklıkla uğradığı iki mekan var; Rue de Rivoli yani Rivoli Caddesi üzerinde bulunan Angelina ve 172 Boluevard Saint Germain'de bulunan Cafe de Flore. Angelina'nın sıcak çikolatası ve frambuazlı cheescake ile Cafe de Flore'nin ise gerçek Fransız kruvasanı ve omletleri ile kahvesi güne iyi başlama sebebi!
-Alico'nun mekanın nude ve pastel tonlarına bayıldığı ve baristasını pek sevdiği Cafeotheque'da şehirde kahve için uğramanızı tavsiye edeceğim bir mekan.
-Birbirine bitişik dar evlerin, tipik Fransa diye tabir edeceğiniz ayak üstü girişinde sizi Parisien bir mekan kucaklıyor; Odette. Küçük olduğuna aldanmadan ve bilmeyenlerin kararsızlığından faydalanıp, hızlıca merdivenler yardımı ile üst kata çıkarsanız Notre-Dame Katedrali manzaralı şekilde kahvenizi içip, pastane sahibinin babaannesinin eski pasta tarifleri ile yapılan tatlılardan mideye indirebilirsiniz.

-Ah unutmadan güzel macaronun Paris'teki adresi; Ladurée'dan da öte Pierre Hermes.

-Yine Champs Elysées'de yer alan ve tatlı büfesi ile renkli makaronları dışında sık sunumları ile her kadının mutlaka uğrak noktası olan Ladurée Paris olmazsa olmazlarımdan. Biz Paris'e her gidişimizde üst kata çıkararak, keyifli saatler geçiririz, özellikle ilk gidişimizde henüz Türkiye'deki şubesi İstanbul'a açılmadığı için aldığım özel kutuları ve Paris yazılı peçetesini hala anı olarak saklıyorum.

Eveeet genelde cafe ve pastane önerdim. Şimdi de akşam yemeği için önerilere gelelim;
-Leziz bir kuzu, iyi bir Fransız Şarabı ve üzerine de net lezzette bir sufle için¸ La Regalade,

-Korsika şarabının yanında hayatımda ilk defa deneyimlediğim yaban ördeği için; Afaria (restoranın adı yemeğe davet, yemeğe iştirak anlamına geliyor.)

-Paris'te okuyan eski iş arkadaşım Selin'in tavsiyesi üzerine bugüne dek yediğim gerçek Cafe de Paris soslu et için, kapısındaki kuyruğa göz yumup, içeri girince her şeyi unutacağınız o eşsiz mekan; L’Entrecote. Etlerin fiyatı fix, biz iki gidişimizde de 28 Euro ödedik. Paris geneli için, çok pahalı olmayan bir restoran.
Paris için önerdiğim mekanlar listesinin devam ettiği ayrı bir yazım daha var, mutlaka ona da göz atmanızı öneririm. Aşağıda paylaşıyorum;

Paris işte benim için böyle biraz daha yazsam, 15 sayfa daha doldururum gibi sanki. İşte bu yüzden zaman kısıtı olanlar için ayrı bir "HAFTASONLUK PARİS" yazısı hazırladım. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Sömestr tatili için çocuklarla Disneyland'a kaçacak içinde bilet nasıl alınır, hangi bilet türünü ne kadara alabilirsiniz tadında "PRATİK BİR DİSNEYLAND GEZİ REHBERİ" de hazırladım. Buraya tıklayabilirsiniz.

 
0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!