MUNICH

ELEGAN, TARİHİ, SICACIK BİR ALMANYA ŞEHRİ; MÜNİH!
Yine olmaktan en çok mutlu olduğum yerden havalimanından günaydın deyip, Münih uçağına bineceğim sabah nasıl da heyecanlıydım. Yeni bir yılı hiç bilmediğim bir şehirde karşılayacaktım...
Bu yılın son havalimanı kahvesini, oradan oraya koşuşan, başka ülkelerin başka şehirlerine gidip, en sevdiklerini görecek, aradığı aşkı bulacak ya da bulmuş olup da, onun elini sıkı sıkı tutarak yeni yıla merhaba diyecek havalimanı insanlarının telaşına ortak olup içerken, sadece 2017'de gördüğüm 9 ülke ve 10'a aşkın şehir ve onlarca irili ufaklı kasabayı düşündüm uzun uzun . Küçüklüğümden beri cebimde kalem ve minik de olsa bir defter taşırım. Şehirlerarası otobüs penceresinin tam kenarında, başka bir dünyayı ulaşılır kılan uçak penceresinden bugün hala her seferinde bıkmadan, dünyaya el salladığım küçücük uçak camının kenarında bile hep bir şeyler yazıyorum. Bugüne dek kendime ve size yazdığım her şeyin sebebi bu kocaman dünya. Evet uzağa ya da yakına gitmeniz önemli ama asıl önemli olan şey yolun kendisi bence. O an Münih'e kalkacak uçağımızın anonsunu beklerken, gerçekten garip şeyler geçiriyordum aklımdan. Ben dünyanın gördüğüm ya da görmediğim her şehrini bebeğini düşünen bir anne gibi benimsiyorum. Durumum psikologluk mu bilemiyorum ama hani bir anne merak eder ya çocuğu uyuduktan sonra bile nasıl nefes aldığını, işte bende kendi evimdeki yastığıma başımı koyarken, başka şehirlerin sokaklarındaki insanların işten çıkışlarını, evlerine yürümelerini, o akşamki sofralarını, yeni yıl konseptlerini, hafta sonu gittikleri göl kenarlarını, orman içlerini merak ediyorum. Ve ben şimdi sokakta deli gibi oyun oynayıp, terli terli eve gelen bir çocuk gibi hissetmiştim o an kendimi. Uçaktan inip ilk defa merhaba diyeceğim Münih'in, sonra Bavyera'nın masalsı kasaba ve şatolarının beni terlide olsam kapıda elinde suyla karşılayan anne sıcaklığında sürprizlerle karşılayacağını hissetmiştim ve hatırlarsanız size sormuştum. İçimdeki çocuğun teri uçakta soğuyana dek, Münih rotama iner inmez hep güzel mesajlarla ortak oldunuz bana ne kadar teşekkür etsem az...

Ve işte şimdi hepinizin beğendiği, Münih'i görenlerin bile hikayeleri izleyip, Instagram'dan fotoğrafları görünce yeniden gideceğim dediği bu şehri beraber keşfetmeye başlıyoruz. Hazır mısınız?
ALMANYA'NIN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK ŞEHRİ MÜNİH, ALTERNATİF ROTALAR DÜŞLEYEN GEZGİNLERE İLAÇ GİBİ!
Münih, blog'da yazdığım Berlin ve Hamburg şehirlerinden sonra ülkenin en büyük 3. şehri. Ve bana sorarsanız özellikle Bavyera Romantik Yol rotası düşleyen gezginler için Münih, konum olarak da ideal bir başlangıç noktasında yer alıyor. Daha önceki yazılarımdan okuyabileceğiniz Bamberg ve Rothenburg ob de Tauber gibi masalsı kasabalar da romantik yolun güzergahında yer alan kasabalar. Biz onları gezdikten sonra, diğer kasabalara vakit kalmayınca, yeni yıla merhaba demek için hem Orta Çağ dokusunu görebileceğimiz, hem de bu masal kasabalara yakınlığı sebebi ile Münih'i seçtik.

Öncelikle en çok sorduğunuz soruya cevap vermekle başlayayım. Bizim geçtiğimiz yıl yılbaşı rotamız, hepinizin bayıldığı Colmar, Alsace bölgesiydi ve biz buraları gezip, blog'a yazdıktan sonra bu yıl bir çok kişi ideal, eğlenceli ve rengarenk olduğu için yılbaşı rotası olarak Colmar'ı seçmişti. Seyahat sırasında en çok aldığım soru, "Sizce Münih ideal bir yılbaşı rotası mı?" sorusu oldu.
Buna dev bir içtenlikle iki cevaplı olarak yanıt vereceğim;
Birincisi, araçsız bir yılbaşı yaşayacaksanız ve amacınız sadece Münih'i görmekse, yeni yıldan da çok renkli bir yılbaşı, her köşe başında noel pazarı görmeyi hayal edenlerdenseniz, Münih'te 24-31 Aralık tarihleri arasında yılbaşı pazarlarının kaldırıldığını söylemeliyim. Dolayısı ile renkli, kırmızı rengin hayat verdiği yılbaşı pazarları olmayacak. Onun yerine şehirde lokallerinde alışveriş yaptığı, benim Instagram hikayelerinde paylaştığım Viktualienmarkt yani yerel bir pazar var. Bu pazar daha çok lokal-yerel lezzetleri, küçük muşambalı restoranları, ayak üstü atıştırmalıkların tadına bakabileceğiniz, kapı süsleri satılan küçük ve sembolik bir pazar olarak St. Peter Kirche kilisesinin hemen üst paralelinde yer alıyor.

Ancak ikinci olarak; Araç kiralayacaksanız ve Romantik Yol rotasının bir çok kasabasına uğramayı da planlıyorsanız, tarihi noktaları, renkli alışveriş caddeleri, ışıklı yolları, Orta Çağ'dan kalma bir çok noktası ile Münih hem başlı başına bir şehir olarak, hem de masal kasabalara yakınlığı sebebi ile doğru bir tercih olacaktır.
 

MÜNİH'TE KONAKLAMA

Hem çocuklu aileleri, hem de güzel bir seyahat hayal eden çiftleri ve tekil yolculuk yapacak gezginleri de düşünerek Münih'te konaklama için bir kaç tavsiyem var.
Öncelikle hepiniz bizim konakladığımız oteli sormuştunuz. Biz "araçlı" olduğumuz için ve şehir merkezinde otopark sorununun yoğun olarak yaşanmadığını ve otopark ücretlerinin de çok pahalı olmadığı bilgisini aldığımız için daha bağımsız hareket edebilmek adına merkezden araçla 10 dk. mesafedeki bir oteli tercih ettik.
Kaldığımız otelin linkine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Otelimizin hizmetinden, temizliğinden ve otelin yeni oluşundan dolayı çok memnun kaldık. Otopark ücreti günlük araç başı 15 Euro. Ancak biz otelin otoparkından faydalanmayıp, hemen önündeki free park alanlarına aracımızı park ettik ve dönüş günümüze dek herhangi bir ücret ödemedik. Araçlı geleceklerin aklında olsun.
İlk defa yurtdışına çıkacağız yurtdışında araç kiralama işlemini nasıl yaparız diye soranlar olmuştu, onunla ilgili yazıya blogda "Sıkça Sorulan Sorular" kısmından, "Yurtdışında Araç Kiralama İşlemini Nasıl Yapıyorum?" başlığına girerek okuyabilirsiniz.
Şimdi konaklama ile ilgili bizim otel dışında konaklama yapmayı düşünüp, bölge önerisi isteyenleri şu şekilde aydınlatabilirim. Merkez sayılan noktalar, şehrin tarihi bölgelerine hayat veren Marienplatz ve Viktualienmarkt civarı. Muhtemelen buralardaki konaklamalar ciddi anlamda pahalı olabilir. Ki genel seyahat bütçesi ne kadar olur, önce onu çıkarmayı düşünenler için Münih'in konaklama ve ulaşım anlamında ciddi pahalı bir şehir olduğunu yazmakta da fayda var.
Peki hangi bölgede asla konaklamamalısınız ve neden?
Gerek Münih'e daha önce giden arkadaşlarımdan, gerekse seyahat sırasında tanıştığımız lokallerin uyarısıyla, Hauptbahnhof yani merkez tren istasyonu civarında sırf uygun olduğu için içi lüks bile olsa otel tutmamanızı öneririm. Çünkü gerçekten karışık bir mahalle ve tren istasyonu tarafında hem çok gürültü hem de garip insan sirkülasyonu oluyormuş.
Eğer merkezde konaklama alternatifleri size pahalı geldiyse, son önerim de metroya yakın bir noktada otel tutmanız. S Bahn ve U Bahn Hattı şehirde hayat kurtaran ulaşım hattı. Bu vesile ile Münih'te ulaşım, havalimanından merkeze ve ne kadar bütçe ile ulaşabilirsiniz o konuya da değineyim.

MÜNİH'TE ULAŞIM

Öncelikle Münih Flughafen yani şehrin büyük hatta kocaman havalimanına ayak basar basmaz, (özellikle dönüşte) hangi terminalde olduğunuza mutlaka bakmanızı öneririm. Çünkü Münih Havalimanı oldukça büyük ve karmaşık olduğundan, Almanya'nın diğer havalimanlarından biraz daha komplike. Biz araçlı seyahat ettik ama araç işlemleri yapılırken, turist info noktasından şehir ulaşımı ile ilgili son ve güncel bilgileri edindiğim için buraya gönül rahatlığı ile aktarabilirim.
 
Şehir merkezine en kolay ulaşım yolu S-Bahn tren hattı. Ve sizin yani bir gezginin en çok faydalanacağı hat; S1 ve S8 hatları. Hangisine binerseniz binin, zaten şehrin merkez istasyonu Marienplatz (tarihi bölge)'de inebileceksiniz. Bizimle aynı tarihte gelen Alico'nun arkadaşları aynı gün airport ticket diye bir bilet aldılar, onların aracı yoktu ve havalimanından merkeze ulaşım da dahil olmak üzere, bu bilet ile o günkü tüm tramvay, otobüs yolculuklarını da tamamlamış oldular. Yani havalimanı ulaşımı + o günlük tüm ulaşım. Kişi başı 13 Euro ödemişler. Havalimanı-şehir merkezi ulaşım S1 ile arada sinyal sebebi ile birlikte beklemeler olduğu için 45 dakika sürmüş ama dönüşte 35 dakikada merkezden alana ulaşabilmişler. (Gördüğünüz gibi doğru ve son bilgileri aktarmak adına en ince ayrıntısına kadar yazıyorum size, çünkü "paylaşmak" harika!
Bileti havalimanının içerisinden alabilirsiniz ancak tramvaya merkezden veya herhangi bir duraktan binip,şehrin başka bir bölümüne gidecekseniz, tramvayın içerisindeki otomatlardan kendiniz alıyorsunuz. Biz otelimizin bulunduğu Dachauer Street'ten S8 Hattına bindik ve Marienplatz'ta indik. Merkeze ilk gün araçla değil de, şehir içi ulaşımla gidip, deneyimleyelim dedik ancak kişi başı 8 Euro ödeyince (gidiş-dönüş) otopark ücretleri daha avantajlı geldi ve sonraki günler araçla gitmeyi tercih ettik.
 
Münih'te toplu ulaşım mantığı, Paris'te ve Avrupa'nın pek çok şehrinde olduğu gibi Zone'lar üzerinden işliyor. Münih, zone 1-2-3-4 diye bölgelere ayrılıyor, siz bu zone'ları kapsayan bilet aldıkça ücretlerde artıyor, dilerseniz yürüyebilirsiniz. Veya tek günlük, iki ya da üç günlük gibi kombine bilet seçeneklerinden yararlanabilirsiniz. Bu arada tramvayların çoğundaki bilet otomatları bozuk ve paralarınızı iade ediyor. (şehir içi ulaşım kullanacaksanız, mutlaka demir bozukluk bulundurmanız gerektiğini de ekleyelim.) Bir de ilk bilet kullanımında Amsterdam'da da olduğu gibi biletinizi makineden onaylatın ki sonrasında sıkıntı olmasın. Zaten sizinle binen insanların yaptığı onaylatma işlemini görünce, sizde aynısını yapabilirsiniz.
Peki bilet almasak olmaz mı?
Olmaz arkadaşlar, bunun en acı tecrübesini yaşadım ve hatrı sayılır bir ceza ödedik Berlin'de. Bu sebeple özellikle Almanya'da neden bilet almalısınız diye merak edenler blog'daki Berlin yazımı okuyabilirler.

MÜNİH GEZİ REHBERİ

İnsan kocaman ve aslında küçücük kalpli bir canlı. Ama ben mesela böyle başka şehirlere gidince kocaman hissediyorum kendimi. İleride çocuğuma küçük ama başka ülkelerde kocaman olan hatta dev gibi büyüyebilen bir kadının yani kendimin hikayesini anlatacağım, o beni dinlemeyecek ve hiç ilgilenmeyecek o ayrı...

1663 ile 1688 yılları arasında İtalyan mimarlar tarafından inşa edilen Theatinerkirche'nin yosun yeşili kubbelerine bakıp, insanların tepeden izlendiğinde nasıl minicik kaldıklarını izliyorum.
Bu kilise benim Münih'ten etkilendiğim yerlerden biri çünkü Roma'ya her gidişimde önünden geçip, kendimi içerisinde bulduğum Sant’Andrea della Valle Kilisesinden ilham alınarak, İtalyan barok mimarisinde inşaa edilmiş. Yap, gör ve büyülen.

Bu aralar taktığım üç fiil. Büyülenmezsem, öğrenmezsem tamam değilmişim gibi. Münih'te Wirtshaus In Der Au'da jazz dinlerken size bunları yazıyorum;
-Bir kilisenin inşaasından büyülenebiliyorsam,
-Mimarisine hayran kalıp, geçmiş dönemin tarihini merak edip kulağımda tınılarla araştırmaya koyuluyorsam,
-Münih'e gelip de, o çok sevdiğim birasını içerken, şehirle ilgili bildiklerimin üstünü çizip, bilmediklerim için hala telaşa düşüyorsam,
-Ben bu şehri sevdim demektir!
İşte tam bu duygularla, bu kez de yolumu evim eden şehir Münih'ti. Yılbaşı rotamız Münih ve şehir gerçekten hislerimle akraba olup, içimdeki sesi tescillercesine harika bir yeni yıl rotası olduğunu daha ilk saniyeden gösterdi, iyi ki burayı seçmişiz dedik.

Kesinlikle, ilham alacağınız, bir sonraki yıl için damağınızda tadını yeniden hissetmek isteyeceğiniz bir dolu şey var. Yılbaşı sembolü sıcak şarap, kırmızı noel baba süsleri, şehrin ortasındaki buz pisti ve eğlenen lokaller derken liste uzayıp, gidiyor. Ancak baştan söylemeliyim ki Münih ve Oktoberfast bilgilerini ayrılmaz ikili gibi görenler, Oktoberfast ile ilgili pek bir içerik bulamayacaklar yazıda...
Kırmızı hem yeni seneye hoş geldin deme ruhunun, hem de içimdeki çocuğun bayramlardaki o kırmızı ayakkabı sevdasından dolayı en güzel rengi hala.
Ben o an Bavyera denen, daha önce tanıştığım ama eksik kalan bu masalsı coğrafyanın içinde noel babanın omzuna heyecanla konan çivit mavisi bi’ kelebek gibi hissetmiştim kendimi. Çünkü, kışın en güzel giysisini giymiş karlar ülkesi Almanya içimdeki şükrü keşifle taçlandırdı. Hazırsanız beraber gezdiğimiz Instagram'da hala videoları ekli olan Münih ve masalsı kasabalara ışınlanıyoruz...
ŞEHRİN KALBİ; MARİENPLATZ'TA ATIYOR
Isar Nehri'ne komşu olan Münih, Almanya'nın Berlin ve Hamburg'tan sonra üçüncü büyük şehri ve neredeyse nüfusu 1,5 milyon civarında. Hal böyle olmasına rağmen, şehirdeki English Garden (Avrupa'nın en büyük parkları arasında) ve sayısız yeşil alan, nehir kenarı evler derken hem Orta Çağ'dan kalma bir tarihe tanıklık vaad eden, hem de yeşili ile huzuru her daim mümkün kılan bir şehir Münih.

Münih'e gelip, benim gibi çok sevebilirsiniz ya da çok da bayılmadım diyebilirsiniz. Ancak benim Münih'i bu kadar sevme sebebim, tarihi sokaklarında adımlarken, hiç beklenmedik noktalarda bulduğumuz şirin kahvaltıcıları, özellikle antika sever ruhuma ve çay merakıma hitap eden Tea House yani Çay Evleri ve hem modern-hem de eski şehir olabilme özelliğini bana yansıtabilmiş olmasıydı.
1.Dünya Savaş'ında ciddi anlamda yara alan şehir, o bombalanma sonrası yine de kilise ve pek çok noktadaki tarihi değerlerine sahip çıkarak yine bugüne getirebilmiş. Bu da benim Avrupa'nın sevdiğim özelliklerinden biri.
ŞEHRİ KEŞFE NEREDEN BAŞLASAK?
-Tarihi yapıların en çok yer aldığı, günün her saati kalabalıkların olduğu Marienplatz civarı şehrin ilk gezilecek noktası. Tarihler 1158 yılını işaret ettiğinde kurulan şehirdeki bu meydan eskiden olduğu gibi, günümüzde de halen şehrin en önemli meydanı. Özellikle geçmiş zamanlarda suçluların idam edildiği meydan olan bu meydanda, şimdilerde gezerken kalabalıkların, cafelere, hatta Münih'in en ünlü bira evlerine girip çıktığına ve alışveriş mağazalarına girip çıktığını görüyorsunuz. Meydanda aynı zamanda, 1638 yılında meydana konan bir Mariensaule yani Bakire Meryem Sütunu yer alıyor.
-Şehrin önemli tarihi noktalarını sizde benim gibi gezmeden duramıyor ve mutlaka detaylı incelemeyi seviyorsanız, Altes Rathaus yani Eski Belediye Sarayı, Neues Rathaus - isminden anlaşıldığı gibi Yeni Belediye Sarayı ve St. Peter Kirchen Kilisesi de görebileceğiniz önemli tarihi yapılar arasında.
Bu arada St. Peter Kirche kilisesinin 300'ün üzerinde basamağını ve dar merdivenlerini tırmanmayı başarabilirseniz harika bir kuş bakışı şehir manzarası karşılıyor sizi. Çıkış; Kişi başı 5 Euro. Kilisenin içerisini ise ücret ödemeden gezebiliyorsunuz. Ancak ben St. Peter Kilisesi'nden daha çok yine diğer bir tarihi yapı olan ve barok mimarinin en güzel örneğini görebileceğiniz Asam Kilisesi'nden etkilendim, içi gerçekten büyüleyiciydi.

Almanya'nın gidip de, taptığım hatta blog'a bayıla bayıla yazdığım Berlin ve Hamburg şehirlerinden sonra, Münih ülkenin en büyük 3. şehri. Kentin ana meydanı olan Marienplatz çevresi şehrin ilk adımlanacak noktası çünkü çevresinde bir çok kilise ve büyüleyici sayılabilecek, gökyüzüne akraba uzanan bir dolu tarihi yapı var dedik.
FRIEDENSENGEL VE BAVARIAN PARLAMENTOSU VE FRAUNKIRCHE KATHEDRALİ
-Münih'in ilk görüşte bile bana büyüleyici gelme sebebi, 2. Dünya Savaş'ında neredeyse yerli bir olsa da yine de yaralarını sarıp, aynı o dönemdeki gibi özüne uygun olarak yeniden var olmuş olması. Prinzregenten Tiyatrosu, deliler gibi merak ettiğimiz Friedensengel ve Bavarian Parlementosu derken ilk selamlanacak yerlerin listesi uzuyor gidiyor rotamda.
Münih çok acayip, noel pazarlarını dolduran o insanların coşkusu, sıcak şarabın eldiven sarılı kadehlerde soğuk havada çıkardığı duman derken sanki en sevdiğiniz yerde, en keyif aldığınız insanlarla karşılıklı oturup, en sevdiğiniz oyunu oynar gibi keyifli hissediyorsunuz kendinizi. Biz size yazdığım Marienplatz civarındaki tarihi noktaların ardından, şehrin tarihi dokusunu seyre dalmak için en ideal nokta olan Rathaus'a gittik. Burada gotik mimarinin en güzel mimari örneğinin sergilendiği Frauenkirche Kathedrali ile Kulesi var. Eğer sizde benim gibi içinizdeki heyecanları an'lara teslim etmek için sabırsızlanıyorsanız, sırasıyla listenize alın bu noktaları...
 
GLOCKENBACHVIERTEL - GARTNERPLATZ VE UNIVERSITAT
Size hiç oluyor mu? Böyle yanımda biri olsun olmasın, yeni bir şehri keşfederken, vitrinlerine bakıp, müzesini gezerken hep kendi kendime konuşurum ben genelde.
Çünkü Alico benim beş cümleme tek cümleyle cevap verir.
Münih öyle değil işte, yani siz kendi kendinize konuşsanız bile, köşeden yumoş atkısını boynuna dolamış, günün ilk kahvesini içen bir ihtiyar çıkıyor, turistten bıkmış lokaller de bir aşağı bir yukarı bıkmaktan vazgeçip noel pazarlarındaki kalabalığın karmaşasının tadına varıyor yani size şehir siz isteseniz de istemeseniz de kendiliğinden eşlik ediyor zaten. İşte gezilecek yerlerin üzerini tek tek çizerken, bir de bilmediğimiz ve not almadığımız yerlerden giderken, beklenmedik bir noktada sanatçıların ve mimarların cool mekanı olarak adlandırılan şehirdeki Glockenbachviertel Bölgesi'ne geldik.
Yeni tanıştığım bir şehrin soğuğunda, havanın yeni bir keşifle muhteşem kararacağına emindim ve öyle de oldu. Eldivenli eller birbirinde, kulaklıklar kulakta, Water Under the Bridge çalarken adımlar eşlik etmişti ve işte biz en çok bu bölgeleri sevmiştik.
Neden mi? İşte cevabı;
Glockenbachviertel ve özellikle Universitat civarı Münih'in daha dinamik, hippi mekanlarının olduğu sabah üçüncü dalga efsane kahvecilerinde günü karşılayıp, akşam farklı kokteyller deneme ve şehrin akşamını keyifli kılma hevesine girdiğinizde uğrayacağınız bir dolu, cafe, bar ve farklı konseptte mekanlarla dolu bölgeler. Bu bölgelerdeki favori kahve ve kokteyl mekanlarımı ayrıca Münih Yeme-İçme rehberinde sizinle paylaşıyor olacağım.
Biz ilk akşam tramvayla, sabah da araçla kahvaltı için gittik. Dolayısıyla nasıl gelebileceğinizin bilgisini de ekleyeyim; Tramvayın Universitat U-Bahn durağında inip, boylu boyunca yürüdüğünüzde hatta telefonunuzun online haritasında bu bölgenin kalbi olan Türkenstrasse’yi yazdığınızda gelmiş olacaksınız. Zaten mekanların konsepti sizi doğru yere geldiğinizi kanıtlarcasına karşılayacak.
FRAUNENPLATZ
Şimdi size Münih'e geldiğinizde mutlaka uğramanız gereken şirin bir meydan öneriyorum.
Burası nasıl?
Yürüdükçe o irili ufaklı masaların hayat verdiği küçücük bir meydan burası. Marienplatz'ın yeni yıl ya da yeni yıl olmasa bile turist kalabalığından uzak, bira evlerinin olduğu şirin bir meydan; Fraunenplatz. Konum olarak; 109 metre yüksekliğindeki gotik kilise Fraunen Kirche’nin  hemen yanı başında. Birayla çok aram yok ama birasız bir Münih düşünülemez, işte şehrin en tadı damağınızda kalacak bira evleri için ister fotoğrafı, ister adresi kaydedin. Bu meydan şirin bira evi kültürünün en net yaşatıldığı adreslerden biri. Buradaki an'larımız bence şehrin en eğlenceli, en dinamik anları. Başucumdaki çekmeceden çıkarıp, yatmadan önce bu müziğin eksik olmadığı meydanı düşleyeceğim, sonra Türkenstrasse’deki kitapçıdan aldığım dünya küresi ve girip çıktığım dükkanları hatırlayacağım. Avucumun içinde taşırsam abartmış olur muyum seni Münih?
 

MÜNİH'E NEDEN SEYAHAT ETMELİSİNİZ?

Seyahat boyunca daha önce seyahat ettiğim Almanya şehirleri ile kıyas yapmamı isteyenler çoğunlukta oldu. Herkesten "Neden Münih sizce?", "Size göre neden başka bir şehri değil de burayı tercih etmeliyiz?" diye çok soru aldım. Hazır gezilecek yerleri yazmaya devam ederken, bir sebep-sonuç ve hayal edip-aradığımı bulduklarıma dair bir cevap yazayım ki, herkesin işine yarasın;
Eveeet yeni yıl ya da herhangi bir zamanda uygun bilet bulursak neden Münih'e gelmeliyiz?
 -Münih'inde içerisinde olduğu Bavyera rotası çok dolu bir rota. Münih şehri başlı başına tarihi dokusu, sürprizli sokakları, güzel cafeleri ile bir gezgini mutlu edecek her şeye sahip.
 -Bir kere konum olarak Münih'ten tren ya da araba ile masalsı denebilecek yakın kasabalara günü birlik, konaklama bütçesi ayırmadan geçebiliyorsunuz.
 -Çoğu kişinin hayallerini süsleyen, hatta sırf burayı görmek için geldiği, Neuschwanstein Şatosu burada.
 -Bir de bence en önemlisi bizim daha önceki yazlarda gerçekleştirdiğimiz ve hepinizin çok hoşuna giden karavanla Slovenya-Avusturya rotasını Münih bazlı olarak da düşünebilirsiniz. Yani Münih bol günü olanlar için müthiş bir roadtrip noktası.
 -Çünkü Münih hem Alp'lerle çevrili doğası, gölleri, hem de Avusturya, İtalya ve en çok bayıldığım Slovenya'ya çok yakın bir konumda.
 -Şehir gezginler için biçilmiş kaftan. Yürüyerek gezebileceğiniz bir şehir (tabii ki tamamını asla) olduğu kadar bisiklet kiralayıp gezebileceğiniz bir çok park ve bahçesi var.
-Yok efendim ben müze isterim mi dediniz? Münih zaten müzeler şehri. Pinakotheken, Brandhorst, Lenbachhaus Müzesi gibi gezilecek onlarca müzesi var. Opera Binası, Rathaus zaten başlı başına ayaklı tarih.
 -Hayır olmaz, ben romantik bir tatil düşlüyorum diyorsanız zaten Münih'ten Romantik Yol Güzergahı olan Bavyera'nın bir çok durağına harika manzaralı yollardan geçerek ulaşabiliyorsunuz.
 Ben size bir şey söyleyeyim mi?; Zaman uzun gibi gözüküyor ama o kadar hızlı geçiyor ki. Yarın bunu yaparım dediklerimiz, bir bakmışsınız aylar sonranın hatta bir yıl sonranın planı olmuş. Bütçe, fırsat, koşul, hepsi etkili kabul. Ama varsa merak ettiğiniz, görmek istediğiniz, planlarınız bir balonun ipine sarın onları, havalandırın gökyüzüne. 2018 planlarınızın yılı olsun, hepsi gerçekleşmese bile bir kaçı gökyüzünün mavisine bulansın yeter!
ZARİF CADDE ARAYANLAR İÇİN; LEOPOLDSTRASSE
Tramvaya bindiğinizde, Müncher Freiheit veya Giselastrasse duraklarından birinde indiğinizde şehrin boylu boyunca uzanan, zarif caddesi olan Leopoldstrasse'nin başı ya da ortasına çıkmış oluyorsunuz. Burası benim eski sokaklardan kıvrılıp, vitrinlere bakmaktan keyif aldığım ve şehrin havasını solurken Münih'i yavaş yavaş kendi içimde tanımlamama yardımcı olan caddesi oldu. Bayılarak yediğimiz ve şehrin en uzun kuyruklu haburgercisi ünvanını alan Ruff's Burger ve bir çok restorana ev sahipliği yapıyor. Araçlı iseniz, parkomatlardan ticket alarak, aracınızı sağlı-sollu park etmenize imkan tanıyan bir cadde.

BİR KADININ SADECE YÜRÜMEKTEN BİLE ZEVK ALACAĞI ALIŞVERİŞ CADDESİ; MAXIMILIENSTRASSE
Bence Münih'in en elegan, en al benisi yüksek olan caddesi,alışverişin hakkını, kesesine güvenip vermek isteyenler için biçilmiş kaftan olan Maximilienstrasse caddesi. (Böyle yazınca biraz garip oldu çünkü strasse zaten cadde demek.)
Maximilianstrasse, Münih’in en önemli alışveriş caddesi diyebilirim. Ulusal Tiyatro binasının da yer aldığı kısımda yer alan Max-Joseph Platz’tan başlayan cadde üzerinde birçok ünlü mağaza var. Prada'nın, Chanel'in, Dior'un, Gucci'nin en süslü vitrinlerine ufak bir göz ucunuzu kaydırmak için bile olsa mutlaka yürümelisiniz.

ENGLISHER GARTEN
Benim için her şehrin bir soundtrack'ı var.
Münih'in benim içimde yakıştırdığım parçası; Vangelis'ten Conquest of Paradise.

Çünkü gerçekten cennetin karşılığını bulabileceğiniz neredeyse 4 km2'lik bir alana yayılmış olan ve Avrupa'nın en büyük parklarından biri sayılan English Garden (İngiliz Bahçesi)'ne ev sahipliği yapıyor.
Park aslında sadece yeşile ve huzura doymak isteyenler için biçilmiş kaftan değil, aynı zamanda bünyesinde barındırdığı Chinese Tower adında harika bir bira bahçesi, Monopteros adında Uzakdoğu esintilerini göreceğiniz bir tapınağı ve işte en sevdiğim deyip, şiddetle oturup, soluklanmanızı istediğim Japanese Tea House yani harika bir çay evini bünyesinde barındırıyor.

Englischer Garten’ın yaz ve ilkbahar halini düşünemiyorum bile, yeşilin en derin, en açık tonlarına yayılmış yatanlar, piknik yapıp, kitap okuyanlar nasıl güzel oluyordur kim bilir... Bu arada gittiğimde şaşırdığım şeylerden biri de parkın başka bir köşesindeki Eisbach Sörfçüleri. Parkı ikiye bölen nehrin suyu yapay şekilde dalgalandırılmış ve Münih'liler bunu harika bir etkinlik noktasına çevirmişler. Dalgalanan suyun üstünde akrobatik hareketlerle, kendinizi sörfçüleri elinizde bira veya kahveyle karlı ya da yağmurlu bir Münih gününde izliyor bulursanız sakın şaşırmayın.
Ahh! Bu arada şehirler müziksiz olmuyor, Çünkü benim koşarken, coşarken, hiç beklemediğim anda tam da karşımda gördüklerimin en güzel şahidi onlar. İçinizdeki Cohen'i, Beatles'i, Adele'i hiç susturmayın olur mu? Doğanın kendi kış melodisini mırıldandığı parklarda, endişelerinize ve bir kaç gün sonra seyahat biter bitmez döneceğiniz rutinlerinize en güzel ilaç onlar.
YEŞİLİN BEYAZ GİYMİŞ ÖRTÜSÜ; MÜNİH BOTANİK PARKI
Özellikle yeşile hasret uyandığımız İstanbul şehrinde, sizde yeşile, bitkiye, ağaçlara ve rüya gibi bir cennete düşmek istiyorsanız adresiniz kesinlikle şehrin Botanik Bahçesi olmalı. Toplamda 21 hektar gibi hatrı sayılır alana yayılmış olan parka, neredeyse 14.000 çeşit bitki türünü görmek, oksijene bulanmak için hatta açılış saati 09.00 itibari ile kahvenizi çantanıza alıp, soluklanabilirsiniz.
Taaaa Taaaam Ve İşte Şehrin En Sevdiğim, En Beğendiğim, En Büyülendiğim Bir Kaç Mahallesini yazmak da sıra...
-Nymphenburg Sarayı (Schloss Nymphenburg) benim için Berlinvari bir bonus oldu. Hani Berlin yazımdan hatırlayanlar bilir, Charlottenburg Sarayı benim Berlin'e dair en büyük şansım olmuştu, gerek porselen müzesi, gerek sarayın iç mimarisi gerekse, içerisinde bulunduğu parkı ile Berlin'in hareketli şehir hayatının arasında, nefes gibi gelmişti. İşte tam da böyle bir arayış içerisine girip, şehirde görkemli saraylar görmek sizi mutlu ediyorsa, Nymphenburg Sarayı tam size göre.
1664-1758 yılları arasında  Barok tarzda inşa edilen kocaman hatta devasa bir yazlık aslında burası. Yalnız yazlık demişken, küçük ya da villamsı bir saray gibi düşünmeyin, neredeyse bir semti kapkayacak kadar büyük. Wittelsbach Ailesi'ne ait olan saray, yıllar içerisinde Taş SalonGüzel Kadınlar GalerisiAt Arabaları Koleksiyonu, hatta inanmayacaksınız ama İnsan ve Doğa Müzesi gibi ek yapılarla genişledikçe genişlemiş.
Sarayın büyülendiğim kısımları dışında beni esas etkileyen şey sarayın civarındaki nehrin ikiye böldüğü kısımdaki villalar, müstakil evler bölgesi.
Münih'e gelip de bu evlerin olduğu bölgelerde yürümezseniz, bozuşuyoruz;
-Böcklinstrasse Gern civarı, saraya giden, birbirine benzeyen muhteşem evlerin olduğu bölge.
-Tizianstrasse civarındaki evler ve kanal bölgesi.

MÜNİH YEME-İÇME REHBERİ

Münih bira evleri, yüksek tavanlı, içerisinden adım attığınız anda başka bir dönemi andıran sürprizli restoran ve çay evleri ile kalbimi en az Lviv kadar feth etti diyebilirim.
O zaman hazırsanız, şehirde deneyimleyip, özellikle sizin de adlarını ısrarla sorduğunuz mekanları yazıyorum;
-Eğer gerçek bir bira evi deneyimi, lokal yemeklerin tadına bakabileceğiniz bir adres arıyorsanız, şehirdeki ilk adresiniz Münhih'te birden fazla şubesi olan Augustiner olmalı. Yerel kıyafet giyen garson kadınlar, Alman müziği ve bol gürültü eşliğinde özellikle Marienplatz'taki şubesine uğramalısınız.
-Kahvaltı için biz kasabalara gittiğimiz günlerin haricinde Münih'teki mekanları deneyimledik. Özellikle, Hohenzollernstrasse'deki Cotidiano güzel kahvaltı için biçilmiş kaftan.

-Gartnerplatz'da bulunan Del Fiore Cafe'de menüsündeki lezzetleri ve iyi kahveler için, özellikle de büyük camlarının ardında kalan pencere kenarı masaları ile şehirdeki favorim.
-Hofbräuhaus am Platz, gösterişli ve sizi büyüleyen tavan süslemeleri, lokal biraları ve meşhur Münih sosisleri ile mutlakalarınız arasında olmalı.
-Şehirle vedalaşmadan hemen önceki gece, otelimizin önerisi ile gittiğimiz efsane kokteylin yaratıcı mekanı; The Flushing Meadows'u bizim gibi gecikmeden, yazın ilk gün defterinize.
-İyi et yemezsem, seyahatim yarım kalır kafasında olan gezginler ve gezgin aileler için The Grill et restoranı olarak, en çok sorulan pizzacı için de hemen alt katında bulunan L'osteria dekorasyonuna bayıldığım iç mimarisi ve teker büyüklüğünde ince hamurlu pizzaları ile kesinlikle en net favori mekanım.
-Bir kaç kadeh içki ve İtalyan atıştırmalıkları ile daha şık bir akşam adresi arayanlar hemen kaydetsin; Bar Giornale.
-Benim yine mekanın görkemine taptığım, Alico'nun kaburgasına bayıldığı; Haxnbauer özellikle rezervasyon almadığından caddeye kadar taşan kuyruğu ve lokal birası/çok iyi kaburga ikilisi düşünüldüğünde bizim ilk gün restoranımızdı. Dönüşten hemen önce, veda niyetine ikinci kez gittiğimizi de itiraf edeyim...

-Veee en çok soru aldığım, mekanın antika-vintage ruhu, leziz çayları, loş ışıkları, eskimiş koltuk ve abajurları ile kalbimi çalan dokusuyla bu çay evini nasıl keşfettiğimizi ve nerede olduğuna dair bin tane soru geldi. Sakin olun, açıklıyorum; English Garden'da günü batırdıktan sonra, arabayla nerede kahve içsek diye ararken, Alico üstün mekan bulma becerisini konuşturarak bu şahane mekanı buldu. Mekanın sahibi kız, ziyadesi ile eskimiş olan bu evi sempatik bir çay evine dönüştürmüş. Koltuklar eski, gerçekten eski ve yıpranmış. Aşınmış halılar ve anneannelerinizden alışık olduğunuz halılara rastlıyorsunuz. Gerçek bir kahve ve çay kaşifi olduğumdan Hamburg'tan sonra içtiğim en leziz çayları burada içtik. Favorim yaseminli ve karamelli çay. Mekanın adı; Friesische Teestube.


Eğer hazırsanız şimdi Münih'e 1-1,5 saat mesafede bulunan, Neuschwanstein Şatosu ve masal gibi Bavyera kasabalarını keşfedebilirsiniz.

Neuschwanstein Şatosu yazısını okumak için buraya tıklayın.
0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!