LVİV

ÖNYARGILI MASALLARIN, MUTLU SONLA BİTTİĞİ ŞEHİR; LVİV
Ukrayna'dayız. Başkent Kiev'den sonra, ülkenin en kalabalık ve en çok turist ağırlayan şehirlerinden biri Lviv. Adı ve telaffuzu gibi tatlı söylenen şehirler, öyle çıkınca hani bir oyun varmış da, ben tahmin ettiğim için kazanıyormuşum gibi hissediyorum. Lviv, bence diğer Ukrayna şehirleri gibi soğuk değil, aksine tam bir Avrupa şehri olmuş, hele ki son zamanlarda açılan tatlı cafe'ler, şık restoranlarla... Coğrafi konumuna baktığınızda, Polonya sınırına yakın. Zaten tam bir sınır şehri. Hatta sınır şehri olmasının şehre kattığı pek çok şey var. Mesela yapılarını ve tarihi duraklarını görünce hem Polonya'nın, hem Sovyet Rusya'nın mimari izlerini görüyorsunuz. Üstüne Nazi Almanya'sının izleri derken, çokça kültür ve mimari doku bir arada. Kaydırağın tepesinde bir çocuk gibiyim resmen Lviv'i keşfederken, sorgusuz sualsiz kollarımı havaya bırakıp, kahkahalarla arşınlamak istiyorum bu şehri. Nostaljik tramvaylar var etrafta, sonbahara rağmen hatırı sayılır bir soğuk, ilk izlenimde bolca arnavut kaldırımlı sokak görüyorum. Şimdi sırada Ukrayna'nın küçük ama içerisine sığdırdığı 50'nin üzerinde müze ve neredeyse sayısı 100'ü geçen tarihi kiliselerinden bahsedip, tatlı cafe ve farklı konseptteki restoranlarından güzel bir liste yapmak var sırada ve işte bu yazı sizinle buluşunca, hep sorduğunuz, mesajlar attığınız bu şehri en az benim kadar seveceğinize eminim.

Şehir nüfusunun büyük çoğunluğu Ukraynalılardan, diğer kısmı ise Ruslardan oluşuyor. Ancak siyasi ilişkiler sebebi ile Rusça konuşmayı pek tercih etmiyorlar. İngilizce bilen kişi sayısı maalesef çok az, tabelaların çoğunda kendi alfabeleri ile yazılmış mekan isimleri görüyorsunuz. Bu yüzden de mekanları, restoran ve hatta müzeleri bile kaçırma durumunuz olabiliyor. İlk tavsiyem; kullandığınız harita programı ya da Google Maps yardımı ile listelediğim mekanları, müzeleri ve benim yazmadığım ama sizin gitmek istediğiniz yerleri önceden telefonunuzdan pin'lemeniz. Örneğin aşağıda bahsedeceğim İtalyan Courtyard, bizim listemizdeydi ancak herhangi bir tabela olmadığı için ya da biz o dili bilmediğimiz için çok şans eseri ve sokağın konumuna bakarak burayı bulduk.

Ülkede kullanılan para birimi Grivna. Ve Grivna, benim şu ana dek gördüğüm en uygun para birimi. Euro ve Dolar'daki kur artışından sonra, şunu belirtmeliyim ki; Diğer Avrupa şehirlerinin aksine, paranızı bozdurduğunuzda cüzdanınıza veya cebinize az para değil, aksine tomarla para kalıyor. Biz daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere, gittiğimiz ülkenin para birimi ne ise, onu TL'ye çeviren online bir program kullanıyoruz. Böylece kaç Grivna'nın, ne kadar TL ettiğini kolayca anlayabiliyoruz.
Mesela 1 Grivna; 0.31 Kuruş ediyor.
1 TL ise; Yaklaşık olarak 7,5 Grivna ediyor.
Cüzdanınız için hesabın özeti; AZ bozdur, ÇOK para DOLSUN.
Kafanızda şekillenmesi için, kahvaltı, kahve, taksi parası gibi temel şeylerin kaç Grivna olduğu ve kaç TL'ye tekabül ettiğini Lviv Kısa Kısa yazıma tıklayarak okuyabileceksiniz.

 


İLK BAŞTA SOĞUK, SONRA SICACIK GELEN VE İLK DEFA MERHABA DEDİĞİNİZ BİR ÇOCUK GİBİ LVİV

En mutlu sabahlar bence uyandığın gökyüzünü, başka bir ülkeninkiyle paylaşacağın sabahlar. Yani diğer bir deyişle, havalimanından gökyüzüne çaktığın selamların, başka ülkenin gökyüzleriyle arkadaş olduğu sabahlar.
İşte biz #alicozlem olarak, Lviv uçağını beklerken ve günün ilk kahvesini içerken, böyle sıcak ve heyecanlı duygular içindeydik.

İçimdeki yol aşkını öyle bir yere saklıyorum ki, bazen havaalanında sürekli oturduğum sandalyenin uçakların inişini en güzel gören sağ yanı, bazen yanımdan hiç ayırmadığım kitabın içindeki ve tam da o an rastladığım Kopenhag'ta bir parkta yerden aldığım yaprak, bazen de eskiciden alıp, yıllardır eskittiğim bozuk para cüzdanı. Başka şehirlerden, başka coğrafyalardan aldıklarıma bakınca, içimde kıvrılan bir kuş varmış da, yola çıkacağım günler gökyüzüne havalanacakmış gibi kanat çırpıyor heyecanla içimde. Bence o benim, ve o kuş da benim iç sesim!
Ve şimdi bakıyorum ki, bol hevesli, çokça sürprizli, en fazla da keşif, sanat, kültür, doğa ile çevrelenmiş "dolu dolu" bir 4 gün bırakmışız gerimizde.
Lviv'de Orta Çağ'dan bugüne uzanan çok sayıda yapı var. Ülkenin tarihi geçmişine baktığınızda aslında, Sovyetler Birliği’nden 1991’de ayrılıp bağımsızlığını kazandı. Ama onun hemen öncesine ve çok da uzak olmayan tarihin sayfalarını araladığınızda, uzun süre etkisi altında kaldığı Polonya ve Avusturya'nın da mimari izlerini görüyorsunuz. Instagram üzerinden bana yöneltilen sorulardan biri de; Seyahat edeceğim yere gitmeden önce hangi kaynaklardan yararlandığım? ile ilgiliydi. O soruya da burada cevap vereyim; Ben gideceğim ülke ya da şehirle ilgili yazılan kitapları üç beş ay önceden okuyup, notlar alıyorum. Buralarda çekilen, tercihen ziyaret edeceğim şehirde geçen filmleri bulup izliyorum. Mutlaka şehrin tarihinden, müzelerinden ya da sanatından fikir edinebileceğim bir cep kitap satın alıyorum. Çantamdan çıkarıp bakıyorum ve yapılara bakarken bile, oradaki bilgi inanın bir detay yakalamamı sağlıyor. Resmen üniversiteye hazırlanıyorum yani. Ama bir şey söyleyeyim mi? Uzun yıllardır bunu yapıyorum ve okulda öğrendiklerimden çok daha akılda kalıcı bilgiler edindiğimi hissediyorum, bir de bunları yerinde görmek iyice pekiştiriyor bildiklerimi ya da bildiğim sandıklarımı. Her zaman savunduğum bir cümle var; "Seyahat etmek, abartısız beni dünya insanı yapıyor, inanılmaz bir şey. Büyük, kocaman ve uçsuz bucaksız..."

Evet bir çok milletin farklı isimlerle telaffuz ettiği Lviv, Polonyalılar tarafından Lwow, Ruslar tarafından Lvov ve Almanlar tarafından Lemberg olarak anılıyor. Tek bir şehir, çok telaffuzla öyle bir karma yaratıyor ki, belki de çok kültürlü oluşundan kucaklıyor sizi.
Haydi gelin şimdi gezimize başlayalım. İlk olarak konaklama sonra da şehir merkezine ulaşıma değinelim...
LVİV'DE KONAKLAMA - Bebekli ve Çocuklu Aileler İçin Öneri
Toplamda 1300'e yakın soru aldım ve bunların yarısı konaklama ile ilgiliydi. Güzel haberle giriş yapayım. Şehirde yaşam, ulaşım ve her şey çok ucuz. Ve emin olun, konaklama konusunda da şehir hem bir gezgin, hem de bütçe dostu. Lviv, benim daha önceden gitmek istediğim ve ufak ufak araştırmasına başladığım bir şehirdi, fakat bilet bana eşimin sürprizi olduğu için ve gideceğimiz tarihten üç gün önce biletleme yapıp, bana da söylediği için airbnb ve booking.com sitelerinde maalesef iyi yerlerin hemen hepsi tükenmişti. Bu sebeple merkeze yakın sayılabilecek bir noktada bir apart daire tuttuk. Mutfağı, banyosu, yatak odası olan daire Lviv'in eski yapılarının aksine, dijital kart ile okutarak apartmana giriş yaptığınız, modern yani sonradan yapılan bir yapının içerisinde bulunuyor. Eğer güvenlik, merkeze yakın oluş ve bebek/çocuk için mutfaklı bir daire düşünüyorsanız bizim kaldığımız yeri tutabilirsiniz. Çok temizdi, oldukça rahat ve genişti. Balkonu var ve mutfağı da son derece su ısıtmak, bebek için bir şeyler hazırlamak ya da dolapta yiyecekleri muhafaza etmek için idealdi. Ama iç dekorasyona önem verenler, lüks arayanlar ve kaldığı yerin ruhuna önem verenler içinse, daire ne kadar tatmin edici olur emin değilim.

*Kaldığımız dairenin linkine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Totalde 4 günlüğüne 3900 Grivna yani 550 TL ödedik.
Eğer biletin zamanlamasını önceden bilseydim kalmak isteyebileceğim ve sizin de tercih edebileceğinizi düşündüğüm yerleri alternatifli olarak yazmak istedim,;
-Lviv Vintage Boutique Hotel
-Leopolis Hotel
-Swiss Hotel
-Chopin Hotel
Gelen sorulara ek olarak şehrin merkezi neresi ve konaklama için hangi bölgeyi tercih etmeliyiz diye soranlar için cevabım; Opera Binası ve çevresinde bir konaklama ayarlamanız yönünde olacak.

 


HAVALİMANI'NDAN MERKEZE ULAŞIM

İstanbul'dan yaklaşık 1 saat 45 dakikalık bir uçuşun ardından, Danylo Halytskyi Havalimanı'na ulaşıyorsunuz. Buradan şehir merkezine ulaşım için iki alternatifiniz var; Birisi taksi. Ki ben genelde taksi kullanmayı hem kendi şehrimde, hele de yurtdışında hiç tercih etmeyenlerdenim. Ama burada taksi cidden ucuz. Normalde, mesafenin karşılığı 80-100 Grivna arası bir ücret tutarken, havalimanından bindiğiniz için turist olduğunuzdan dolayı fiyatı 250 civarı söylüyorlar. O da gayet ucuza geliyor; 30 TL gibi. Ancak bence hiç gerek yok, hemen havaalanının önünden bineceğiniz 9 numaralı troleybüs sizi Ivan Franko Parkı ya da kentin merkezi kabul edilen Rynok Square'e götürüyor. Kişi başı; 3 Grivna. Yani iki kişi totalde; 86 Kuruş. KURUŞ DİYORUM YANLIŞ ANLAŞILMASIN! (gözlerinden yaş gelen emoji)

Bir seçenek daha var; Bizim dönüş yolu için alana gidişte kullandığımız UBER. Sistem tüm Avrupa'da olduğu gibi, Lviv'de de oldukça yaygın. Ve Uber'le kent merkezinden alana gitmek 78 Grivna tutuyor. Yalnız internet bağlantınızın olması şart.

DÖVİZİ HAVALİMANI'NDA BOZDURMAYIN
Burada işinize yarayacak bir bilgi daha; Ülkeye gelirken, yanınızda döviz olarak USD ya da Euro farketmiyor. Biz Euro tercih ettik, özel bir sebebi yoktu. Fakat daha önceden aldığımız öneriler doğrultusunda ve havalimanında karşılaştığımız erkek bir grubun söylediği üzere, sadece yol paramızı karşılayacak kadar bir döviz çevirdik ve kalanını kent merkezinde Grivna'ya çevirdik. Lviv'n şehir merkezinde, hatta daha uzak kısımlarında bile döviz büroları neredeyse gece 23.00'e kadar açık. Kur oranına baktığınızda, havalimanı ile arasında çok değilse bile biraz fark olduğunu göreceksiniz. O sebeple kalan dövizinizi merkezde ve "bittikçe" çevirebilirsiniz. Biz günlük 50 Euro çevirdik, elimizde bitince de aynı gün yine para bozdurduk.
O ESKİ SARI TROLEYBÜSE BAKINCA ANLAMIŞTIM, BU ŞEHRİ ÇOK SEVECEĞİMİ...
Evet havalimanından indiğimizde, rüzgarın bizi bir ileri bir geri savurduğu soğuk ve sert bir havaya denk geldik. Üstelik daha sonbahardı ama şehir kışa kesinlikle gebeydi.Bizi şehir merkezine ulaştıracak aracı beklerken, bir de baktım uzaklardan eski bir troleybüs geliyor, belki 60 yıldan fazlaca yaş almıştır. Resmen dökülüyor, kapı sistemi, parayı uzattığınız sistemi bile o kadar geri kalmış ki. İçi pas içinde, ama rengi sarı! İşte dedim, benim en sevdiğim renk sarı ve yıllarca arasam, her bulduğumda içimde hep yeni kalacak o eski doku! Savaş gören şehirlerin dokusunu seviyorum, yıkım, acı, ölüm olduğu için değil, kazanılırken ardında çokça yaşanmışlık ve hikaye bıraktığı için. Ben bir bütün yol bayı rüzgarın savurduğu sararan yapraklara baktıkça, sonbahar dedim kesinlikle Lviv'in mevsimi. Instagram'da, ilk story'imde hatırlarsanız, daha gezmeden ve sadece otele yürürken bile bu şehre sonbahar dev yakışıyor demiştim ve gerçekten öyle olduğunu göreceksiniz yazıya devam ettikçe.

Bizim kiraladığımız daireye gitmek için, Ivan Franko Park'ında indik, başta soğuk gelen o eski binaların önünden yürüdük uzun uzun... Yaprakların bu kadar erken dökülmesi ve oluşturduğu renk kartelası öyle mutlu etti ki, bu yüzden bence sonbahar ya da karlı bir kış kesinlikle biletleme zamanlarınız olabilir.

LVİV GEZİ REHBERİ

Lviv aslında çok büyük değil ama içerisinde sizi kültürel ve sanatsal anlamda oyalayacak, keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak müze var. Buna bir de gurme lezzetler anlamında bol deneyim yaşayabileceğiniz restoran ve cafeleri hatta kahve ve çikolata fabrikalarını ekleyince dolu dolu bir program vaad ediyor. Bana yöneltilen sorulardan biri de, şehri gezmek için kaç gün yeteceği ile ilgiliydi. Kısa bir Lviv Turu için ya da tam tersi geniş bir şekilde şato ve parklara da vakit ayıracaksanız kaç gün vermeniz gerektiğini Lviv Kısa Kısa yazısında detaylıca anlattım.
Hazır mısınız şimdi hikayelerde paylaştığım, fotoğraflarda gösterdiğim yerlerde, onların tam da içinde minik bir gezintiye çıkmaya?
 
 Rynok Square (Rynok Meydanı) - Ринок 
Benim havalarım başladı işte, esen rüzgarlar, yere dökülen yapraklar, oh üzerlerine basınca, çıkardıkları ses çıtır çıtır. İnsanın içine çekilmesine sebep soğuk havalar ama bende tam tersi oluyor dışa dönüyorum. Bazı yerlere, özellikle soğuk mevsimlerde ya da serin havalarda gitmek istiyorum. Lviv'de uzun zamandır sonbaharını yaşamak istediğim yerlerden biriydi. Rynok Meydanı ve Opera Binası’nın civarında yürürken, düşünüyorum nasıl kuvvetlenmek için önce esnemek gerekiyorsa, bir ülkeyi hakkıyla adımlamak için, orayı seçerken gerçekten oranın dokusunu istemek ve keşfetmeye aşk duymak gerek. Lviv gerçekten aşk duyduklarımdan oldu. Ve işte rota yaparken bile heyecan duyduğum, gezerken bunu tescil ettiğim lokasyonlardan biri hiç şüphesiz Market Square olarak da bilinen Rynok meydanı. Burası şehrin kalbinde, hatta şehrin tam merkezi!

İnsanın da tam içine işliyor o yüzden. Meydanda toplamda 50'ye yakın ev var, evet yerde oturup geleni geçeni izlerken saydım. Bunlardan en renksiz ama dokusu beni büyüleyen; Black Mansion. (Чорна кам’яниця)
Meydanın tam ortasındaki Belediye Binası çevresindeki 4 heykel var, gelmeden önce okuduğum kitaptan not aldığım kadarı ile adları; Diana, Neptune, Adonise, Amphitrite. İşte bunları ve bu tarihi dokuyu solumak için yapılacak en güzel aktivite, Meydanda gözünüze kestirdiğiniz kafelerden birine oturmak ve sonbahara, Lviv'e ve insanların arasına karışmak. Yalnız Lviv ucuz ve vizesiz bir şehir olduğu için çok turist ziyareti oluyor bu yüzden. Tur otobüsleri şehirden nefret ettirecek kadar kalabalık yaratıyor. Özellikle Cumartesi ve Pazar Günleri öğlene kalmadan bu civarda belirttiğim ve listedeki yerlere giderseniz daha keyifli olur.
Virmenska Street (Virmenska Sokağı - Ermeni Mahallesi) - Вірменські / Армянский кафедральный
Şehirde içtiğimiz keyifli ve sıcak sabah kahvelerinin adresi; Virmenska Sokağı. Adından da anlaşılacağı gibi burası bir Ermeni Mahallesi. Bazı hüzünlü olaylar sonucu, evlerini ve yurtlarını terk eden Ermeniler çoğunlukla bu sokağa yerleşmiş. Burası bence Lviv'in dokusu güzel semtlerinden biri olarak, seyir defterinize itina ile not edilebilir. Hatta buradaki turuncu bina, Lviv'in en fotografik noktası olarak, herkeslerin poz için kuyruğa girdiği bir yapı.

Peki ne var bu sokakta? Şehrin havalimanına da ismi verilen Danylo Halytsky zamanında Ermeni tüccarları şehrin ekonomisini kalkındırmak için buraya davet ediyor ve zamanla hem ticari zeka, hem ekonomik kalkınma, hem de zarif yaşam tarzlarının görüldüğü evleriyle dolu bir sokakta hayatlarını sürdürüyorlar. Burada yapı olarak, gezebileceğiniz hem Ermeni Kathedrali var (Armenian Cathedral), hem de daha önce bahsettiğim Armenian Courtyard civarında konuşlanan tatlı cafeler ve mola mekanları var. Ermeni Başpiskopos'unun da evinden çıkarken bizi selamladığı bu tatlı sokaktaki mekan önerilerimi yazının devamında paylaşacağım.
Burayı neden sevdim? Yaşanmışlık olan, derisinin altındaki hücrelere göz bebeği gibi bakıp, dokusunu bozmadan koruyan semtlere, mahallelere, şehirlere bayılıyorum. Belki de, Anadolu ve Karadeniz dışında bizde olmayan, bizim başaramadığımıza duyduğum özlemdendir kim bilir. Gezdikçe kendimi tek bir şehrin, tek bir ülkenin insanı gibi değil, dünya insanı gibi görüyorum. İşte bu yüzden kapısının önünde kürküyle oturup, kahvesini içen 70'lik teyzeyi tam da Virmenska Sokağı'nda görünce kadın olmayı, savaşa rağmen, özünden kopmamayı ve yaşadıklarına rağmen yaşadığı yere kucaklarcasına kanat açan insanları ve onların mahallelerini seviyorum diyebiliyorum!
Huzurlu Sokaklardan Devam...
Arkhivna Street (Arkhivna Sokağı)
Dünyanın en huzur veren sokaklarından biriyle tanıştırıyorum şimdi sizi; Arkhivna Sokağı. Alico'nun sinema merakından mütevellit buluyoruz burayı. Son yıllarda, özellikle bir kaç senedir, sinema alanı ile ilgili KinoLev Festival’i düzenleniyor ve ondan dolayı da bu sokağın 7 tane farklı adı var. Festivalin yeni senesi geldikçe, sokağın başına bir tabela asılıyor ve sokak yeni bir isme daha sahip olmuş oluyor. Bu isimler arasında, story'de paylaştığımda hatırlayabileceğiniz Charlie Chaplin, Federico Fellini gibi isimler var. Bu sokağın üstüne doğru yürüdükçe çiçekli saksıların hayat verdiği sarı-siyah levhalı bir birahane var. Nasıl güzel bir yer Lviv! Aklımıza ve kalbimize yer etmiş filmler, değişen sokak adların, tek başına bile olsan lokmanı yutacak birini illa ki bulabileceğin parkların var. İyi ki geldik ve lütfen tekrar gelelim'lerin en liste başı hali oldun...
Lychakiv Mezarlığı - Личаківський цвинтар
 Avrupa'da bana mezarlık gezme deneyimini alışkanlık haline getirten şehir Kopenhag olmuştu. Kopenhag yazımda büyülendiğim mezarlık ve kalbimi bıraktığım parkla ilgili uzunca bir yazım var, hatta notlardan hatırlayanlar bilir, şimdi Lviv'de de bu geleneği sürdürerek, Lychakiv Mezarlığı'na geldik. Kopenhag'ın aksine, Lviv'deki bu mezarlığa para ödeyerek giriyorsunuz. Her bir mezar taşının birbiriyle yarıştığı sanat eseri sayılabilecek bir nitelikte mezarlık burası. Bazıları mezarlarının yanına gelenler olur diye bank bile koydurtmuş. Hatta öyle ki işin ticareti bile var. Biraz daha fazla para ödeyerek, mini golf arabasıyla bile gezenler var içeride. Giriş haricinde, fotoğraf çekmek içinde para ödüyorsunuz.  Nedir bu mezarlığı özel kılan? Bir kere, taşların sanat eseri gibi olması ve ülkenin önemli devlet adamları, yazar ve sanatçılarının mezarlarının burada olması. 2 veya 7 numaralı tramvaylarla hoop diye ulaşabiliyorsunuz. Kişi başı 2 TL gibi bir rakam ödüyorsunuz, fotoğrafla beraber sanırım 5 TL gibi bir rakamdı. Konum olarak; Mechykova Street 33'te.
 Yard of Lost Toys (Kayıp Oyuncaklar Avlusu)
Kafamda kocaman bir harita var, aslında koca dünyanın haritası. Ama şu an size bunları yazarken beynim aşık olduğum Lviv'in haritasıyla meşgul. Hayatta hepimizin yaşadığı şeyler var biliyorum. Geçen zaman, ekonomik zorluklar vs. Ama herkesin içinde gezme hevesi var. Ben bunu yapabildiğim sürece acayip, hatta aşırı iyiyim.
Size de bir kez daha teşekkür etmek istedim; benim paylaşımlarım sayesinde, toplamda bana gönderdiğiniz 38 tane alınmış Lviv biletinin ekran görüntüsünü görünce, nasıl mutlu olduğumu, örnek olmak değilken amacım, nasıl ilham olduğumu hissettirdiğiniz için teşekkür ederim.
İsteyen ve dileyen herkesin de bunu gerçekleştirmesi için dilek diliyorum her adımımda. Her şeyi yapamıyoruz, dünyanın her durağından geçemiyoruz, imkansız. Ama kalbimin ne kadar kırığı varsa, itinayla yapıştırıyorum gezerken onları, çünkü dünyada görmediğim, bilmediğim bir sokak en has yapıştırıcıdan daha iyi tutturuyor, eksik yanlarımı. İşte şimdi eksik yanlarımı tamamlayıp, Lviv'in tam orta yerinde, beni çocukluğuma döndüren Kayıp Oyuncaklar Avlusu olarak bilinen, lokallerin bize gösterdiği açık hava müzesindeyiz. Hikayesi çok başka buranın, zamanında bir şekilde unutulan ya da bırakılan iki oyuncağın sahipleri gelip alır düşüncesiyle burada bırakılması ile bu avlu oluşmuş. Sonra kimse gelmeyince, avlunun sahibi parklarda unutulan başka başka oyuncaklara rastlayınca, bunları çoğaltıp, çevrede unutulmuş ya da kaybedilmiş oyuncakları da koleksiyona eklemiş ve doğal bir sergi alanına çevrilmiş. Benzerine yine Kopenhag'taki Christiana'da rastlamıştık. Oyuncaklar ne güzel şeyler değil mi? Herkesin zamanında eline aldığı oyuncağın yarattığı karışık duygular bambaşka. Renkler gibi. Biri birine karışınca en güzel karışım oluveriyorlar; Sahiplenme, mutluluk vs. Bu bence siyahın mora karışması gibi. Mesela şimdi elimdeki bebekle içimdeki kırmızılar, gökyüzündeki maviye karıştı. Lviv bildiğin ressam paleti!
 
LVİV'E NEDEN GELİNİR?
Dominikan Kilisesi - Корнякта і каплиця
Lviv, çok net ifadeyle pastele çalan binaları, ekonominizi yormayan, aksine çok şık, bir o kadar da leziz restoranları ve herhangi bir köşeden dönünce sizi şaşırtan mimarideki büyüleyici binaları ile bugüne dek gezdiğim "en ucuz Avrupa şehri"! Neden geleyim?'in cevabı; ÇOK UCUZ ve ÇOK GÜZEL olması.
Üstüne üstlük, cüssesine inat ev sahipliği yaptığı müzeleri ve sayısız kiliseleri ile de boşu boşuna kültür başkenti olarak seçilmediğini anlıyorsunuz, bilgilenirken ve keşfederken... Bence sahaf ya da bit pazarı bulmak ve her gittiğim şehirde bunlara rastlamak benim süper gücüm. Adımlarımızı Virmenska Sokağı’na girip, Ermeni Katedrali’ne çevirdik ve Dominikan Kilisesi’ni gördük. Ne şanslıyız ki; Bir sahaf pazarına denk geldik. (meğer sonradan öğrendiğimize göre Lviv'in en temel özelliğiymiş sahaf pazarları)
Kolay konum bulmanız için yerel dildeki adı; Пам’ятник Іванові Федорову
Dormition Kilisesi’nin hemen önünde, Arsenal Müzesi’nin solunda kalan yerde Rusça kitaplar, ikinci el eşyalar ile dolu bir pazar burası. Tüm yaşlıların elinde kitaplar, çocuklar meraklı bakışlarla tezgahlara bakıyor. Pazarın tam orta yerinde bir elinde kitap tutan heykel Ivan Fyodorov’un heykeli göreceksiniz. Kendisi ilk Rus matbaacısı.
 
Saat 10.30 civarı eski kitaplar, plaklar, madeni paralar ve yaşlı Lviv Halkı tezgahlarının başında gülümsüyorlar size. Gülmek değil belki ama gülümsemek acayip biR şey bence. Tanımadığın, değmediğin, dokunmadığım biri, bana gülünce bir anda o şehrin yerlisi gibi hissediyorum. Çünkü biliyorum gülümsemek, sıcaklıktır, yabancılık değil, sanki kırk yıldır tanışıyor olma halidir. İşte Dominikian Kilisesi hem mimari yapısı, hem de sahaf pazarı için listenizde olmalı.
Mola Vereceğiniz Diğer Ara Durak ve Ziyaret Noktaları...
Saint Michael Church (Former Carmelite Monastery)
Ne yapsak, acaba şimdi nereye gitsek? seyahatin en tatlı telaşıdır benim için.
İşte tam bu soruyu sorduğumuz sabahın piyangosu; Dormition Church‘un karşısında dev gibi  merdivenlerin arkasında bulunan Saint Michael Church yani nam-ı değer Former Carmelite Monastery olmuştu. Sonrasında adımlarımız Lviv'in olmazsa olmazı, High Castle‘a yani Vysoky Zamok'a uzanmıştı. Girişlerin ücretsiz olduğu Saint Michael Church'ün içerisi çok güzel.
POTOCKİ SARAYI -  Палац Потоцьких
Sabah 06.00. Sabahın köründe kalkmak, ezber gibi bize seyahatlerde. Meydandayız, en çok da şu tenha ve kimsesizlerin ama hepimizin şehri gibi duran şehirleri seviyorum. Sabah tüm şehirler böyle olur. Ama Lviv, daha çok! Bir biz gülüyoruz meydanda nedensiz. Sesimiz tüm kainata yayın yapacak kadar net, adımlarımız senkronize, başımız bir köşeden, diğerine savruluyor. Birimiz bir şey, kaçırınca, diğeri ona gösteriyor. Dışarıdan ikimize bakıyorum ve gerçekten bizi çok seviyorum. O yüzden saçma bir cümle olacak belki ama insanın önce kendini, sonra yarattığı bizi sevmesi hayatla barışık olmasını sağlıyor sanki. Ben içimden bunları geçirirken, haydi diyorum Potocki Sarayı'na gidelim.
 
Hemen hemen bir çok Avrupa şehrinde gezeceğiniz saraylardan biraz daha farklı bir saray burası. Şehrin en soylu ailesi, Potocki ailesine ait. Hemen biletlerimizi alıyoruz, içerisini odalara bölerek gezmek en mantıklısı. Ki zaten; Red Hall, Blue Hall, Mirror Hall şeklinde çeşitli bölümler var. 1880 yılında yapılan ve Lviv'de en çok para harcanan saray olma özelliği taşıyor. İçerisinin dekorasyonu çok güzel, bana Berlin'deki Charlottenburg Saray'ını anımsattı. Ne güzel değil mi? Güzel anımsadıklarınızı genelde çok ciddiye almışsınız demektir. Bu saray da benim için öyle oldu, bir fikir, bir tarih, bir bilgi edinmiş oldum ve şu an anladım ki hiç beklenmedik zamanlarda, gezdiğiniz dikkat ettiğiniz şeyler fener tutar hayatınıza.
Bugün, bu saray Lviv'e dair zaman zaman yakacağım bir fener bulmamı sağladı hayatımda. Sergide Leonardo da Vinci’nin hocası Floransalı heykeltraş Andrea del Verrocchio’nun da eserleri var ve kel alaka bir zamanda, sıkıcı bir ders kitabında okuduğum o esere şu an rastlamak, fenerin en mutlu eden ışığı bence. Hayatta bir zamanlar okuduğumuz, duyduğumuz şeyler önümüze er geç çıkıyor. Bugün tescillendi.
 Kısa günün karı; Saraya bayılmasanız bile içerisindeki Lviv National Art Gallery muazzam.
 Burası, pembe renk duvarları ve beyaz renk geçişiyle beni benden alan ve Lviv’deki en büyük sanat koleksiyonuna sahip müze aslında. Müzenin içerisinde yerel sanatçılardan, Polonya, Avusturya ve yine şehirde mimaride de etkisi görülen Almanya'ya ait pek çok sanatçının resim ve heykel çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. İki katlı bir müze, eğer ilginiz çok yoksa ve az zamanınız varsa, es geçebilirsiniz. Ama zamanınız varsa, görün derim.
 Bu arada biz gittiğimizde çikolata ve lokal sokak yemekleri festivali vardı. Çikolata sosuna bulanan her şeyden biraz biraz yemek ve sarayı gören masalarda, kalabalıkla yemek yemek keyifli bir deneyimdi.
  
Shevchenka Avenue - Шевченка ve Lviv Opera Binası
Hayatımın yüzde doksanı hayal etmekle geçiyor. Pardon %50'si diyelim. Diğer kalan yarısı da hayal ettiklerimi hayata geçirmekle geçince, ikisinin sağlaması da mutluluk ve hazzı beraberinde getiriyor.
Lviv'in Nişantası'sı sayılan ve en lüks kafe, restoran ve barlarının bulunduğu cadde olan Shevchenka Avenue'deyiz. Dolayısıyla burayı gezilecek, içinden geçilecek adreslerine mutlaka kaydedin.  
Başka şehirlerde minicik cafe'lere oturup, bir şeyler karalamak ve bazılarını buraya size yazmak en keyif aldığım halim. Böyle bir anda karaladığım notlardan biri aşağıda şimdi;

Ve şimdi düşünüyorum da, Lviv'in ruhu gerçekten başka, bizim duyduğumuz ya da daha önce gelelim diye üzerine düşmediğimiz, seyahatler için kenara attığımız şehirlerden biri olmayı hak etmiyor. Ucuza seyahat ama bolca mutluluk vaad ediyor. Şimdi dm'e düşen bir mesajı okudum. Bütçe derlemek falan tamam da, yurtdışına çıkarken çekinmiyor musunuz diye. Bana yönetilen soruyu geçin, hayata vurun bunu. Hayatta hep en büyük cesaretlerden, yeltenmelerden, denemelerden veya risk almalardan çıkmıyor mu en güzel sonuçlar, en büyük mutluluklar? Lviv'de benden size not; İçinizde çokça ihtimaller olsun, onların, bunların değil, kendi isteklerinizin heyecanı ve cesareti olsun. Bakın o zaman siz bile kendinizi tanıyabilecek misiniz? Kahvem soğudu yazarken, içine bir kaşık şeker yerine ihtimal atıyorum ve sizi çok seviyorum!

Lviv Opera Binası'nda Dünyaca Ünlü Madam Butterfly Operası'nı İzlemek
Bir şehir, iki kişi, çokça aşk, ucuza iyi şarap ve Avrupa'da izleyeceğiniz en güzel opera. Hepsinin toplamı Lviv!

Avrupa’nın en güzel opera binalarından birindeyiz; Lviv Opera Binası. Alico diyorum "çok heyecanlıyım", "bende" diyor.
"Nasıl yani?" diyorum, "gözlerinde gördüğüm gibi parlak benimde şu an içim" diyor ve o an bitiyorum.
Viyana ve Paris'in opera binaları ile aynı düzeyde sözü edilen Opera Binası, hem şehrin sembolü haline gelmiş tarihi bir yapı, hem de inşası 1897 yılına kadar uzanan heybetli ve tarihi baş ucunuza getirecek kadar görkemli bir ihtişama sahip...
200 kişilik kapasiteli Opera Salonuna bir girişim var, inanılmaz. Gözlerimi daha büyük açmazsam, dilimi yutacak gibiyim. Mutluluğumun tarifi yok. Hikayesi beni yıllardır büyüleyen Madame Butterfly'ı izleyeceğiz. Bu akşam bir başka. Daha öncede Viyana'da opera izledim ama Lviv'in ruhundan mıdır, Madam Butterfly'dan mıdır bilmiyorum ama daha önce hiç bu akşamki kadar güzel batmadı bence güneş, şu anki kadar çok çok sevmedim daha önce sanırım. Hiç cümlelerim bu kadar net olmadı, daha önce hiç bu geceki kadar aşırı titremedi içim. Cümlelerim daha öncede noktayla bitti ama hiç parantez açmadan kısa kesmemiştim bu kadar. Bu akşam! Nasıl hissediyorum biliyor musunuz? Uzun zamandır, ilk defa koca bir şehre ağız dolusu çok gülecek kadar deli iki aşık gibiyiz. Koyu giyinsek de, içimizde renk titreten koca bir uyum var. Dünyaya meydan okuyacak kadar!
OPERA BİLETİNİ NASIL ALDIK?
Bu konu da bana en çok gelen sorular arasındaydı. Biz opera biletini internetten satın aldık ve Lviv çok sanatsal ve sanatın ucuza izlenebileceği yerlerden biri olduğu için bu yolu tercih ettik. Çünkü hemen hemen tüm programlar dolu, hem lokaller, hem de turistler bu görsel şölenden çokça nasiplendiği için son anda yer bulunması çok riskli. Opera ya da Bale programlarını, fiyatlarını ve oturma düzenini inceleyebileceğiniz link aşağıdadır, buradan yararlanarak bilet satın alabilirsiniz.

https://opera.lviv.ua/

Ki bence nacizane opera gişesindeki kadının bile İngilizce bilmediğini düşünürseniz, bileti önceden almanız kesinlikle avantaj ve dev tavsiyemdir.
Eczane Müzesi - Аптека

Eski şeylere olan düşkünlüğüm, sanırım Büyükada'da olan yazlığımızın hemen yanında eskiden şehrin en büyük Verem Hastanesi olmasından geliyor. Kulağa söylenmesi hoş gelmiyor ama hastane civarında parklarda oynarken, kumun altından hep eski ilaç şişeleri çıkardı kahverengi renkli. O gün, bugündür size garip gelebilir ama şişelere olan merakım sonsuzdur, hele eski olanlara. İşte bu müze belki Lviv'in olmazsa olmazı değil ama benim keyif alarak gezdiğim bir müze. Bilinen ilk ve tek eczane müzesi bu müze. 1735 yılında eczacı bir asker olan Natorp tarafından kurulmuş. O dönemde ilaç olmadığı için tüm ilaç ve merhemler bitkilerden elde ediliyormuş. İşte o dönemin teknik ve üretim yerini görmek için kişi başı 40 Grivna ödeyerek alt kata inebilirsiniz.
LVİV Town Hall (Belediye Binası) -  Ратуша
Haydi tutunun ve kapatın gözlerinizi sıkı sıkı. Haydi ama, çocuk musun demek yok, hemen şimdi! Yapmayanlar olursa manzarayı görmeyecek ona göre! Biz şimdi Lviv'in Belediye Binasının en tepesine çıktık. Çıkış 25 Grivna ama zirveye ulaşmak alın teri. Taq 350 basamağı adımlayınca tepeye çıkıyorsunuz. Olmazsa olmaz bir önerim değil ama benim yazılarıma aşina olanlar bilir, bir şehrin kuş bakışı görünüşünü seviyorsam, orayı benimsiyorum ve içime sindire sindire geziyorum. Bi' Ghent manzarası değil ama kesinlikle yukarıdan aşağıya bakmanın mutlu edeceği tarihi bir manzara kucaklayacak sizi. Ben mi? Ben bu manzarayı görünce ne düşünüyorum peki. Böyle evrim sürecinde gibiyim, mutluluktan utanmasam iki ayağımın üzerine durup, öyle yürüyeceğim. Esen rüzgar, şehrin tüm soğuk ama içten tılsımını kulağıma fısıldıyor sanki. Yükseklik korkum yok ama çıkınca hafifçe sendeliyorum, konuşmasak da bakışından mutlu olduğunu ve o an zamanın durmasını istediğini bildiğim adam var karşımda. Yeteneğim olsa, kendi tablomuzu çizeceğim boşluğa, sonra Lviv'e selam çakacağım o tabloyu her gördüğümde. İşte Lviv'deki Belediye Binası anılar yüzünden çok güzel! Gelirseniz sizde beni hatırlayın.
 Lviv Tarih Müzesi ve Italian Courtyard (İtalyan Avlusu) - Палац Корнякта

Ukrayna'nın 2012 yılında kültür başkenti seçilen Lviv'de, keşif turunuza başlangıç olarak nereyi düşünelim derseniz, ilk olarak Old Town'dan başlayabilirsiniz. Şehrin Eski ve tarihi kısmı olan bu kısım, 1998 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmış. Kentin en canlı kısımlarından biri burası. Çok fazla anıt, tarihi yapı ve mimarisiyle sizi büyüleyen bina görüyorsunuz. Benim en çok büyülendiğim yapı, şimdi Lviv'in bonusu olarak sizlerle buluşuyor. 19. yy’da inşa edilen Lviv Tarihi Müzesi'nde, 16. ve 18. yy'a uzanan çokça eser sergileniyor. Ama en güzel kısım bence kesinlikle; Italian Courtyard olarak bilinen avlusu. Çok fazla müze olduğu için gezileceklerin hangisine öncelik versem telaşı yaşarken, içgüdülerimle, karşılaştıklarımın aynı çizgide gitmesi bence gezgin ruhumun bana iyi davranmasından oluyor. İçeride bir cafe var, üst kısımlara merdivenle çıkılıyor. Cafe kısmının lezzetleri çok olmazsa olmaz değil bence ama mekan nişan ve düğün için çok sayıda özel gün fotoğrafı için yerliler tarafından sık tercih ediliyor.
 Boim Şapeli – Каплиця Боїмiв
Bu Insatgram'da bana sorduğunuz Öpüşen Çift levhasının ve kahve içilebilecek güzel iki mekana ev sahipliği yapan yerin hemen orada bulunuyor. Levhayı nerede buluruz diye mesaj atanlar olmuştu, konum için Boim Şapeli'nin hemen yanı dersem, kolayca bulursunuz.

Macaristan asıllı bir şarap tüccarı tarafından yaptırılan şapel, Lviv’deki en farklı mimariye sahip yapı. Siyah dış cephesi ilk etapta ilgi çeken özelliği. Rönesans mimarisi etkisi olan şapelin dışı komple oyma heykellerle dolu. İçeride ise Boim Ailesi’nin fotoğrafı da var hatta.
IVAN FRANKO PARKI -  Парк ім. Івана Франка / STRYISKY PARK - Стрийский парк
Lviv şehrini sevme hatta tapma sebeplerimden biri olan bir parka geldik. Ivan Franko Parkı. Yarabbim o ne park!

Bir de Stryisky Park var, Ivan Franko'nun üç katı. Bilirsiniz parkları, hatta içinde göl olanlara bayılırım. Unuttuğum yeşilin, hasret kaldığım kokusunu verir bana... Ve ben Lviv'de farkettim ki; Yeşili hep sevdim hala çok seviyorum. Ama bizdeki Belgrad Ormanı'na bile parayla girerken, böyle parklar görüp, yayılınca etrafa insanların başka meşguliyetleri oluyor, mesela dedikodu değil, kitap okuma. Kendini dinlemek yerine, koşup müzik dinlemek gibi...Tuhaf ama parklara değince, burada tanımadığım onca insanı, kitleler halinde sevmek istiyorum. Ve işte Ukrayna'da bu yüzden bana kendini sevdiren yerlerden biri oldu bile. Buraya Rynok Meydanı'ndan yürüyerek ulaşabilirsiniz, Lviv Üniversitesi parka yakın konumda olduğu içinde sürekli banklarda kitap okuyan gençlere rastlamak mutlu edecek sizi. Bir de tabi adım başı denk geleceğiniz sincaplar...
Burada bir öneri; Özellikle ben nedense Strysky Park'a çok gitmek istedim. Şehrin uzağında olduğu ve içerisinde göl olduğu için. Tam nasıl gideceğimizi araştırırken, Opera binasının önünde şans eseri seyahatimizin tek ingilizce bilen kişisine denk geldik. Strysky Park'ına gitmek istediğimizi söylediğimizde abartmıyorum, neden gitmek istediğimizi sordu. Nasıl Yani dedik. Yani orası normal bir park değil, bildiğiniz orman dedi. Evet içerisinde göl var ama gidip-gelmeniz bir hayli zaman alır, özel aracınız yoksa gitmenize değmez dedi. Normalde lokaller bahar aylarında ya da kuru sonbahar havalarında piknik ya da kamp için burayı tercih ediyorlarmış. Bu yüzden sırf konumunu ya da internetten görsellerini görerek, kısıtlı zamanınızda gitmeye çalışmayın derim.
Vernissage – Вернісаж 
Lviv’de hep sorduğunuz ve hediyelik eşyaları nereden aldığımı öğrenmek istediğiniz pazar işte burası. Opera Binası’nın arkasında yer alan pazar alanı Vernissage olarak geçiyor. Bit pazarı konseptli pek çok tabak çanak, savaş dönemine ait şapkalar, kitaplar, Paris'in Montmarte'sini anlatan ama pek tabii onun kadar al benisi olmayan sanat çalışması var. Her gün sabah 10.00 itibari ile kuruluyor.
 
High Castle Високий замок / Shevchenkivsky Hay Parkı
 
High Castle, adından da anlaşılabileceği gibi şehrin tepe noktasında yer alan, aslında çok da olmazsa olmazınız olmayan ama tepe manzarası için vaktiniz varsa, uğrayabileceğiniz bir nokta.
Rüya gibi parka gelecek olursak; Shevchenko, bugünkü Ukrayna edebiyatının gelişmesinde çok önemli rol oynayan bir şair ve ressam aslında, parkta adını bu değerli isimden almış.
 
Park, Ukrayna’nın hatta Avrupa genelinin bile en büyük açık hava müzelerinden bir tanesi olarak kabul ediliyor, ne sadece park, ne de sadece orman demek doğru. İçeriye giriş kişi başı 30 Grivna. Yani anlayacağımız dilden iki kişi; 8 TL
Ukrayna yaşamını tanıyabileceğiniz bir açık hava müzesi olan “Shevchenko Hay” Parkı, neredeyse 60 hektarlık müze alanından oluşuyor ve şehrin çeşitli festivalleri burada düzenleniyor, yerel kıyafetler giyerek, minik bir ücret karşılığı fotoğraf bile çektirebiliyorsunuz. Biz gittiğimiz zaman Pazar Günü'ydü ve Halloween Parti'sine denk geldik.
Park, aynı zamanda yerel halkın da özel günler için kutlama mekanı. Düğün, mezuniyet gibi özel günlerde buraya geliyorlar unutulmaz kareler çektirmek için.
İçeride şehrin farklı bölge ve halk mimarisinin örneklerinden 15 – 20 farklı yerleşim alanını anlatan mini köyler oluşturulmuş. Köy evlerinin çoğu 19. yy’da ülkenin yaşadığı köy hayatını simgeliyor ve tek bir çivi kullanılmadan yapılan evlerdeki çiftçilik, hayvancılık gibi sistemleri ve o günlü yaşama tanık olma imkanınız oluyor. Park kışın 19.00'a kadar, yazında renkli etkinliklerden dolayı bir saat geç kapanıyor.
Parka Ulaşmak için Opera Binasının konumunda bulunan Hotel Lviv'in hemen önünden 7A no'lu tramvaya biniyorsunuz, iki kişi toplam 6 Grivna. Tramvayın içinden, eski sistem dolaplı bir bölme yardımı ile bilet ve para alışverişini sağlıyorsunuz. Dönüşte de minik sarı otobüslerle hızlıca dönebilirsiniz. Parkın hemen önünden ana caddeye yürüdüğünüzde 50 no'lu otobüs Rynok Square'e gidiyor. Onunda ücreti; 2 Kişi; 8 Grivna. Otobüs beklerken defterime, sokak kaldırımında karaladığım not;
Lviv'in sokakları var,
Film değil,
Ama baya doğal set ortamı.
Rüya gibi geliyor başta, çünkü baya büyüleyici.
Tam şu an nasılım?
Bu parkın içinde sararan yapraklara inat, her yerim yeşil. Baya yem yeşil hatta.
İçimdeki söylenmemiş şarkıların sonbahar cover'ını yapıyorum.
Seveceğim yerlere ben mi gidiyorum, onlar mı bana geliyor üzerine düşünecek en güzel yerdeyim.
Sonbaharla aramadaki uyumdan ve başka bir şehirde, en sevdiğim mevsimi kucaklamaktan aşırı heyecan duyuyorum.
Şimdi bu anı nefesimle bir edip, dudağımdan dökmek yerine yazıyorum.
Yazıyorum ki kalsın, okudukça beni o ana götürsün, dile gelince kaybolmuş olmasın.
 
Gezilecek Yerlere Alternatifler
Bizim kaç gün konakladığımız seyahat boyunca aldığım en liste başı sorulardan biriydi. Biz 4 tam günde, yukarıda bizzat gezip, kendimiz fotoğrafladığımız yerleri keşfettik. Şehirde elbette ki, daha bir kaç gezilecek nokta daha var. Aslına bakarsanız, vakitsizlikten değil ama öncelik sıramızda listeye aldığımız yerler olmadığı için aşağıdaki yerleri gezmedik. Ama gitmek isteyenler olursa diye kısa bir liste yapıyorum, haklarında araştırma yaparak gezebilirsiniz;
-Territory of Terror
-Latin Kathedrali
-Bernardine Kilisesi
-St. Georges Kathedrali
-Ulusal Müzik Akademisi
 
Lviv Yeme İçme - Mekan Önerileri
Çok açık şekilde ifade etmek gerekirse, Lviv'i sevme sebeplerimin en başında, Avrupa'nın pek çok şehrinde bugüne dek görmediğim konsept ve cafelere ev sahipliği yapması geliyor. Kahvaltıdan tutunda, eskiden savaş zamanında sığınak olarak kullanılan ve sonraları, cafe'ye dönüştürülen mekanlara, kütüphane süsü verilen cafe'lerden, 3. nesil kahvecilere kadar pek çok farklı mekan var.
Şimdi tadı damağımızda kalan, şık, konsept ve bütçe dostu Lviv keşiflerini paylaşıyorum sizlerle;
Backzewski Restaurant
İçeride piyano çaldığını hayal edin, ama kapalı mekanlar konusunda bildiğiniz tüm gerçekleri unutun. Burası kafeste onlarca renkli kuşun cıvıltısı eşliğinde ve botanik bahçesindeymişçesine bolca yeşilliğin içerisinde kahvaltı edebileceğiniz en liste başı mekan önerim Lviv için.

Sabahları kapısında en az yarım saat bekliyorsunuz, kahvaltıda şampanya ve beyaz şarap kültürü Lviv'de nedense pek yaygın. Bu sebepten midir bilinmez, 08.00'de açılan mekana 07.45'te gitmemize rağmen dev bir kuyruk vardı. Rezervasyon almadığı ve kısıtlı zamanınız olduğu için giremediğiniz için üzülmeyin öğle ve akşam yemeği için ülkenin lokal lezzetlerini deneyimlemek adına gidebilirsiniz. Kahvaltısı çok abartı leziz değildi, lezzet olarak daha liste başı mekan önerilerim var ama Lviv'de olduğum her gün gitmeye can attığım bir mekandı atmosferiyle diyebilirim. Kişi başı 110 Grivna yani 15 TL gibi bir bedelle sıcak omletiniz dahil, tatlı-tuzlu bir çok alternatifin piyanonun muazzam müziği eşliğinde tadını çıkarabilirsiniz.
Cukor
Kahvaltısına istisnasız 10 üzerinden 10 verdiğim mekana, iki gün üst üste gittik. Üstelik logosunun ana simgesi olan penguenin hayat verdiği tatlı bardaklarından, doyurucu porsiyonlarına kadar hepsi enfesti. İki kişi için 150 Grivna ödedik. Sosisler domuz ürünü ama domuz yemek istemezseniz çok güzel ballı waffle üzerinde çıtır tavuk parçaları da var. Başka seçenekler de var tabii ki, hamburgerlerden, avakadolu tost ve omletlere kadar... Birde çilek ya da kirazlı tatlıları seviyorsanız Berry Pancake şiddetle tavsiye.
Yani menünün içeriğinden mütevellit, anlayacağınız üzere öğle ya da beş çayı için atıştırabileceğiniz, hoş bir mekan. Penguen temalı bardak ve çorapları satın alabiliyorsunuz. Bir öneri; Benim gibi latte veya capuccino sever biri iseniz, acaba rengi farklı gelir mi diye düşünerek orange capuccino söylemeyin. Hatta kahve söylemeyin, çok iyi değil. Taze sıkılmış portakal suyu ve çayı daha favori.
Champagneria X&X
Şampanya kültürü hatta şampanya ve beyaz şaraplı kahvaltı kültürünün şehirde çok popüler olduğunu söylemiştim. Burası şehrin en tatlı mekanlarından biri, ahududu taneleri atılmış iki kadeh şampanya ve farklı yerel lezzetleri deneyimleyeceğiniz mekanın en güzel tarafı, geleni geçeni izleyebileceğiniz tatlı bir sokak üstünde olması. Özellikle salata ve başlangıçları güzel. Fiyatlar iki kişi, ana yemek ve birer kadeh şampanya için 40 TL civarı. İşlek ve şehrin ünlü sokaklarından birinde olduğu için 280 Grivna civarı olan hesap hala çokça uygun. Bu arada bana göre iç mekanı sıkıcı, eğer hava koşulları müsaitse ve dışarıda oturacaksanız gitmelisiniz, yoksa başka bir zamana kalmalı. Adres; Lesi Ukrainky Street, 29
Cabinet Lviv

İşte bir kafesli mekan daha. Rengarenk kuş cıvıltıları eşliğinde öğle yemeği yiyip, kahve ve tatlı keyfi yaptığımız mekanlardan biri de, Shevchenkivsky Hay Parkı dönüşü 50 numaralı otobüsle tam da önünde indiğimiz Cabinet. Mint yeşili benim en sevdiğim renk. Hal böyle olunca dış mekan cephesine mint yeşilinin hayat verdiğini görünce, "tamam diyorum çok güzel burası kesin." Ve öyle de oluyor. Özellikle dört kat çikolatalı pasta,baileys kahve ve füzyon sayılabilecek hafif bir öğle atıştırmasının yanında bir kadeh şaraba, güzel dekore edilmiş, kütüphanenin hemen yanı başınızda olduğu, şık kadife koltuklu bir atmosfer eşlik edince, Cabinet memnun kaldıklarımızdan biri oldu bile. Adres; Street Vynnychenko, 12, Lviv
Mon Pius
Ta taaaam. Sizi şehrin en değil belki ama şirinleri arasına girecek bahçesi, hatta tatlı avlusu ve yiyeceğiniz hoş bir et yemeği için buraya davet ediyorum. Etlerin çoğu gramla sipariş veriliyor, ülke mutfağına özgü farklı lezzetlerde deneyimleyebiliyorsunuz. Akşamları ışıklanan bahçesi, uzun ve kalabalık masaları ile oldukça tatlı. Etler pek leziz, ucuza şarap ve kaliteli bira için Ermeni Sokağına girince, kolayca göreceksiniz. İki kişi et, salata, başlangıç ve içki dahil 70 TL. şaka değil de ne?

Size şimdi herkesin öve öve bitiremediği ama bizim deneyimleyip de, pek bayılmadığımız iki mekan listeliyorum. Hem gelmişken belki denersiniz, hem de uygun yollu olduğu için listenizde bulunsun diye. İlki;
Lviv Croissants
Ben İtalya'nın hele ki Roma'da defalarca yediğim tatlı ve özel italyan kruvasanına bayıldığım için, çıtır olmayan kruvasanlar bana maalesef çok tat vermiyor. 30 Grivna'dan başlayı 70 Grivna'ya kadar fiyat aralığında değişen kruvasan çeşitleri bulunan mekanda, kahve 50 Grivna civarı. Biz şehirde pek çok şubesini gördük, en tatlısı Cukor'un olduğu sokakta bulunan diyebilirim. Belirttiğim gibi yumuşak kruvasan seviyorsanız, deneyebilirsiniz.
Diğeri ise;
Pizzeria Celantano
Pizzaları için internette Roma'daki kadar güzel diye yorumlar okuyorum. Çok özür dilerim ama kıyas bile kabul etmez. Kötü mü hayır tabii ki değil ama hamuru pizza hamurundan biraz daha farklı. Yağmur başladığı için Rynok Square'de bulunan şubesinde kalabalığı yararak, iç mekanda oturduk ve dev keyif aldığımız söylenemez. Ama erimiş peynir çorbası ve soğan çorbası bence pizzalarından daha çok içiniz ısın diye tatlı bir mola vereceğinizde sipariş vereceğiniz öncelikleriniz olmalı. Çünkü özellikle peynir ve kremadan oluşan çorbası hem çok leziz, hem de farklı bir tat.
Lviv Handmade Chocolate
Çikolata Fabrikası, çikolata, kokusu, kendisi, hepsi kalp ben. Burası Rynok Square'e yakın konumda bulunan bir mekan.

Charlie’nin çikolata fabrikasını andıran mekan toplamda 5 katlı. İlk katında self servis olarak sıcak çikolata alabiliyorsunuz ve çikolata üreten makine ve ustaları seyre dalabiliyorsunuz. Sıcak çikolatanın kıvamı oldukça yoğun, içerisine tercihe göre fındık ilavesi yapıyorlar. Diğer iki katında da efsane ve çok çeşitli çikolatalarından satın alabiliyorsunuz. Onun da üst katları zaten vintage tadında cafe bölümlerinden oluşuyor.
Ortaçağdan beri şeker ve çikolata ile ünlenmiş Lviv’in en iyi çikolatacısından hediyelik çikolatalar alabiliyorsunuz, farklı seçenekleri olan çikolata paketleri arasında çok güzel baskılı olanlar, diyabeti olanlar ve daha bir çok çeşitle ucuza dev mutluluklar yakalayabiliyorsunuz. Belçika ile kıyaslarsanız, bir orası değil ama oraya yakın diyebilirim.
Hazır mısınız bir de bonus bilgim var; Saat 14:00’da başlayan happy hour’a denk gelirseniz tablet çikolataları çok ucuza alabiliyorsunuz. Çoluk çocuk, turisti, yerlisi 15-20 dakika süren bu happy hour'da sonsuz çikolata kapışıyor.
 
Lviv Coffee Mining Manufacture
Kahve çekirdeklerinin içerisinde, mis kahve kokuları eşliğinde hem eve kahve alabileceğiniz, hem de unutulmaz ve farklı tadımları yapabileceğiniz mekanda iki favorim var; Biri brandy ile servis edilen after meal coffee.
 
Diğeri ise, sığınığa inerek, size verdikleri madenci kaskı ile indiğiniz alt katta içeceğiniz ateşle karamelize edilen kahve.
Zemin kattaki kahve madeninin girişinde kafanıza bir kask geçiriyorlar ve pek çok yerden eğilerek geçiyorsunuz. Aşağıda oturulacak masalar var. Hani demiştim ya size farklı konsept, farklı lezzet diye. İşte bunlardan biri burası.
Diğer yemek yediğimiz ve unutamadığımız mekanlar ise şöyle;
-İyi şarap, kareli masa örtüsü ve hoş bir atmosferde yemek için; Trout, bread and wine.

-Instagram hikayesine koyar koymaz, hepinizin adını mutlaka yaz dediği Virmenska Sokağı'ndaki Cafe Virmenska.

-Meşhur Ukrayna'ya özgü ekmeğin içerisinde sebze çorbası anlamına gelen ve ağırlıklı pancarın yer aldığı çok leziz, Borch Çorbası içebileceğiniz Kyriva Lypa. (Ki eti ve lokal şarapları efsaneydi.)

-Kumpel Restoran, alabalık ve et ürünleri, bir de özel biraları ile listeye giren tatlı mekan,
-Kediseverler için tatlı, vintage konseptte bir mekan Red Cat Cafe. Adresi; Drukarska, 4, Lviv 79008, Ukraynav
-Cafe Centaur, bizi yine kahvaltısı ile özellikle de mezeleri ile büyüleyen mekan,
-Pub havasını sevenler için; Gas Lamp

-Girişi inşaat sahası gibi yıkık dökük olan ama gününde denk gelirseniz efsane jazz müzik dinleyebileceğiniz ve benim sevdiğim; Libraria Speakeasy Jazz Bar. Adres: Lesi Ukrainky St, 14

-Buranın en ünlü tatlısı için, lviv cheesecake & strudel bakery’de geleneksel tatlılardan deneyebilirsiniz.
-Cukor'un hemen karşısında La'affinage nefis şarap ve aperatif için ideal.
-Lviv Galician Cheese Cake and Strudel tam bir hayal kırıklığı. Mekanın içi güzel dekore edilmiş, emaye sos tencereleri ve süzgeçten lambaları görmek için belki bir kahve molası ama tatlıları asla.
-Bizim ilk gece gidip, cellat konseptini anlattığım mekanı hatırlayanlar bilir. İçeride bir kafes vardı ve dileyen hatta doğum günü olan kişi mekan sahibi tarafından mahzene o kafeste gönderiliyordu. İşte bu konsepti farklı mekanda, hesap bile farklı geliyor. Nasıl mı? Oduna vurulmuş bir baltanın hemen dibine iliştirilerek...

Ama gerçekten iyi et için Meat And Justice, yerel lezzetler için Puzhata hata’yı şiddetle tavsiye ederim. Hem uygun fiyatları,hem de oldukça lezzetli yemekleri için. Özellikle Meat And Justice'da şaşlık çabuk tükeniyor, mekan rezervasyon almıyor. O sebeple akşamüstü erken saatte gitmek daha mantıklı.
-Hamburger için Burger Joint, cidden başarılı,
-İstiridye severseniz de dış cephesi ile zaten en başta kalpleri feth eden; Tante Sophie.
LVİV'DE ALIŞVERİŞ
*Son olarak alışveriş için şehirde bence çok alternatif yok. Ama alışveriş merkezi gezme hobiniz varsa, bizim evin konumundan da bakabileceğiniz Forum Lviv aklınızda bulunsun. Yalnız fiyatlar, yeme-içme gibi şehirde ucuz değil. Zara, Mango gibi mağazalar bizden iki kat daha pahalı.
Sizin çok ilgi gösterdiğiniz, benimse unutulmazlarım arasına giren Lviv macerası böyle bitiyor. Ülkeye vizesiz giriş olduğu için, giriş prosedürü ve şehir ile ilgili diğer notlarıma ulaşmak için burayı tıklayabilirsiniz. Yazıyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum!
6 Comments
  • Vildan

    Reply

    Bir şehir bu kadar güzel anlatılır. Derhal bilet almamak için zor tutuyorum kendimi. Ama özellikle sonbaharını yaşamak için önümüzdeki sene Ekim ayında, pek kıymetli eşimin doğum günü şerefine alacağım bileti. 🙂 Açıkçası Lviv’e hatta tüm Ukrayna’ya bir önyargım vardı, sen böyle anlatmazsan hayatta gideceğim bir yer değildi ama bana inanılmaz ilham verdin. Kalemine ve gezi tutkuna sağlık!

    • özlemköksal

      Asıl ben size teşekkür ederim. Hislerimi anlayan, kalemimin sıcaklığını gören insanlardan böyle mesajlar almak çok güzel. Hem ucuz, hem vizesiz olması bence benim dilimden daha çok cezbetmiş olabilir. Güzel anılar biriktirmeniz dileğiyle 🌏🙌

  • Ayca Sarialioglu Gungor

    Reply

    Mükemmel anlatmışsınız Özlem hanım. Severek takip ediyorum sizi. En kısa zamanda da Lviv biletimi alıyorum;)

    • özlemköksal

      Çok teşekkür ederim, umarım en kısa zamanda keşfedersiniz. Lviv her yanı ile harika 🙂

  • Ayten

    Reply

    Resmen Ukrayna ön yargım yok oldu gitti 🙈😇 en kısa zamanda ben de eşimle gidip size ordan foto atacağım 😇 Çok güzel bir yazı insanın içini ısıtıyor ❣ hep gezin ve hep yazın 🤗🌿

    • özlemköksal

      Ne mutlu bana! Ukrayna’ya olan ön yargıyı kırdığıma çok mutluyum. Gezdiğimizde gördüklerimizi, sizin gibi insanlarla paylaşmazsam olmazdı. Yazıdan sonra 70 kişi bilet almış, biletlerinin görselini ve fotoğraflarını atmışlar. Ne güzel hem ekonomik, hem de güzel bir şehri birlikte keşfetmiş olduk. 🙂

Leave a Comment

error: Content is protected !!