LJUBLJANA’DAN GÜNÜBİRLİK DOĞA TURLARI

İLK DURAK POSTOJNA MAĞARASI
Ljubljana'dan Postojna Mağarası'na araçla ulaşım 40-45 dk. sürüyor. Aradaki mesafe yaklaşık 50 km. civarı.
Ancak eğer aracınız yoksa, Ljubljana'daki Turist Informasyon Merkezlerinden günlük turlara katılmak ya da tek gitmek istiyorsanız da, otobüs ve tren güzergahları hakkında detaylı bilgi alabiliyorsunuz.
Mağaranın girişindeki otopark ücretsiz. Karşıdan bakıldığında oldukça büyüleyici gözüküyor. İçimizdeki merak, gözümüzün gördüğü manzara ile entegre şekilde gittikçe büyürken, mağaraya girmek için adımlarımızı sıklaştırmak istiyoruz.
Bu mağaranın en büyük özelliği; Neredeyse 22 km'lik uzunluğu ile dünyanın en uzun yer altı mağarası oluşu.Tarihteki yolculuğu ise oldukça eski zamanlara dayanıyor, 13. yy'dan beri günümüze gelen bu eski mağara Unesco Tarafından Koruma altına alınmış. Mağara, Slovenya’nın en bilindik turistik aktivitelerinden olduğu için yaz aylarında çok kalabalık oluyor, biz sabahın erken saatlerinde gitmiştik.
Giriş ücreti; öğrenciler için 20 euro, yetişkinler içinse 25 euro. Giriş ücreti, bana göre Avrupa'nın geneline oranla biraz daha pahalı. Ama mağarayı görmenin ve bu bütçeyi gözden çıkarmanın karşılığı olarak mağaranın içerisinde 90 dakika boyunca minik bir elektrikli trenle gezme keyfi var, bunu düşününce biraz daha iyi oluyor. İçerisi biraz serin, yaz mevsiminde gidecekseniz, üzerinize bir şey almanızda fayda var.

Bu fotograf, iç mekandaki düşük pikselli çekimden dolayı; postojnska-jama.eu'dan alınmıştır.
Avrupa’nın en büyük kireç taşı mağarasının içerisine girdiğimde en çok, yerin altında bu denli büyük bir dünya, kocaman bir oluşum olduğunu görünce şaşırmıştım. Adrenalin severler için daha derinlerde özel ekipmanlarla keşif yapmak da mümkün.
PREDJAMA KALESİ
Trabzon'daki Sümela Manastırını andıran yapının, uzaklardan bakınca, kayaya gömülü haliyle insanı büyüleyen bir hali var Predjama Kalesi'nin...

Biz Bled Gölü'ne daha çok zaman ayırmak adına içerisine girmedik ve yapının dışını fotoğrafladık. Girmeye çok gerek var mı bilemiyorum ama doğal kayalar oyularak yapılan Gotik tarzdaki kalenin içinde, balmumu heykelleri ve çeşitli eşyalar sergileniyor. Ayrıca kalenin hemen altındaki yeşil manzaraya bakıp, günün ilk kahvelerini Ljubljana'nın merkezinden aldığımız kahvelerle içtik. Ama eğer Postojna Mağarası ve bu kaleye gitme planlarınız varsa, ikisi için kombine bilet almanız bütçesel açıdan daha mantıklı.
ADRİYATİK DENİZİ'NDEN, ALP DAĞLARI'NIN ETEKLERİNE...

Slovenya yazısını gelen onca talebe rağmen, geç girdiğimi merak edenler, aşağıdaki yazıları okuyunca anlayacaklar.

O kadar detaylı ve doyurucu bir roadtrip yaptık ki, gördüğümüz kasabalar, nehirler, göller, milli park rezervine dahil onca nokta derken bir de bakmışım ki Slovenya'ya seyahat ettiğinizde aslında tek bir noktaya seyahat etmiyorsunuz.
Aynı ülkenin içinde birden fazla nokta atışı yapıyorsunuz. O yüzden sizinle hepsini etraflıca paylaşmak adına biraz gecikti bu yazı. Ve şimdi eminim ki paylaşılanlar sonrasında, Slovenya "seyahat edilecekler listenizin" öncelikli kahramanı olacak...
Triglav Milli Parkı

Slovenya gerçekten her tutkunun, her seyahat şeklinin en uygun ülkesi. Zengin tarihi dokusunun yanında, Alp Dağları'ndan Adriyatik Denizi'ne uzanan doğal güzellikleri ile büyüleyici. Sadece kuşların kanat çırptığını sanırdım ama Triglav Milli Parkı'nın içinde barındırdığı o uçsuz bucaksız doğayı görünce, içimde kanat çırpan duyguları yeniden hissettim. Özgürlük gibi, nefes almak gibi, şarj olmak gibiydi doğa ve ihtiyacımız olan her şeydi!

Julian Alpleri’nde yer alan Triglav Milli Parkı, Slovenya’nın tek ulusal parkı ve neredeyse 1924’ten beri koruma altında. Adını, ülkenin en yüksek noktası olan Triglav zirvesinden almış. Milli Park sınırlarına dahil olan eşsiz güzellikte göller var, bunlardan ikisi aşağıda detayları ile paylaştığım Bled ve Bohinj Gölü.
Yaklaşık 5 dakika süren teleferiğe binerek, yeşilin bin bir tonuna bulanırken, aşağıdan geçen göl manzaralarını seyre dalmak bölgede yapılacak en güzel aktivite.
İnternette yabancı sitelerden araştığımda okuduğum ve çok şaşırdığım bir bilgi olarak; Triglav Milli Parkı, UNESCO’nun uluslararası biyosfer rezervleri ağına dahilmiş. Ayrıca park, İtalyan ve Avusturya sınırları boyunca uzandığı için, bizimde her iki ülke geçişimizde de kullandığımız bir ara nokta olmuştu. (Ülke geçişlerinde, otoban kullandığınız için vinyet şartı var, vinyet nedir, nereden alınır, detaylı yazıya araçla seyahat başlığından ulaşabilirsiniz.)
Triglav milli parkında yapılacak bir sürü aktivite var. İster göl kenarında bulunan ve hiç kesilmeyen o masalsı bisiklet yollarına bisiklet kullanabilir, ister dağcılık, kayak ya da trekking dolu bir tura katılabilir, ister de serin sularda bizim gibi yüzmenin tadına varabilir ya da yine deneyimleyip, hayran kaldığımız kano ve yelken gibi aktiviteler yapabilirsiniz. Bu aktivitelerden çoğunu gerçekleştirmek için dünyadan bir sürü turistin akın ettiği o masalsı kasabalardan biri ise; Bled...
KÜÇÜKKEN DUYDUĞUMUZ MASALLARIN BAŞLADIĞI O YER;
BENCE BLED GÖLÜ...
Konum olarak Triglav Milli Parkı'nın Doğu Bölümü'nde kalan Bled Gölü, kusursuz bir Orta Çağ kasabası. Uçsuz bucaksız bir gölün ortasında, şahane güzellikte bir kilise uzanıyor. 30 metre derinliğinde bir göl var, bu gölde ahşap kayıklara binerek, harika bir göl turu sonrası gölün hemen ortasındaki St. Martin Kilisesi'ne ulaşıyorsunuz. Dilerseniz 2'li sandal da kiralayabilirsiniz. Biz, toplu bindiğimiz ahşap sandala iki kişi 20 Euro ödemiştik.

Kilisenin yer aldığı adaya geldiğinizde, bir tarafta dokusu ile büyüleyen kiliseyi, bir tarafta birer ikişer, göle atlayan insanları, diğer yanda ise kilisenin hemen önündeki manzara eşliğinde, Cafe'de oturup bir şeyler yudumlamanın keyfini çıkaran insanları görüyorsunuz. Kilisenin enteresan bir geleneği de var...

Zamanla kovalamaca oynadığımız değil de, onun keyfini sürüdüğümüz Cafe'de tanıştığımız Martin'den dinlemiştik; İskele boyunca uzanan ve sizi manzara ile buluşturan en güzel nokta olan merdivenlerden iskeleye uzanan bu masal adasında, evlilik törenlerinde damadın gelini basamakların bitimine dek taşıma geleneği varmış. Başaranlar, sonsuza dek mutlu kalırmış. Gözlerden kalpler çıkaran bu gelenek sonrası, kiliseye girmiştik. 15. yy'dan günümüze ulaşan tarihi kilise, Slavların bereket ve aşk tanrıçası Ziva’yı kutsayan bir pagan tapınağı üzerine inşa edilmiş.

Rüzgarın yüzüme değdiğini hissettiğim ve o anı hapsettiğim en güzel saatlerimden biriydi Bled, hayatıma dair. O sandal gölde süzüldükçe, iyi ki diyordum! İyi ki gelmişiz...

Gölün etrafındaki yürüyüş parkuru ise bu harika tur sonrası sizi dinlendirecek ve huzur verecek cinsten. Banklarda otururken, göldeki kuğu ve ördeklerin süzülmesini izleyeceksiniz, belki de rotanızı ayarlayabilirseniz gün batımında gelirsiniz ne dersiniz? Çünkü gökyüzü güne veda ederken, manzara burada eşsiz oluyor. Ah bir görseniz!

Yakın civarda bir de 10 euro giriş ücreti ödeyerek girebileceğiniz Bled Kalesi, var. Kale zaten sandalla gölde gezinti yaparken de her açıdan görülebiliyor. Ama Bled'in en tepeden manzarasını yakalamak isteyenler için alternatif olabilir. Eğer çıkarsanız, bölgeye özgü yerel bir tatlı olan kremsnita (krem keki)'ni tadabilirsiniz.

Konaklama için biz Bled'i tercih etmedik ama sandalda sohbet ettiğimiz çift, Hotel Toplice'in romantik bir alternatif olduğunu söylemişti. Sonra sizlerle paylaşmak adına, daha detaylı araştırma yaptığımda fiyatların biraz yüksek olduğunu ama kesinlikle kalınırsa mutlu ayrılınabilecek bir otel olduğunu gözlemledim. Bir kere inanılmaz bir manzarası var, otel yaklaşık 100 yıllık bir tarihe tanıklık etmiş ve bir çok ünlü isim konaklamış.
Daha ekonomik bir yol arayanlar içinse; Civarda neredeyse geceliği 25-30 Euro'ya konaklayabileceğiniz, çok tatlı pansiyonlar var. İsmen belirtmeye gerek yok, yol boyunca başınızı çevirdiğiniz her yerde göreceksiniz.
Pek biz nerede mi kaldık? Tabii ki dünyanın en unutulmaz gecesini yaşadığımız Bohinj Gölü'nde konakladık. Çadırda, yıldızların altında... Kamp yaparak...

DOĞANIN BUGÜNE DEK GÖRDÜĞÜM EN GÜZEL CEVABI BOHINJ GÖLÜ...

Slovenya Bohinj Gölü. Geceden yatıp, sabahın beşinde gölün kenarında uyandığımız o muhteşem sabah. Sanki aylardan Temmuz değil de, Ekim'miş gibi gelen akşam ayazı ve güneşin o Alp'lerin ardından nasıl doğduğunu hissetmekle başlayan gün. Slovenya'daki Bohinj Gölü'nün bence Bled Gölü'nden çok daha güzel ve insanın içine dokunan bi' aurası var. Fotoğraftaki o an sonsuzluğun ne demek olduğunu sanırım biraz daha anlar gibi oldum. Etraf  dolmadan, lokaller bile meydanda yokken ayaklarını göle sokup, akşamdan kalma ve ıslak da olsalar, battaniyelerimize sarılmaktan daha huzurlu bir şey daha yoktu o an. Ve göl fısıldadı; Yaşa, seyahat et, maceraya atıl, şükret ve asla pişman olma. 


Bled Gölü’ne yarım saat uzağındaki Bohinj Gölü kesinlikle daha az turistik olması, daha sessiz sakin ve daha çok trekking ve doğa sporu yapanların ilgilenmesi sebebiyle dokusu neredeyse bozulmamış bir yer. Ve bence Bled'den kesinlikle daha büyüleyici!
Aynı zamanda Bohinj etrafındaki Alp Dağları'ndan dolayı, Avrupa’nın en iyi kayak merkezlerinden biri olma yolunda. Hatta öyle ki, ünlü Vogel Kayak Merkezi’ne gidişte Bohinj Kasabası bir çok ziyaretçi tarafından üs olarak kullanılıyor.
Yaz aylarında ise tıpkı Bled Gölü gibi su sporları merkezi haline geliyor. Göl çevresinde mevsim boyunca kano yapanlar ve balıkçılar oluyor. Bohinj Gölü, özellikle fotoğrafçılar için eşsiz bir cennet.
YOL ÜSTÜ BONUSLARI;

Bled ve Bohinj sonrası vaktiniz kalıyorsa, Skofja Loka ve Slap Savica şelaleri de bizim büyülendiğimiz noktalardan bir kaçı olmuştu...
Şimdi Ljubljana'ya 1.5 saatlik uzaklıktaki Porotorz, Piran, Koper, İzole ve İtalya'nın Trieste şehri ile devam eden rota için buraya tıklayarak okumaya devam edebilirsiniz

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!