LJUBLJANA

Sizden bugüne kadar yaptığım seyahatler içinde, en çok soru aldığım rotalarımdan biri Slovenya-Avusturya Rotası olmuştu. Şimdi 8 günlük Slovenya, Avusturya hatta bir de İtalya'nın Trieste kentiyle taçlanan araç kiralamalı bu rotada neler yaptık, araya onlarca kaç köy ve kasaba sığdırdık, tüm bunların hepsini detaylıca yazacağım.
İçimdeki susmayan çocuğun yine hareket halinde olduğu günlerden birinde, hiç bir plan ya da program yokken rast gele bilet bakıyordum ki, o güne dek hiç düşünmediğim bir ülke çıktı karşıma; Slovenya. Ne kadar sıkıcı olabilir ki hadi alalım dediğimiz bir noktada aldık gidiş-dönüş Ljubljana biletlerimizi. Ve Ljubljana'dan başlayıp, Slovenya'nın masalsı gölleri Bled ve Bohinj Gölleri'nin yanı sıra, aralarda süpriz köyler Piran, Portoroz, Maribor'la sürüp, Avusturya'nın hayaller kasabası Hallstatt'la devam eden ve İtalya'nın Trieste kasabası ile noktalanan bu seyahat, bana hayatımın en unutulmaz tatilini yaşatan rota oldu diyebilirim. O yüzden her zaman söylediğim gibi düşlediklerinizin, tahminlerinizin üstüne çıktığı noktada seyahat gezmekten çok öte keşiflere, keşifler de hep güzel hatırlanacak an'lara dönüşüyor....
Hani o bayıldığım Brugge var ya, onun gibi bir Orta Çağ kasabası düşünün, içine Londra'nın karakteristik publarını, Paris'in o taptığım zarif sokakları ve ince kıvrımlı binalarını koyun ve yeşille harmanlayın tüm saydıklarımı. İşte Jülyen Alpleriyle Adriyatik'in kesiştiği noktaya; Ljubljana'ya merhaba deyin şimdi!

Önceden Yugoslavya içerisinde yer alan Slovenya, zamanında en çok yatırım yapılan yer olduğundan, Slav ülkeleri arasında ekonomik durumu en iyi olan ülke. İlk büyülendiğiniz şey muhteşem doğası. Beki Avrupa şehirleri akla gelince başta sayılmayanlardan ama kesinlikle gördüğüm en yeşil ülkelerden biri. Çünkü Avrupa'nın 3. büyük ormanına ev sahipliği yapıyor. Hadi gelin yeşile de, oksijene de doyup, kendimizi doğaya bulayalım.
Her şeyi sevmeyene, ya da her bir şeyden biraz biraz yaşamak isteyene uygun sürprizler barındıran muhteşem bir yer burası. Ana geliri turizm olan bir şehirden bahsediyoruz. Hal böyle olunca, elindeki güzellikleri artıya çevirmeyi ustalıkla becermişler. Öyle ki; romantizm arıyorsanız Bled Gölü, macera ve aksiyon meraklısıysanız Bohinj Gölü ve Soca Nehri, coğrafya sevdalıları için Postojna Mağarası, Kışın dağlarda kamp yapmak isteyenler için Jülyen Alpleri, minik İtalya özlemini dolduran sokaklarıyla benim kalbimi feth eden Piran ve Portoroz. Hepsi o kadar biz, hepsi o kadar keyifli ki!
Haydi gelin başlayalım...
Yalnız başlamadan önce gerek Slovenya, gerek İtalya, gerekse de Fransa'da yaptığım "Araç Kiralama" işlemini nasıl gerçekleştirdiğime göz atalım. Çünkü araç kiralama, çok keşifli rotaların olmazsa olmaz yollarından bir tanesi. Onu hem ekonomik, hem de istediğiniz ya da aklınızdaki araba ile çözdüğünüz zaman seyahat planınızın çeyreğini halletmiş oluyorsunuz. "Araç kiralarken nelere dikkat ediyorum? " buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Yeşille Mavinin, Keşif ve Hayranlığın Sırt Sırta Durduğu Slovenya...
"Neden Slovenya'ya seyahat edeyim ki?" diye düşünürseniz, bir çok olanağı bir arada sunduğu için diyebilirim. Mesela; Adriyatik Denizi'nde yüzmek, Bled Gölü'nün çevresindeki nehirde, o muhteşem masalsı kilisenin olduğu yere minik ahşap teknelerle nehir turu yaparak ulaşmak, tarihteki dokusunu koruyan mağaraları gezerek, hikayelerine yeniden ya da hiç bilmeden aşina olmak, Bohinj Gölü'nde kano yapmak, Julyen Alp'lerinin ve Kamnik Alp'lerinin olduğu bölgelerde trekking yapmak, muhteşem virajlı yollarında vaktiniz varsa bisiklet kiralayarak gezmek için diye... upuzun cevaplar verebilirim size.
 
İşte tüm bunları sığdırdığımız Slovenya-Avusturya ve İtalya gezisine Ljubljana'ya iki gün ayırarak başladık.
Havalimanından aracımızı alır almaz, Ljubljana'ya gittik. Konaklama için White House Bela Hisa Otel'de konaklamayı tercih ettik. Kahvaltıyı dışarıda yapmak her zaman deneyimsel açıdan daha iyi olduğu için, kahvaltı dışındaki her hizmetinden aşırı memnun kaldığımızı belirtebilirim. Üstelik fiyat performansı da gayet iyiydi. Şehir merkezine araba ile on dakika uzaklıkta bir oteldi. İlk yarım saati ücretsiz, sonrasında da saati çok uygun bütçelere önü sepetli harika bisiklet kiralama hizmetleri de var. Bu sebeple araçlı olduğumuz için, her zaman dikkat ettiğimiz "ücretsiz otopark" hizmetinin olduğunu öğrenip, otele giriş yapıp, kendimizi keşfe adadık. Bu arada eğer Sonraki iki günde sürekli bisikletlerle gezdik tüm şehri. Zaten Ljubljana sadece yürüyerek bile gezebileceğiniz yapıda bir şehir ve şehri bölen köprülerini yürüyerek gezmek ayrı keyif.
FullSizeRender
ULAŞIM
Siz eğer bizim gibi arabalı değilseniz, şehir merkezine shuttle'lar yardımıyla ulaşabilirsiniz. Taksi masraflı, minibüs uzun süreli ulaşım tercihleri oluyor.
Pasaport kontrolünden sonra, havalimanından çıkmadan, içeride yan yana bir kaç firma olduğunu göreceksiniz. Bunlardan uçak saatlerine göre daha sık ring seferi yapan Markun Shuttle’ı tercih edebilirsiniz. Kişi başı 10 Euro ödeyerek bindiğiniz shuttle sizi merkeze kadar ulaştırıyor. Zamansal olarak yarım saat içinde, seyahatinizin en güzel dakikalarına start vermek için Ljubljana'nın merkezindesiniz artık!
Bu arada dönüşte havaalanına gitmek için  Osvobodilne Fronte Meydanı’nda bir Adria Airways durağı var. Hemen önünden belli saatlerde minibüs ve otobüsler geçiyor. Dolaşırken bir daha araçsız gelirsek, nasıl döneriz diye bakıp not almıştım. Dönüşünüzü de, bu otobüslerle çözebilirsiniz.
Ayrıca Slovenya'ya yakın masalsı rotaları derlediğim yazıda da bu noktalara ulaşım kısmında bilgi verdim ancak şimdiden araçsız olanları üzmemek adına, Ljubljana'dan Bled Gölü, Maribor, Postonja Mağarası, Portoroz, Nova Gorica gibi yerlere tren ile çok keyifli yolculuklar yapabileceğinizi paylaşmak istiyorum. Araç bence, Slovenya'ya Avusturya seyahatini de dahil ediyorsanız, çok mantıklı bir rota ancak imkanınız yok ise, treni de tercih edebilirsiniz. Çünkü oldukça gelişmiş bir tren ağı sistemi var Slovenya'da. Seferler oldukça sık. Bileti, Ljubljana'daki merkez tren garına giderek alabiliyorsunuz. Ayrıca otomatlardan da temin etme gibi bir kolaylıkları var.
Zamanı renk kartelasına benzetseniz, Ljubljana'da hangi rengin daha çok keyif vereceğini, hangisinde zamanın daha hızlı akacağını seçemezsiniz inanın bana. O kadar alternatifi bol bir şehir ki, her renk ayrı bir enerji verecek size eminim.
Bir kere şehre dair ilk dikkatimi çeken şey, şehrin nüfusunun Avrupa’nın geneline göre çok daha genç nüfusu bünyesinde barındırması. Slovenya zaten bir üniversite şehri, yılın çok büyük dönemi yüz binlerce öğrenciyi ağırlıyor. Gittiğimizde mevsimlerden yazdı. Ancak hava kışmışçasına yağmurlu olmasına rağmen bile, günün her saatinde meydanlar cap canlıydı. Ayrıca bu rotanın neden bu kadar keyifli olduğunu düşündüğümde, kesinlikle tüm seyahatlerimin en yeşil ve en doğa dolu yolculuğunu gerçekleştirmiş olmamız, şehrin insanda bıraktığı en güzel izdi diyebilirim.
Slovenya'ya neden Green Slovenia - Yeşil Slovenia denildiğini daha ana yollardan kıvrılarak, şehre giriş yaparken anlıyorsunuz. Ülke % 63 yeşil ve ormanlık alanlardan oluşuyor ve yerel halkta pek tabii bununla gurur duyuyor. Ara rotalarda, Postojna Mağarası ve Bled Gölü'ne giderken bile virajlı yollarda, uzaktan karlı kaplı dağları görebiliyorsunuz. Hatta aşırı yeşilin bu yüksek dozuna sahip oluşundan dolayı şehir, 2016 yılında Avrupa Yeşil Başkent ödülünden bile sebeplenmiş.
LJUBLJANA'DA NERELERİ GEZMELİSİN?
-Ljubljana'nın Köprüleri
Şehirde gezilecek yerler arasında ilk öne çıkan şey, insana en güzel fotoğraf karelerini yakalatan köprüleri.

Şehrin tam göbeğindeki Tromostovje Köprüsü -Triple Bridge - Üçüz Köprü Ljubljana'nın en meşhur köprülerinden biri. Bu köprüye yan yana üç köprüden oluştuğu için bu isim verilmiş. Diğer köprüler gibi bu da sadece yayalara açık.

Diğer ünlü köprü ise adını şehir efsanesinden alan; Zmajski Most Dragon Bridge- Ejderha Köprüsü.

Ama bana sorarsanız, en güzel köprü bu iki köprünün ortasında bulunan ve 2010 yılında inşası tamamlanan şehrin yenisi; Mesarski Most Butcher's Bridge -Kasapçı Köprüsü.
Bu köprü ise, pazar meydanındaki kasapların önünde olduğu için bu ismi almış. Üzerinde Paris'teki Pont Des Arts'daki gibi onlarca renkli kilit var.

Köprü, Sloven heykeltraş Jakov Brdar'ın 1930'lardan kalan Joze Plecnik'in heykellerini tamamlayıp köprüye yerleştirmesi ile açık bir müze havasını almış. Görüntüsü ve heybeti şölen gibi. Heykeller Antik Yunan ve Mitolojik heykellerden oluşuyor. Ayrıca köprünün korkuluklarında da, renkli kilitlerle bir bütünlük oluşturan bir sürü minik figür var.
-Preseren Meydanı ve Fransisken Kilisesi
Bazı şehirlerde içilen, bazı kahvelerin tadı asla unutulmuyor.

Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da o yaz sabahı içtiğim kahvenin tadı hala damağımda. Alp'lerle Adriyatiğin buluştuğu mucizevi noktada yer alan şehir, tam bir Orta Çağ şehri. Pembe Kilise'nin yer aldığı Preseren Meydanı, şehri ortadan birbirine bağlayan köprüleri ve bu fotoğrafı çektiğim Kanal kenarındaki Amaro Cafe'nin hemen karşısına bakan Sevgi Köprüsü bu şehri sevmek için yeterli sebepler. Araba kiralayarak gittiğinizde, Venedik, Viyana, Zagrep ve Trieste'ye de yakın olduğundan size bir dolu gezi rotası da çıkıyor.
Bu yüzden o Temmuz sabahındaki duyduğum sevinçle, o pembe kilisenin yer aldığı meydanın, ruhumda uyandırdığı enerji bambaşkaydı. Eski bi' retro sandalyenin üstüne düşen sabah güneşiyle, sabah sabah yüzümüzde asılı kalan bi' tebessümle dolaştığımız, o arnavut kaldırımlı sokakları unutmam mümkün değil. Yeniden geleceğiz, biliyorum. Çünkü tadı damağımda kalan sabahlar, yeniden hayal etme sebebi benim için...
Nehir civarına gelmişken, hemen Triple Bridge’in kuzey taradındaki Franciscan Kilisesi ile güney ucundan kısa bir yürüyüşle ulaşacağınız Kathedral görülmesi gereken yerlerden. Ancak Ljubljana’da kiliseler genelde 12:00-15:00 arası kapalı, gezmek isterseniz bunu düşünerek zamanınızı bölmenizde fayda olacaktır.

Adını Slovenya’nın en ünlü şairi olan Dr. France Preseren’den alan Preseren Meydanı'nında şairin heykelinin bulunduğu merdivenlerde elinizde kahve soluklanmak, sokak müzisyenlerinin performanslarını izlemek yapılacak en renkli aktiviteler arasında.
Yıl içerisinde etkinliklerin düzenlendiği kentin ana meydanının çevresinde ayrıca Ulusal Kütüphane, Zale Mezarlığı ve çokça yeşilin, huzurun bir arada olduğu Tivoli Parkı gibi bir sürü nokta da bulunuyor.
 
Mestni meydanı
Şehrin modern tarafına veda edip, adımları Belediye Sarayı'nında olduğu Mestni Meydanı'na çeviriyoruz. Bu meydanın simgesi, Venedikli mimar Francesco Robba tarafından yapılan ve Slovenya’nın en önemli üç nehrini simgelediğine inanılan Üç Carniola Nehri Çeşmesi.
Kültürel anlamdaki çeşitliliği ve mimari özellikleri nedeniyle, Ljubljana gezilecek yerler listesinin başında genelde şehirlerin Belediye Binaları oluyor. Ljubljana'daki Belediye Binası (Town Hall of Ljubljana), şehir merkezindeki Kent Meydanı’nda bulunuyor.
Ljubljana Katedralinin hemen yanı başındaki yapı, ilk olarak 1484te Peter Bezlaj tarafından Gotik tarzda inşa edilmiş. Yapının geneline baktığımızda 4 avlu görüyorsunuz. Bu avlular yılın her dönemi kardeş belediyelerin düzenlediği kent sergilerinden, amatör sanatçıların güzel sanatlarla ilgili çalışmalarından tutun da, konserlere kadar pek çok etkinliğe ev sahibi oluyor.
Mestni ve Stari caddeleri sağlı solu restoranlar, kafeler ve mağazalarla dolu. Aralara serpiştirilmiş arnavut kaldırımlı dar sokaklardan, tepelere baktığınızda yine benim önünde ruhunu teslim ettiğim binaları görüyorsunuz. Kimi binalarda barok mimari, kimilerinde Orta Çağ izleri, kimilerinde ise art nouveau var.

Ljubljana Kalesi

Seyahat fotoğrafları paylaştığım ilk günden beri hep yazdığım bir şey var; İçinden nehir geçen şehirlere tapıyorum... Bu cümlenin en hak edenlerinden biri Slovenya. Şehrin merkezini ikiye bölen Ljubljanica nehri, kıvrıla kıvrıla uzanıyor şehirde. Dertleri, stresi, iş kaygısını salıveriyorsunuz içine. Sağlı, sollu barlar, restoranlar ve cafe'lerle hayatın kendini teslim ettiği yerlerden birini seçip, oturuveriyorsunuz. Geleni geçeni izlemek ruhuna nasıl iyi gelir, test ediyoruz işte. Sonra hoop kafayı azıcık yukarı kaldırınca yeşiller içinde bir güzel göz kırpıyor bize; Ljubljana Kalesi...

Siz de gittiğiniz şehirlerin kuş bakışı açıdan manzaralarını seyretmekten keyif alanlardansanız, sabahın erken saatlerinde, hiç kalabalıklara karışmadan Ljubljana Kalesi'ne çıkmalısınız. Biz sabah saatlerinde kaleye giden yolların eski taş sokaklarından, yukarıya kıvrılarak yürüdük ve günün ilk kahvesini kalenin hemen yanındaki restorandan içtik. Bu restoran aslında Sloven yemeklerini de tadımlayabileceğiniz bir alternatif, dolayısıyla günün öğle ya da akşam saatlerinde giderseniz, elinizde bir alternatif olmuş olur. Bu arada kaleye sadece yürüyerek değil, füniküler kullanarak da ulaşabilirsiniz. Kale elbette oldukça tarihi. Hatta tarihteki izlerinden, yapılış amacına kadar gittiğinizde, 15. yüzyılın 2. yarısında, bölgeye düzenlenen Türk akınlarını durdurmak amacıyla yapıldığını öğreniyorsunuz. Buraya kadar çıkmışken, yerel el işçiliğinin en güzel örneklerinden olan Galerija Rustika'yı da es geçmemelisiniz.

Son bir öneri; Eğer bebekli bir ailesiniz kaleye çıkış biraz zorlayabilir, füniküler daha ideal olur ve bebekli aileler kalenin bahçesinde, oranın bir çok yerel ailesi gibi soluklanabilir.

 

Tivoli Park

Hani güzel bir şeylere bakarken, yeşili içinize çekerken, peyzajına hayran kaldığınız o devasa parkın içerisinde koşturan, bebek gezdiren, koşu yapan, bisiklet süren insanları gördüğünüzde, doğanın tam içinde gibi hissedersiniz ya... İşte Tivoli Park'ta Ljubljana'nın tam kalbinde, hem bedeninize, hem ruhunuza iyi gelecek cinsten ve sanki size iyi gelişinden dolayı şifalarla dolu bir park. Biz her zaman olduğu gibi o şehrin en büyük parkında, kahvaltılık bir şeyler alıp, kahvaltı yapma geleneğini bozmayarak, sabah erken saatlerde Tivoli'ye geldik. Parkı Fransız Jean Blanchard, konutların çevrelerindeki bir dizi parkı birleştirerek oluşturmuş. Neredeyse 1800'lü yıllardan beri yerel halkın göz bebeği. Ayrıca doğal park kapsamında olduğu için koruma altında olan yeşil alanın içerisinde bir çok ağaç ve kuş türleri de barınıyor.

 

Metelkova

Adına yıllar önce okuduğum kitaplardan birinde rastlamış ve altını çizmiştim. Sonra bir bakmışım, 6 yıl sonra Metelkova'dayım. Buranın enteresan bir havası var. Binaların her metrekaresini kaplayan sokak sanatları, grafitileri ve renklerin dili var duvarlarda... Bağımsız, başına buyruk, eski askeri geçmişinin üzerine ne kadar boya varsa atmış, özgürlüğe kapı açan bir duruşu var. Yugoslavya dönemi Metelkova bir askeri üsmüş, 10-15 binalık, 2-3 sokaklık ufak bir bölgeymiş. Daha sonra Slovenya ordusu da burayı üs olarak kullanmış ama 93 yılında ordu burayı terk edince ne kadar sanatçı varsa, boyayarak, graffitiler yaparak gerçek bir "yaşam alanı" yaratmışlar.

Geceleri dünyanın dört bir yanından gelen ve aklınıza gelebilecek her tür canlı müziğin yükseldiği, isteyenin müzikte kaybolup, isteyenin dans ettiği özgür bir alana dönüşüyor, Metelkova.... Özetle burası şehrin alternatif hayatının kalbi gibi.

İçinde bir çok gece kulübü, sanat galerisi ve hapishaneden bozma hostel barındıran Metelkova sokak sanatına dair eserleri ile kesinlikle Slovenya seyahatinizde liste başı olmalı.

Modern sanatlar müzesi ve etnografya müzesi de hemen yakınlarda yer alıyor.

 

Eski Şehir Bölgesi (Ljubljana Old Town)

Burası şehrin en eski dokusunun olduğu, Preseren Meydan'ından başlayan ve mimarisi sizi büyüleyen binaların olduğu caddeleriyle devam eden, kentin en eski dokusuna sahip bölgesi.

Eski Şehir Bölgesi'nde, aşağıda listesini paylaşacağım bir sürü mağaza, dükkan, restoran ve cafe var. Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken yapmaktan en keyif aldığım iki şey olmuştu. Onlardan ilki; İngiliz Kraliçesi Elizabeth'e porselen yapan ve günümüzde halen saraya fincan takımı yollayan o tezgahtan sertifikalı porselen bir fincan almak, diğeri de Cajna Hisa adlı Çay Evi'nde tamamen doğal yaseminli bir çay içmekdi. Çünkü unutulmayanlar, daima özleniyor. Tıpkı şu an bunu yazarken olduğu gibi.

Dolaşırken bir sürü birbirinden alakasız, çifti olmayan ayakkabılar gördük kentin dört bir yanında. Kimileri sokak kenarında, kimileri ağaçlarda asılı, kimileri ise kanal kenarlarında... Ne bu diye sorduğumuzda, cafede çalışanlardan biri mezun olan öğrencilerin şehre kendilerinden birer parça bıraktıklarını söyledi. Ne acayip, belki de ayakkabı bırakılabilecek en iyi şehirlerden biri. Çünkü hem bu kadar sıcak, hem bu kadar tanıdık...

 

Ulusal Kütüphane - National and University Library

Bizim şehirdeki iki günümüzün ardından, Avusturya'ya uzayan bir rotamız olduğu için, vaktimiz kalmadı ancak Slovenya Ulusal Kütüphanesi gerçekleştiremediğimiz ama en çok aklımın kaldığı planlarımızdan biri oldu. Yapıyı ve içeriğini görmek isteyenler için ayda bir rehberli turlar düzenleniyor. İçeride, Orta Çağ el yazmaları ve Rönesans baskıları içeren zengin bir koleksiyon var. 1895 yılındaki depremde yıkılan 17. yüzyıldan kalma Barok tarzı bir sarayın alanı üzerinde yükselen kütüphanenin koleksiyonunda yer alan 1 milyonun üzerinde kitap ve 5000'in üzerinde el yazmasını görmek için özel tur zamanlamalarını gelmeden önce araştırmanızı öneririm.

LJUBLJANA'NIN SOKAK ARASI KEŞİF VE LEZZET DURAKLARI
  • Ljubljanica nehrine paralel uzanan Trubarjeva caddesi çok renkli. Adımlamadan dönülmemesi gerekenlerden. Bu cadde üzerinde bir çok ilginç dükkan, restoran, antikacı, design shop mevcut. Ayrıca sallanan ayakkabıların en çok olduğu ve ilginç bir görsellik oluşturduğu cadde burası. Hatta yılın çoğu zamanı yağmura maruz kalan Ljubljana'lıların şemsiye tamircileri de bu cadde üzerinde bulunuyor. Adı; Düşünsenize mesleğiniz şemsiye tamirciliği. Kulağa ne kadar tatlı geliyor.
  • Library under the treetops adlı ağaç altındaki kütüphanekonsepti, Ljubljana'da bir ilk. Altta fotoğrafta yer aldığım yerde tam burası. Dünyanın tek %100 doğal kütüphanesi Ljubljana’da bulunuyor. Ve yeşil bir kültürel proje olan doğal kütüphane ziyaretçilerin, farklı dillerden ücretsiz kitaplar, dergiler almasına olanak sağlıyor, merkezde dolaşırken bu bisikleti mutlaka göreceğinize emin olduğum için yazmak istedim.

  • Şehirdeki en renkli konsept dükkanlar Mestni'de. Ama en güzeli Smile Consept Store.
  • Çikolata için ise; La Chocolate ve Cukrcek'ten el yapımı çikolata almadan geçmeyin derim.
  • Fox Boutique  kartpostal ve defter için listede olmayı hak ediyor,
  • Sisi ise, tabak koleksiyonu için cennet niteliğinde.
  • Hazır design shoplardan bahsetmişken gar yolu üzerinde bulunan Flat'ten de bahsetmemek olmaz.
  • Müthiş bir restoran olan Gujzina, üç yıl önce açıldı. Macar mutfağının özgün yemeklerinden oluşuyor mönüsü. En ünlü yemeği baharatlı dana, domuz ve geyikten yapılan prekmurje bograc (10 Eur), turp turşusu ve domuzdan yapılan yahni (1o Eur). Vitrinde sergilenen hamur işleri de iştah açıyor. Ama restorana dair en unutamadığım lezzet; “gibinica”.
  • Girdiğiniz restoranlarda mutlaka şehrin iddalı olduğu, Craft bira ve yerel şarapların tadına bakmalısınız.
  • Slovenya’da komşu İtalya’daki gibi pek çok butik şarap üreticisi bulunuyor. Tadıma Dvorni Bar’da başlayın. Karst bölgesinden teran (7 Euro) dahil 80 farklı şarap başınızı döndürecek. Tadıma duvarlardaki karikatürler ve caz eşlik edecek.
  • Nehrin hemen karşı kıyısındaki Vinoteka Movia, belediye binasının barok mimarisiyle görsel olarak, kavındaki 192 yıllık Movia şaraphanesinin ürünleriyle de lezzet açısından etkileyici.
  • Kristal şamdanları, duvarlardaki aristokrat portreleriyle özel bir mekan Kavarna Union. Leziz çörekler eşliğinde kahvenizi yudumlarken tarihi mekanın sihrine kapılacaksınız.
  • Duvarlarındaki bisikletlerle Kavarna Rog, oldukça tatlı bir mekan olarak kaldı anılarda. Kremalı turtalarını, emmental peynirli, proşutto salamlı omletlerini tadın. Sonra benimde bir gazete küpüründen keserek, gittiğimde gezerim diye eklediğim, nehir kıyısında kısa bir yürüyüşle Cankarjevo Nabrezje’ye ulaşın. Burada kurulan bit pazarına uğrayıp, eski saatler, porselen şamdanlarla eski'de yolculuğa çıkın.
  • Amoro, Daktari ve Bi-Ko-Fe nehir manzarası için oturup, keyif aldığımız cafe'lerden olmuştu.
  • Bira ve pub olarak;Sir William Pub liste başı. Burada Ljubljana'nın lokal birası "Human Fish"i deneyebilirsiniz.
  • Irish pub arayanlar için ise Patrick's Irish BarNehir kıyısında bir şeyler içmek isteyenler gündüz cafe gece bar Petkovsek ve Premier Pub'ı önerebilirim.
  • Ljubljana'da yemeniz gereken şeylerin başında sosis/sucuk geliyor. Hemen her sokakta bulabileceğiniz haşlanmış veya ızgara sosisi, tam veya yarım porsiyon olarak yiyebilirsiniz. Domuz olduğunu hatırlatıp, baştan endişeleri gidereyim.
  • Klobasarna (Ciril Metodov trg, 15) adlı minik büfe ise, başarılı denemelerden biri.
  • Dondurma için; Vigo Ice Cream
Pizza için enfesli bir adres; Gostilnica, (Gornji Trg 33, Ljubljana 1000), Slovenya Hamburger için ise Pop's Place bugüne kadar yediklerimiz içinde en ama en iyidi. (Cankarjevo Nabrezje 3, Ljubljana 1000, Slovenya)
  • Vinoteka Movia, başlangıç ve şarap için harika bir atıştırma alternatifi.
 

Evet hazırsanız, şimdi Ljubljana'ya yakın muhteşem doğayı, tarihi başımızı döndürecek güzellikteki şato ve mağaraları görmek için kısa araba yolculukları yapmak üzere yola koyuluyoruz...
Rotanın devamı için link'e buradan ulaşabilirsiniz.

1 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!