KOPENHAG

Kopenhag'ta tam da bir gün önce, yaklaşık 4 gün kadar sürecek bir sokak festivali olan Distortion başlamışken, Kopenhag yazısını yazmanın zamanı geldi dedim. Bu arada şehirle sizi tanıştırmadan ya da tanışmış olup da, ikinci sefer gitmeyi düşünenler için bu festivalden kısaca bahsetmek istiyorum. Distortion, festivalin adı. Birçok farklı müzik grubu, Nörrebro'da kurulan alanlarda müzikseverlere buluşuyor, festival her gün, şehrin farklı bir semtindeki etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Mesela dünkü Vesterbro semtinde, pek çok gencin katıldığı renkli bir şekilde devam etmiş. Müzik gruplarının performanslar sergilediği ve sokak partilerine ev sahipliği yapan festival, Kopenhag'ta her yıl Haziran'ın ilk haftası düzenleniyor...
 

Kopenhag'a uçacağımız sabahı hatırlıyorum. Aşırı heyecanlıydım, içimde pembe renkli heyecanlarla, çabucak öğrenip, o şehri yerlisi gibi benimseme telaşı vardı üzerimde. İçimizi aydınlatacak kadar güneş sızmıyordu etrafa ama Kopenhag'ın evleri öylesine güzeldi ki, gözlerimizi boyayıp, hayranlıkla içimize işlemeye yetiyordu. Sanırım ben gittiğim yerlerde, adımladığım şehrin zamanında kala kalıyorum. Sokaklarındaki koşuşan insanların sesini müzik dinler gibi dinliyorum, manzaralarını böyle kocaman lokmaları, keyifle ama yavaş yavaş yutar gibi sindiriyorum içimde. Öyle bütün olarak lüpletmiyorum yani. Seyahat gerçekten hayatta "bunu yapamayacağım sanırım" dediklerimi, "yapabildiğimi" gösteren en güzel terapi şekli benim için. Hayatta ertelemediğim tek şey sanırım. Sararan yapraklarım, üzülen yanlarım varsa başka şehirler, başka ülkeler merhem gibi onlara... Ve şimdi sadece üç günde bitirdiğimiz Kopenhag için sizlere hap gibi bir rehber hazırladım.

 

FullSizeRender 26
Kuzey'in en merak ettiğimiz şehirlerinden biriydi Kopenhag. İskandinavya ülkeleri başkentleri arasında kanalları, trafiğin olmadığı cıvıl cıvıl caddeleri ve dünyaca ünlü şeflerin çalıştığı restoranları ile ucuz bilet bulduğunuzda, hemen cebe atacağınız bir alternatif. İrli ufaklı 406 adaya sahip olan şehrin geçmişi 12.yy'a dayanıyor. Hap gibi hafta sonu, nasıl büyük bir lokmaya dönüşür hep beraber sizi de ortak etmeden önce şehirle ilgili bir kaç genel bilgi daha vereyim;
Danimarka'nın başkenti olan Kopenhag, 1 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip ve geldiğiniz andan itibaren sizi büyüleyen tatlı bir şehir. Özellikle 2000 yılında, Kopenhag-Malmö arasındaki köprünün yapılması, şehrin önemini daha da arttırmış. Yerel dilleri olan Danca diliyle København olarak da geçen ve dünyadaki en mutlu insanlarının yaşadığı söylenen, huzurlu mu huzurlu, sakin mi sakin bir liman şehri. Kopenhag’da, Stockholm gibi şehir gürültüsü olmayan, trafik ve egzozdan nasibini almamış ve hoşgörülü insanların yaşadığı bir kent olarak "bitmesin" diyecek kadar çok ölüp bitmediğimiz ama renkli evleri, huzurlu meydanları ve tasarımın en güzel hallerini gördüğümüz dükkanlarıyla "sevdiğimiz şehirler" listesine girmeyi başardı bile. İzlenimlerimi ve içimden geçenleri her zaman merak ettiğiniz ve güvendiğiniz için daha net cevap vermek gerekirse;
Çok bayıldık mı? Hayır. Sevdik mi? Evet.
Kopenhag, şehirleşmenin en güzel örneklerinden biri olmasının yanı sıra, yaşam standartlarının çok yüksek olduğu bir Avrupa başkenti. Şehrin ilk dikkatimizi çeken özelliği ise; tarihin ve bugünün bir arada yaşaması. Tarihi doku çok iyi bir şekilde korunmuş. En güzel yanlarından biri ise modern yapı ile tarihi yapıların hemen hemen hiçbir şekilde yan yana gelmemiş olmaları ve buna rağmen şehrin modern bir şekilde geliştirilmiş olması. Bir gezgin olarak şehrin en sevdiğim yanı ise; Metro, otobüs yada arabaya gerek kalmadan yürüyerek bile çok rahat gezebileceğiniz bir şehir olması. Hatta Amsterdam'dan bile daha çok bisiklet kullanan halk, bisiklet sürerken gözle görülür biçimde ciddi trafik oluşturuyor.
FullSizeRender 63
KOPENHAG'TA ULAŞIM
Kopenhag Uluslararası Havalimanından merkeze ulaşmak için en uygun ve en mantıklı yol; otobüs. Havalimanının bünyesinde üç terminal var. Zaten her terminal çıkışında otobüs durakları var. Sizde bizim gibi otobüs seçeneğini kullanacaksanız; 5A numaralı hatta, 35 ve 36 numaralı otobüslere binebilirsiniz. Merkeze ulaşmanız takriben yarım saat kadar sürüyor.
Burada işinize yarar bir bilgi; Stockholm'deki gibi biletinizi otobüslerin içindeki görevliden ya da kalabalığın kuyruk oluşturduğu otomatlardan alıyorsunuz ancak onlarda da ya demir bozukluk ya da kredi kartı geçiyor aklınızda bulunsun. Trenle merkeze ulaşım aslında daha kısa, totalde 15 dk. sürüyor. Biz dönüşte ev sahibimizin önerisi üzerine bu şekilde döndük ama merkeze gelişte bu yolu kullanacak olanlar Terminal 3'teki istasyonlardan trene binebilirler.
Terminal 1, 2 ve 3'ün gelen yolcu alanlarının dışında taksi duraklarında taksiler yer alıyor. Bana göre, zaten yeteri kadar pahalı bir şehir olduğu için taksiye gerek yok ama bebekli aileler belki bu yolu tercih eder diye yazmak istedim. Havalimanından merkeze taksi ile gidiş; 15-20 dakika sürüyor ve fiyatlar 250 krondan başlıyor.
Ülkenin para birimi; Danimarka Kronu. Yine Stockholm'deki gibi dövizimizi biz havalimanından temin ettik. Havalimanından merkeze ulaşım 35 kron civarı. (Stockholm yazımda önerdiğim döviz çevirme programını kullanmanız hesaplamalarınıza yardımcı olur.)
KOPENHAG ÇOK PAHALI, BARİ KONAKLAMAYI UYGUN YOLLU HALLEDELİM DİYENLERDEN MİSİNİZ?
Bileti ucuza getirmiş olmak, Kuzey ülkeleri için yeterli değil. Çünkü yaşam pahalı. ÇOK PAHALI.
Bir hamburger bile 100 TL'ye denk geliyor siz düşünün. Hal böyle olunca konaklamayı uygun yollu halletmek, harcamalarınıza daha çok esneklik kazandıracaktır.
Biz www.airbnb.com'dan bir üniversite öğrencisinin evini kiralamıştık. Paylaşımlı olarak oda kiraladığımızda bütçe çok daha uyguna gelmişti. Ancak erasmus yapan üniversite öğrencisi artık kendi ülkesine döndüğü için evin direk linkini paylaşamadım. Fakat bölge olarak Norrebro'ya yakın Fasanvej Caddesi üzerindeydi. Biraz merkeze uzaktı, otobüse binerek, zaman zaman da yürüyerek merkeze ulaşıyorduk.
Sizin içinse Hamburg yazımdaki konaklama bölümünde tavsiye ettiğim Generator Hostel'ın Kopenhag Şubesi'ni önerebilirim. Keşke Generator'la Kopenhag seyahatimizde tanışsaydık, çünkü Hamburg'ta merkezi konumu açısından çok memnun kalmıştık. Generator Kopenhag yine özel banyolu bir oda tercih ettiğinizde, şehirdeki pek çok otelden daha ekonomik konaklayacağınıza eminim. Hostel Generator'un konumu baya merkez. Yine yüzleri güldürecek cinsten. Her semte neredeyse 5 dakika yürüme mesafesinde. Belirttiğim gibi özel banyolu bir odasını bulursanız, kesinlikle nokta atışı olur.
Yok biz bunu beğenmedik diyenler içinse; Oteli kendileri araştırmak kaydıyla, konum bilgisi verebilirim. Generator'un olduğu bölge, Norrebro semti ya da Frederiskberg merkeze yakınlık açısından, otel bulma kısmında aklınızda kalacak bölgeler olabilir.

İnsan bazen kaybolmak ister, bir sokakta, sevinçte, mutlulukta, bazen birinin yanında, kolunda, dibinde... Kopenhag, Stockholm'den sonra kaybolması keyifli şehirlerden biri oldu. Bazen Cuma-Pazar kaçamak yapınca, acaba iki gün yetmedi mi diyorum ama aslında böyle küçük seyahatlerle yurtdışına gide gele anladım ki hiç bir yerde uzun uzun konaklamadan bölüştürdüğün zaman kendini, o şehri daha bir özlemle anıyorsun. İki gün için bile gelsem, insanları daha iyi gözlemliyorum. Ben bir tek kendi şehrimin imla kurallarına uymuyorum sanırım. Burada beli kıvrık soru işareti ya da omzu dik bir ünlem olabilirim. Çünkü Kuzeylilere dair ilk izlenimim; Kimse kimseyi sorgulamıyor, herkesin birbirine saygısı var. Refah seviyesi yüksek, herkes iyi derecede ingilizce konuşuyor ve her şeyden önce "insan"ın önemi var Kopenhag'ta... Haydi gelin bu şehrin zamanına birlikte ortak olalım, hep yapmayı en sevdiğimiz gibi... Paylaştıkça çoğalmak gibi...

 

FullSizeRender 4
KOPENHAG'TA NERELERİ GEZELİM ?
UNUTMA! NE KADAR ÇOK YORULURSAN, O KADAR ÇOK ANI BİRİKİR!
Kopenhag'ta nasıl dolaştığımızı hatırlıyorum. Yorulmak hiç bizlik değil gibi, soğukta içimiz çekilse de şehir bitene kadar dolaşmayı motto edinmiştik. Hem Kopenhag öylesine güzeldi ki, maket gibiydi tüm evleri. Hemen birinin kapısından içeri sokuluverip, bisikletini kapının önüne bağlamadan bırakabildiğin kartpostal şehirlerden biri... Anılar zaten en çok gezene, en çok keşfedene, kimsenin görmediği ufacık bi' avluda, sen dünyanın en mutlu anını yakalayabiliyorsan kıyak geçer sana. Ne kadar çok yürüyüş, o kadar çok anı biriktirtir insana...
 
Nyhavn Kanalı
Gezilecek yerlerin en başında Nyhavn Kanalı yer alıyor. Aslında burası Kopenhag yazdığınızda internette karşınıza çıkan o liman ve karşısında sıralı, yan yana renkli binaların olduğu, Kopenhag'ın en bilinen ve canlı meydanı. Kanalın kenarında renkli binalar boyunca cafe'lerde oturup, dinginliğin tadına varmak şehrin ilk olmazsa olmazı.

Nyhavn eski limanın bulunduğu, çok güzel restoranların sıralandığı, mutlaka uğranması gereken bir bölge. Buradaki en eski ev 1681 senesinde yapılmış. Masallarına çocukluğumuzdan aşina olduğumuz hepimizin bildiği Hans Christian Andersen etkisi şehirde her yerde hissediliyor. Bulvarda ismine, meydanda heykeline, hediyelik eşya dükkanlarında magnetine rastlayabilir ve heybenize atabilirsiniz. Hava zaten kış, soğuk duvarlara işliyor ve biz durmadan adımlıyoruz. Çocukluğumun Andersen masallarını anımsamaya çalışıyorum. Hatırlamaya çalışmak bile mutluluk... Hatta adına masallardan aşina olduğumuz Andersen bir süre bu bölgede yaşamış ve yıllarının bir kısmına buradaki 20 numaralı evde hayat vermiş.
Kanalda tekne turu ise, bizim her Avrupa şehrinde deneyimleyip, itina ile üstünü çizmekten keyif aldığımız bir aktivite. Ama dürüst olmak gerekirse bence Kopenhag için bu tur "mutlaka"larınız arasında olmamalı. Olurda yapmak isterseniz,kanal turu yapan tekneler Nyhvan'dan her 30 dakikada kalkıyor ve tur toplamda bir saat sürüyor. Kendisine hiç kocaman bir paragraf ayırmayı uygun bulmadığım Küçük Deniz Kızı Heykeli ise, Kopenhag'ın simgesi olmuş. Kanal turu sırasında şöyle bir göz kaydırıp, baktığımız heykel hala nedenini anlamadığım şekilde, önünde bir yığın turistin fotoğraf çekmek için birbiri ile yarıştığı bir nokta.

Ama hiç korkmayın liste daha güzel devam edecek şimdi...
Raunsborggade ve Elmegade Caddeleri
Dolanmak fiilini gezmek fiilinden her zaman daha çok sevdim. Çünkü dolandığın zaman, amaçsız bir şekilde kaybolabiliyorsun. Kopenhag'ın Raunsborggade, Elmegade ve etrafındaki sokaklar tam dolanmalık, mutlaka ekleyin rotanıza.
Hem de içlerine gire gire, avlularında döne döne... Dışarıdan şöyle göz ucuyla baktığında değil de, içine girince farkedeceğin irili ufaklı konsept dükkanlarla dolu. Bu şehir size zamanı aktif kullanmayı öğretiyor. Es kaza keşfettiğimiz bir sokağın en işlek ve her geçenin mutlaka uğradığı Gavlen'de oturup, bir şeyler içince, kendini zamanın akışına bırakıyorsun. Zaten zamanı sadece oturarak, alıkoyanlar her daim kaybediyor.
Nyhavn’dan kalkıp ring yapan küçük Cafe Ruten otobüsüne atlamıştık, Paris Marais'i andıran sokaklardan petit trenle geçmek oldukça keyifliydi. İstediğimiz durakta hop inip, Bredgade’deki şu hayatta en sevdiğim şey olan antikacılarda salınmıştık. Şehre dair güzel anılar bırakan hafızamdaki en taze noktalardı bunlar.
Amalienborg Sarayı
Danimarka kraliyet ailesinin kışlık sarayı olarak kullanılan ve inşaatı 1760 yılında tamamlanan Amalienborg Sarayı Kopenhag’da görülesi yapılardan biri. Hele bir de Rococo tarzındaki mimarisine bakıp, büyülenirken nöbet değişimine denk gelirseniz harika oluyor.
Ostergrade Mahallesi
Sevgili Kopenhag'ın gözümüze çarpan köşeleri, bizi hayatın sokaklarına saptırdı resmen. Hava o kadar soğuktu ki, çıkan güneş içimizi gıdıklarken, azıcık daha ısınalım telaşı ile sığındığımız cadde karşımıza Cafe Norden'i çıkmıştı. Hayat bu cafe'de hiç savruk akmıyor, gayet derli toplu sanki. Macbook'unu alıp, köşeye oturup freelance çalışan insanlar, dergi karıştıranlar, tek bi' düzen içinde bisikletini cafe'nin girişine park edenler... Meydanın kalabalığına bir de buradan selam vermek isteyenler... Hepsi buradan öyle güzeldi ki... Bakmayın çaktırmıyorlar ama Kopenhag'lılar cool diye anılmaktan mutlular gibi...Herkes hikayesinin bir parçasını tamamlamak için oturmuş gibi... Bizde çökmüştük koltuklara iki kişi, listede görülecek Orestad mahallesi ve fincanları için gözümden kalpler çıkardığım Royal Copenhagen vardı. Kahvemizi söylemiştik. O değil de, kahveni kiminle içtiğiniz çok önemli.. Kahvemde yol gözükse, bilirim ki adımlarım Alico'yla bir gidecek. Birimiz solu atarken, diğeri sağı atmayacak yani... Senkronize bir hal bizim ki... Uzun mu yoksa kısa mı bir yol var ufukta kahveye bakıp, o öğretecek bana. Neyse kahve işin bahanesi, bu cafe'yi yazın deftere hayatınızda 40 yıl hatırlayacağınız tatların tadına bakacağınız garanti, sabahın en sessiz zamanında, ortalık sakinken giderseniz iki gidişiniz arasındaki farkı çok net yakalayacaksınız.
Rosenburg Kalesi
Burası bence Danimarka'nın estetik değeri en yüksek yapılarından biri... İçinde bulunduğu parkla bütünleşmiş. Etrafı şu kanalları ile çevrili.. Bahçesi mükemmel... İnsanın kendisini dinlemesi için ideal bir yer. Kraliyetin önemli sanat eserlerinin bulunduğu, taç giyme töreninin yapıldığı ve asil halkın mumyalarının olduğu bu kale günün belirli saatlerinde ziyarete açık ve giriş ücretli. İçerisine girmeseniz bile peyzajına hayran kalmak ve dış mimarisini görmek için güzergahınıza eklemelisiniz.
Botanical Garden (Botanisk Have)
Sahi insan yüzünü güneşe döndüğünde, neden kendini daha iyi hisseder hep? Yağmurlar bitsin, kış geçsin. Güneş dolsun içimize yine. Sizde benim gibi içinize azıcık da olsa gün ışığı dolsun diye, Kopenhag'daki Botanik Bahçesi'ne mutlaka uğramalısınız.

Kopenhag'a gitmeyi düşünenler mutlaka bu harika doğanın içerisine girmeliler. Bizdeki Atatürk Arboretrumu'nun daha farklı hali. Burası sadece şehirdeki değil, ülkedeki en büyük canlı bitki koleksiyonuna sahip olan bir yer.
Tesisin içinde dört büyük sera var ve eğer güneş tam tepeye çıkmadıysa, Endonezya'dan getirtilen nadir bitkilerin de olduğu Palmiye Serasının içerisine girip, ısınabiliyorsunuz. Ayrıca botanik bahçenin içindeki nilüferleri dolu gölü karşınıza alıp, doğaya doymanız için iskeleler var. Kahvenizi alıp, iskelelerde bizim Alico'yla yaptığımız gibi oturabilirsiniz.
Aynı zamanda burası botanik okuyan üniversite öğrencilerinin araştırma alanı, toprağa gömülü Gopro'larla doğanın, bitkilerin gelişimi gözlemleniyor. Bitkiye, peyzaja meraklı değilseniz bile, gölde soluklanmak ve girişindeki hediyelik eşyacıdan değişik tohumlar almak için bile görmeye değer.  
 
Tivoli Garden (Tivoli Park)
Hadi gelin şimdi yaşlar kaç olursa olsun, çocuk hissedelim kendimizi. Hem de tek bir paragrafın tam içinde. Ama ondan önce Kopenhag'ta kalbimi feth eden Tivoli Park'tan bahsedeyim size.

Kopenhag’ın en popüler ve mutlaka gezilmesi gereken bir yeri olan Tivoli, 1843 de George Carstensen tarafından kurulmuş. Parkın içerisinde, çok sayıda cafe, restoran, konser alanı, hatta pandomim gösterilerinin yapıldığı bir tiyatro bile var. Yeni yıl zamanı içerideki leziz şekerlemelerin, churros'ların etrafı saran kokusunun insana yaşattığı şöleni anlatamam. Binlerce ağaç ve çiçek çeşidi ile görsel anlamda da insana huzur veren bu yere giriş ücretli. Kişi başı 150 kron yani 20-25 Euro arası bir ödeme yapıyorsunuz. Ancak bizim gittiğimiz gün açılış fiyatı olduğundan, normal zamanda yeni yıl konsepti yokken daha uyguna girebileceğinizi düşünüyorum. Haydi şimdi gelin Tivoli değince, içimde beliren duygularla yaşatayım burayı size;
 

Kopenhag'tayız. Hava dev soğuk. Akşam saatleri. Tivoli Park'ın açılışı. Yeni yıl teması var her yerde. Benim içimdeki çocuk soğuğu unuttu. Önce aşağıdaki fotoğrafı çekip, sonra "Hangisine önce binsek? Hangisine bir daha binmek isteriz acaba?" diye ritmik cümleler tekrarlayıp, yeni yıl kurabiyelerini ağzına tıkmaya başladı. Renkler ışık olmuş, ışıklar gözlerimdeki kirpiklere tutunup, şölen yaşatıyor... Kırmızı-beyaz baston şeklinde şekerlemeler görüyorum sonra. Hemen alıyorum. Sonra bu dönen salıncakları görüyorum. Ah nasıl lezzetli heyecanlar birikiyor içimde. Hadi Alico diyorum, koş. En çok kim bağırırsa, o sıcak şarap, pamuk şeker ne varsa hepsinden hak edecek. Sonra biniyoruz. İçimde kocaman dönme dolaplar. Yükseklere çıktıkça gözlerim yaşarıyor. Soğuktan değil, küçükken abimle bindiğimiz dönme dolap geliyor aklıma. İçimde kanat çırpan kelebekler. O zaman anlıyorum kelebekler en mutlu olduğun anda beliriyor demek ki karnında. Ve biliyor musunuz? Lunaparklar bence olağanüstü yerler. Kanadı olmadan uçan kuşun özgürlüğünü veriyorlar size. Yukarı, hep en yukarı.  

Magstræde
Kopenhag'ın o renkli evleri, Kuzey'in her dizaynı öylesine hoş ki bakıyorum sadece etrafa. Gülecek şeyler, mutlu olmaya sebep ne çok şey var sanki. Ya da ben yer arıyorum mesela. Bahane dediğimiz şey; Düşen bi' yaprak, soğumadan içilen ilk kahve değil mi zaten? İşte tam da şu an size Kopenhag'ın en renkli ve en güzel fotoğraf veren caddesini paylaşıyorum.
Magstræde'deye çıkan sokaklar, kesinlikle es geçilmemeli. İlk defa burnuma oksijen tüpü takmak zorundaymışım gibi yürümüyorum, malum İstanbul'un egzozu tıkıveriyor adamı, ayaklarım hızlı hızlı değil yavaşça süzülüyor bu renkli evlerde. Etrafın sessizliğini bozan kurumuş yapraklar sadece. İşte böyle millet bir güzel anıyı daha anımsadım yeni hafta başlarken. Kopenhag, Stockholm'den sonra gerçekten yaşanası meşhur Kuzey şehirlerinden biri. Hani derler ya "görmek istediğiniz gibi bırakın" diye, Kopenhag öyle işte. Pislenmiş diye küsüp gitmeden, dağınık diye gönül koyup umudunu yitirmeden yaşamak isteyeceğin şehirlerden biri.
 
Assistens Kirkegår (Assistens Mezarlığı)
Evet yanlış okumadınız. Size bir mezarlığı gezmeniz için tavsiyede bulunuyorum. Bende ilk girdiğim zaman tuhaf gelmişti ama aslında kocaman bir parkında içerisinde bulunduğu, şehrin en yeşil alanlarından biri burası. Nørrebro semtinde 1760 yılında kurulan Assistens Mezarlığı, şehrin tam kalbinde. Burada Andersen gibi tanınmış kişilerin mezarları da bulunuyor ama en önemli özelliği, burası şehirdeki bisiklete binen, kitap okuyan, köpeğini gezdiren herkesin içerisinde bolca zaman geçirdiği bir vaha gibi. Mutlaka listenizde kesinlikle olmalı!
 
Bannana Park
Burası Nannasgade üzerinde yürürken, bizim şans eseri keşfettiğimiz tatlı bir park molası olmuştu. İçeride onlarca graffiti ve duvarların dilini size anlatmaya çalışan çokça muralın olduğu bir park. Eğlenceli fotoğraf yakalamak isteyenlerin durağı olabilir.
 
Nørrebro
Bu semt sahip olduğu kültür çeşitlilik, yoğun bir öğrenci kitlesi ve caddelerini dolduran bisikletler ve yılın her mevsimi canlı olan sokakları ile sevimli manav dükkânları ve etnik lokantaları sayesinde Kopenhag’ın en renkli semtlerinden biri. Aşağıda yeme-içme önerilerinde semtte mola verebileceğiniz adresleri paylaştım.
Latinerkvarteret
Adını burada yer alan eski bir üniversiteden alan mahalle ağırlıklı olarak farklı tarzda öğrencilerin, her yaştan gencin uğradığı bir mahalle. Turistlerin çok bilmediği ama butik cafe ve özellikle gece canlanan barlarıyla şehrin canlı sayılabilecek noktalarından biri olduğundan akşam saatlerinde uğranılabilecek bir alternatif.
 
Vesterbro
Burası Kopenhag'ın çok kültürlü, etnik ama aynı zamanda bohem kalan ve şehre şöyle bir baktığınızda "farklı" sayabileceğiniz semtlerinden biri. Semtin geneline yayılan altı kilise ve altı camiinin olduğu düşünüldüğünde, farklılığını buna da bağlayabileceğimiz bölge son beş yılda Kopenhag'ın en tarz cafe'lerinin, en hipi mekanlarının açıldığı bölge olmuş. Hatta öyle ki; Meatpacking District denilen ve akşamları rezervasyonunuz yoksa kapısında kuyruk göreceğiniz muhteşem ambianslı ve UYGUN Fiyatlı restoranlar bu bölgede açılmış. Aşağıda öneriler var, endişelenmeyin!
 
Özgür Şehir Christiania
Christiania steril, büyük taştan binalarla kaplı, ağırbaşlı ve sade olan Kopenhag'ın merkezinden çok çok farlı. İçeri girdiğiniz andan itibaren renkli, köy tarzı bir havaya bürünmüş, değişik bir dünyaya girdiğinizi farkediyorsunuz. Christiania boyunca uzanan kanalların el değmemiş, kırsal güzelliğine hayran oluyor, farklı sanatsal tarzlarla inşa edilmiş evlere bakıp güzelliklerini kıskanıyorsunuz. Hatta Tam adi "free state of christiania" olan, 70'lerde hippilerce işgal edilmiş ve hükümet tarafindan, hippileri cikaramayinca, "alternatif bir toplumsal deney" olarak göz yumulması kararı alınan farklı bir yer olmuş.

Etrafı muhteşem tatta güzel bir gölle de çevrili. Ultra huzurlu şekilde göl çevresinde yürüyüş de yapabiliyorsunuz. Nüfusu 2000 civarında.
Kırmızı zemin üzerine 3 büyük sarı halkalı bayrağı var. Girişi küçücük ve iki çakma tahtadan olan bu yerin içerisindeki graffitiler oldukça büyük ve hayranlık uyandıran cinstendi. İlgilenenlere duyurulur.

Alışverişe Doymak Mı İstedin? Haydi Koş; Stroget Seni Bekler!
Dünyanın en uzun yaya caddelerinden biri olan Stroget, nereden baksanız Belediye Sarayı Meydanı’dan, Kongens Nytorv Meydanı’na kadar uzanan upuzun bir cadde. Her bütçeye uygun mağazalardan tutun da, en pahalı markalara kadar dünyanın en pahalı markalarına kadar her çeşit dükkanın yer aldığı ve Kopenhag'ta alışveriş denildiğinde ilk akla gelen en yoğun bölgelerden biri.
Sankt Anne
Burası duvarının rengine bayıldığım, cafe'sinde kahve molası verdiğimiz ve tepesine çıktığınızda şehre kuş bakışı bakabileceğiniz Church of Savior kilisesinin olduğu bölge. Adımlanırken, es geçilmemesi gereken tarihi noktalar ve göze şölen gelen sokaklarından dolayı listenizde olmalı.
 
Günübirlik Malmö’ye kaçmak mı?
Tren ya da otobüsle hem sevimli bir şehri görmek hem de Oresund köprüsü deneyimi yaşamak için hazır buraya kadar gelmişken ve eğer gününüz varsa Malmö'ye gidebilirsiniz. Kopenhag ile Malmö'yü birbirine bağlayan bu köprü, İskandinavyanın en önemli projelerinden biri kabul edilen 16 km. uzunluğundaki Oresund köprüsü.
Komşu İsveç’e, sadece 20 Euro ödeyerek ve yaklaşık 40 dakikalık bir tren yolculuğu ile gidebiliyorsunuz. Hatta biz Kopenhag'ta yaşayıp, sadece iş için Malmö'ye günü birlik gidip gelen bir sürü insana rastlamıştık.
UZUN LAFI KISASI DERSEK...
KOPENHAG'IN MUTLAKA GÖRÜLESİ İLK 10 LİSTESİ
Kopenhag, şehrin adını ilk yazıp araştırmaya koyulduğunda karşına çıkan sıra sıra renkli evlerin olduğu liman bölgesi (Nyhavn)'dan çok daha fazlasına sahip. 2025’e kadar dünyanın ilk nötr CO2 başkenti olmayı amaçlayan şehre turist olarak gittiğinde, yerlisi gibi gezmek için bunları yapmadan dönme derim;
 
Bütçe derdin yoksa çevreci bir otelde konakla, organik beslen ve tasarım dükkanlarında kendini kaybet. İlk iş; Bir şehri keşfetmenin en iyi yolunun yürümek olduğuna inanan gezginlerdensen bu cadde isimleri not etmelisin;
1-Magstræde, şehrin en muntazam renkli evleri burada, arnavut kaldırımlarla birleşen sokaklarda gözlerine şölen yaşatıp, fotoğraf makineni elinden düşürmeden dolaşabilirsin.
2-Magstræde'nin hemen paralelindeki Snaregade de Kopenhag'ın en eski binalara sahip iki caddesinden biri. Şanslıysan caddedeki 5 numaralı evin önündeki harika bisikleti de görebilir ve binanın 1732 yılından bugüne geldiğini hayranlıkla seyre dalabilirsin.
3-Christianshavn; Kopenhaglıların yaşamak için en çok tercih ettiği bölge. Bölge, Knipples Bro köprüsünün tam karşısında ve kanal boyunca, taş kaldırımlı yollarda bir sürü cafe ve restoran var. Bölgeye gelmişken free town Christiania'yı gezmeden dönme.
4- Şehrin kuzeyindeki Østerbro'da girince, kendini kaybedeceğin Normann Copenhagen, Rambow ve Moshi Moshi gibi tasarım dükkanları var, hepside gezerken gözünü dört açmalık.
5-Eskiden işçi sınıfının mahalesi olan Vesterbro, şimdilerde 2014 yılında Vesterbro Thrillist’in dünyanın en iyi 10 mahallesi listesinde 4. sırada yer almasıyla gençlerin yeni gözdesi oldu. Peyniri, şarabı, balığı, çikolata dükkanları, kafeleri ve bakkalları ile adeta bir gurme cenneti.
6-Faraos Cigarer, büyüse de hala çocuk kalanlar için tüm çizgi kahramanlarının figürlerini satıyor. Meraklısı için dışına bakmak bile, içine girmek için yeterli sebep. (Skindergade 27)
7-Dealers Ravnsborggade, Nørrebro’da harika bir antikacı. Almasan bile 18.yy'dan kalma porselenler görmene değecek cinsten.
8- Terroiristen; Jægersborggade' de yer alan eski geleneklere dayanan yerel şaraplar üretimi yapan yeraltı barı. Önerdiğim; Meyers Bakery'nin hemen orada. Buranın özelliği; organik ve biyodinamik üzümlerden yapılan şarapları tadıp, satın alabilmeniz. Yani Kopenhag'ta her şeyin bir uzmanı var.
9-Hay; Dört Katlı muhteşem bir dekorasyon mağazası. Yeni nesil çizgilerle evine obje almak isteyenler için biçilmiş kaftan. (Strøget alışveriş caddesinin hemen üstünde)
10-Son öneri bu yılı hakkıyla noktalayıp, yeni yılı layıkıyla karşılamanı sağlayacak cinsten; Tivoli Park. Londra'daki Winter Wonderland gibi kocaman bir park ve yeni yıl zamanı eğlence parkına dönüşüyor. Üstelik yılın bu zamanları gidenler için harika bir noel dekoru var.
KOPENHAG'TA MUTLAKA YE, İÇMEDEN DÖNME DEDİĞİM İLK 10 LİSTESİ
Hazır Kopenhag şehri soğuğuyla nam salmışken, hem ruhunu, hem damak tadını ısıtmak isteyenler için bence yemek ve kahvenin şehirdeki en iyi adresleri aşağıda; 1️
1-Sadece rezervasyonla müşterileri kabul eden Mother Pizza, pizza ve makarnalarıyla Kuzey'deki en gerçek italyan. Restoranın ortasındaki odun fırınının sıcağı etrafı ısıtırken, loş ışık ve iyi şaraba harika bir salata ve pizza eşlik ediyor. Barda takılmak isteyenler için bazı geceler canlı müzik ve harika kokteyller var. (Vesterbro'ya yakın- Hokerboderne 9-15, Kopenhag 1712 København)
2-Pate Pate. Lokallerin doldurduğu iyi yemek ve uygun fiyat ikilisinin hakkını fazlasıyla veren restoranda veal cheek için saygı duruşuna geçmeye değer. (Lokasyon olarak Mother ile aynı konumda)
3-İçine dolduracağın malzemeleri aldıktan sonra, bugüne kadar yediğin en leziz küçük yuvarlak ekmekleri alman için 50 yıllık Andersen Fırını'na uğra (Tivoli Gardens’taki Nimb binasında, bir tane Østerbro’da ve bir tane de Frederiksberg’de şubesi var.)
4-Jægersborggade'de Meyers Bakery, beş kişinin sığabileceği kadar küçük mekan ama lezzet için büyük tatlar vaat ediyor. Valrhona çikolatasıyla yapılan, nam-ı değer “kanelsnurrer” tarçınlı rulolardan şanslıysan bitmeden alabilirsin.
 
5-Cafe Collective; hemen Meyers'in çaprazında, taze çekilmiş kahve kokusu mahalleyi bile sarıyor, kahvesini sen düşün. Sakın unutma eve götürmek için de mutlaka almalısın.
6-Gündüzleri fırın ve kahveci, akşamları yemek ve şarap için dubleli bir mekan önerisi geliyor; Cafe Lillebror. Yemekler kadar, mekanın adı da akılda kalacak cinsten. Danca’da ‘Lillebror’ küçük kardeş, ‘bror’ ise kardeş demek. (Jarmers Plads 1)
*Joe the juice ise kaliteli müzik ve iyi kahve için ayak üstü şehir bonusu.
7-Kopenhag'ın üstü açık sandviç kültürünü en iyi Nordisk Brødhus'ta yaşayabilirsin. Un ve tahıllar organik, Skærtoft Değirmen’inden geliyor. (Rantzausgade 58B)
8-Christianshavn ve Vesterbro’nun göbeğinde hamburger severler için bulunmaz bir nimet var. Luna'nın Yeri. Christianshavn’daki Luna, Christiania Kilisesi’nin yakınında yer alıyor, böylece hamburgerinizi yerken, Christianshavn’ın huzurlu atmosferini de yaşamış oluyorsunuz. Gözünüz mural'lara, karnınız Luna'nın burgerlerine doyuyor.
9-Vietnam yemeklerine tapanlardansanız, fiyatı bu listedekilere göre daha tuzlu bir adres; LêLê. Restoranın kozmopolit ortamında en denensi iki şey; “lime lemonade” ve “Tiger Beer”.
10-Sevimli bir verandayla arka bahçeye kurulu La Galette, 20 yıldır aynı Fransız tarafından işletiliyor. Krep için en doğru adres olan mekandaki, yakılmış elma brendisi rüyalara girecek cinsten. (Larsbjørnsstræde 9)
6 Comments
  • Aybuke

    Reply

    Muhtesem olmus yazi Ozlem’cim! ❤️ 😍

    • özlemköksal

      Oleyyy! beğenmene sevimdim Aybüke, çoook teşekkürler 😍

  • Melek

    Reply

    Merhaba, oncelikle bu enfes diliniz icin tebrik ederim! ☺ Oldukca aciklayici olmus. Yazilarinizi taclandirdiginiz karelerinizin goruntusu de mukemmel. Kullandiginiz cihazin/programlarin isimleri nedir? 🙂

    • özlemköksal

      Çok teşekkürler. Kimi zaman iPhone kimi zaman Canon ile çekiyorum. Sevgiler!

  • Kumsal

    Reply

    haftaya biz de gidiyoruz.Ve hep bu tarz bir yazı aradım sadece sizde bulabildim.Yazı diliniz verdiğiniz ayrıntılar mükemmel.Hep okur geçerim ama size özellikle teşekkür etmek istedim.Emeğinize sağlık:)

    • özlemköksal

      Ah gerçekten mi? Ciddi anlamda bunları okumak ve hiç tanımadığım birinden bunu duymak mutluluk verici. Bunu yapan, izlenimlerini aktaran çokça insan var, yazı dilim ve emeğimin aradan sıyrılmasından daha büyük motivasyon olamaz. Size şimdiden bol keyifli seyahatler 🌏

Leave a Comment

error: Content is protected !!