İZNİK

Yolların öğrencisi olmayı seviyorum, çünkü gösterdikleriyle, tanıştırdıkları insanlar, yaşattıkları maceralarla hayata dair en güzel şeyleri öğreten bir öğretmen oldular hep bana.
İşte bu yüzdende yurtdışı için gün saydığımız yeni maceramıza hazırlanırken bu kez İstanbul'a yakın, kaçamak yapılacak en güzel şehirlerden birini, günü birlik olarak İznik'i keşfedelim istedim.
Yaşadığımız maceralar, yolculuğumuzda karşılaştığımız enfes manzaralar ve tarih dolu bir yolculukla geçtiğimiz hafta sonu rotamız; İznik'ti!

ULAŞIM

İznik'e ulaşımın en pratik ve en ekonomik yolu; Tek yön ve iki kişi sadece 24 TL ödeyerek, Pendik'ten Yalova feribotuna binmek. 45 dakikalık bir yolculuğun ardından Yalova'ya varıyorsunuz. Bence en mantıklısı; İznik'i gezerken, arabanız ya da motorunuzla buraya gelmeniz. Çünkü o köy yollarını görmenin, kafanıza estiğinde inip, yol üstü şifalı sularda, gölün suyunun ulaştığı ara tarlalarda mola vermek ve fotoğraf çekmek için daha ideal bir araç olamaz. Yalova'ya vardıktan sonra, İznik'e ulaşmanız; 45 dakika sürüyor.
Yüzüme değen rüzgarı hissederken, İznik'e götüren iki yol seçeneği çıkıyor karşımıza. Biz önceden araştırmalarım sonucu, mavi-yeşil yol diye geçen dağ yolunu tercih ediyoruz. Eğer araçlı ya da motorlu bir rota yapıyorsanız mutlaka yazıları silinmiş, çokça insana sorup da "bilmiyoruz" cevabını alacağınız Mavi-Yeşil Yol tabelasından sapın. Sizi harika köy yollarına, harika patikalara, sonsuz yeşilliklere ve Karadeniz gibi sadece baktıkça bile sizi yenileyecek ormanlara doyacaksınız, bu yolu tercih ederseniz inanın bana.

Yalova'dan ana yola bağlandığınızda, bu tabelayı görmüyorsunuz, ne zamanki "OPET"i geçip, biraz ilerliyorsunuz o zaman sağda "KÖYLER" diye bir tabela çıkıyor karşınıza. Onu takip edip, köy yollarına girdiğinizde silinmiş şekilde, zor farkedilen "MAVİ-YEŞİL YOL" tabelasını göreceksiniz. Sağ kısımdan kıvrıldığınızda, doğru yoldasınız demektir, zaten hiç araç yok, bol yeşil, bol tarla var ve ana yoldan çok uzak...

İZNİK GEZİ REHBERİ

 
İZNİK GÖLÜ
Ağaçların içinden yansıyan gün ışığı, motor üstünde harika. Doğanın içerisinde sessiz bir bando var gibi sanki. Yalnızca duymak isteyene kendini gösteren... İznik Gölü bunu bana düşündüren yerlerden biri. Hep diyorum ya sahip olduğumuz zenginliklerin bazen farkına varamıyoruz diye. Mesela İznik Gölü' Marmara Bölgesi'nin en büyük Gölü olma özelliği taşıyor. Hem İznik için ciddi bir ziyaret noktası oluyor, hem de bizim gibi binalardan nasbini alıp da, doğaya hasret kalan gezginler için bir alternatif oluşturuyor. Uzunluğu 33 km. olan gölün çevresinde yazları suya girilen bir bölüm var ve asıl önemlisi yürüyüş için harika parkurlar yapmışlar. Zeytin ağaçları, bağlar, bahçeler, köy evleri öyle güzel ki İznik'te. Burada tanıştığımız Minel Amca söyledi, Göl'ün altında batık şehir olabileceği ihtimalinden dolayı bu aralar araştırmak için gelen giden gazeteci çokmuş buralara...
"Zeytin ağaçlarımıza dokunmasınlar kızımda, kentimizin değerini arttırsınlar bizde yardım ederiz" diyecek kadar da yürekli ve gözleri gülen bir köy insanı o...
İznik Gölü'nde lokal halk elbette yüzüyor ama çay içmek için oturduğumuz göl kenarı cafe'de "her yerden girilmiyor, su yılanı çok" dediler bize. Bizde sadece maviye bakıp, demli çaylarla kent kalabalığından arınmaya çalıştık sadece. Ama gölde yapılacak diğer bir aktivite; Gün batımında kanoya binmek. Bizim gittiğimiz gün hava ara ara yağmurlu olduğu ve rüzgar sert estiğinden kano kiralayamadık ama sizin bence aklınızın bir köşesinde durmalı.
İZNİK'İN TARİHİ KAPILARI (LEFKE VE YENİ ŞEHİR KAPISI)
Karadeniz'deyim sanki, oysa ki İznik'teyiz. İstanbul'dan feribota atlayıp, 2 saatte geldiğimiz, uzak bahanesine uymayan, kısacık bir mesafe ile kocaman şeyler veren İznik'te. Yeşil ve mavi bizi çağırmış, seslenmiş, nefes nefese pastasını üfleme telaşına düşmüş çocuk gibi atlamışız kucağına sanki. Şehir merkezine ulaştığımızda tek şeye üzüldüm. Aslında öyle çok tarihi bir kent, öyle yeşil bir şehir ki İznik, biz bunların kıymetini bilip de, iyi koruyamamışız... Turizme kazandıramamışız. Bu kadar önemli bir konuma, önemli bir tarihe sahipken, nasıl olmuş da öne çıkarmak, önemini vurgulamak için geri kalmışız bu kadar. Tek üzüntüm bu tarihi kalıntılardan pek çok insanın haberinin bile olmaması. Tarihi değerlerin gerektiği gibi korunmamış ve hak ettiği özeni görmemiş olması. Bunun en belirgin örneğini; İznik'in İstanbul'a açıldığı kapıların bugüne gelen kalıntılarını gezerken hissediyorsunuz.
Şehrin 4 ana kapısı var; İstanbul, Yenişehir, Lefke ve Göl Kapıları.
Şehrin doğusunda, Kılıçarslan Caddesi'nin sonunda yer alan Lefke Kapı, tarihiyle oldukça etkileyici. Sakarya Nehri (Sangarios) kıyısında kurulan Lefke kenti, bu günkü Osmaneli'ne ulaşan yola açılması nedeniyle bu isimle biliniyor aslında. İmparator Adrianus (117-138) zamanında yapılmış. İki yanındaki kuleleriyle zafer takı biçimini andırıyor. Kapının sol tarafı resmen yeniden yapılmış, sağ tarafı hala eski. Hatta sağ kısmında su tahliye borusu gibi o dönemin sistemiyle su kanalı görüyorsunuz. İçeriye girdiğinizde çocuklar, büyükler kalıntıların üzerlerine çıkıyor, büyük harflerle renkli şekilde adlarını yazmışlar. İtalya'nın Pompei şehrini gezerken, nasıl büyülendiysem, aynı merakla gezdim ama aynı mutlulukla ayrılamadım nedense. Oysa ki; Vatikan İznik'i 3. kutsal şehir ilan etmiş.
 
İZNİK SURLARI VE AYASOFYA KİLİSESİ
Sizi tarihte yolculuğa çıkaran İstanbul ve Lefke Kapı'dan sonra, zaten şehir merkezine tekrar geri dönene kadar İznik surlarını görüyorsunuz. Sırasıyla Bithynia, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok dönemden izler taşıyan şehir suların uzunluğu, uzandığı yollar gerçekten tarihe merak duyanlar için büyüleyici.
İznik, Ayasofya dünya tarihinde tüm dünyadaki tarihi öneme sahip mekanların en başında geliyor ve ne kadar şanslıyız ki bu şehir bizim ülkemizde ve İstanbul'a o kadar yakın bir konumda ki!
İznik'teki Ayasofya’da Hıristiyanlar için kanun sayılan maddeler bu yapıda karara bağlandığı için tarihteki önemi çok büyük. Ayasofya Kilisesi, Ayasofya Müzesi ve Orhan Camii olarak dünyada üç isimli tek yer olma özelliğini üzerinde taşıyan Ayasofya, geçtiğimiz yıllar içinde de konservasyon (yani bulunduğu durumu koruma amaçlı, çalışma) yapılarak koruma altına alınmış ve eksik olan çatısı ve minaresi temsili olarak yapıya eklenmiş. Bu yüzden müzeyi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Mimari olarak gözlemlendiğinde, bünyesinde, Helenistik, Roma Bizans ve Osmanlı dönemlerine, ait yapı malzemeleri ve o devirlerin yapı özelliklerini görebiliyorsunuz. Yalnız 12.00-13.00 saatleri arasında müze kapalı.
İZNİK II. MURAD HAMAMI
Yapı 15. yüzyıl Osmanlı eseri aslında ve dış cephesine bakınca bile tarihi dokusundan etkileneceğiniz bir mimariye sahip. II. Murad Hamamı çifte hamam tipolojisine uygun, çok yakın tarihlerde restorasyon geçirmiş olan yapının, bir bölümü yine hamam olarak bugün hala işlevini sürdürüyor.
İznik'in Tarihi mekanları, tek tek saymakla bitmiyor. O yüzden, vakti olanlar yazdıklarım dışında, Yeşil Camii, Taş Köprü ve Süleyman Paşa Medresesi'ni gezebilirler. Medresenin hemen yanında, seramik tabak atölyesi de var.
 
NİLÜFER HATUN ÇİNİ ÇARŞISI

İznik Çinisini biraz araştırıp, aslında ne kadar büyük bir değere sahip olduğumuzu sonradan anlıyorum. Bir sürü detay çıkıyor ortaya. Bir çininin yeterli ısıya gelmesi için gereken odun bile Karamürsel'den özel olarak getirtiliyormuş siz düşünün. Aslında oluşturuluş aşaması bile en az üretim aşaması kadar zahmetli. Motif çıkarmak ise, çok zaman alan bir şey. Bence İznik'e geliyorsanız, en az bir saat ders alıp, burada bu zanaatı hala icra eden ve değerlerimize sahip çıkan aile işletmelerinden ders almalısınız. Hem saati 30-35 TL, hem öğrenirken ikram ettikleri çayın tadı, hem de çocuklarınıza öğüt verecek kadar güzel deneyimler paylaşmaları işin ballı kaymaklı kısmı. Nilüfer Hatun Çini Çarşısı hemen kent merkezinde, sağlı sollu çini ve seramik işler satan dükkanlar ve ortada da bir çay bahçesi var. Gidilmişken, uğranılası bir nokta.

KERAMET KÖYÜ ILICASI
Adıyla müsemma bir yere geldik. Aslında burası İznik'in biraz dışında, Orhangazi'ye daha yakın. Her ne kadar motor üstünde her gördüğümüz doğa ve köy bize keşif gibi gözükse ve zamanın nasıl geçtiğini anlamasak da kilometreye vuracak olursak İznik'e 10-15 km. mesafede burası ve giriş sadece 5 TL.
Burası Keramet Köyü Ilıcası. Tabii Pazar olduğu için biraz FAZLA kalabalık ama bence hafta içi ya da kışları kesinlikle daha tenha olur. Kaplıcanın suyu kükürtlü olduğu için şifalı olduğu söyleniyor, çocuklar ücretsiz girebiliyor, dut ağaçları etrafta o kadar fazla ki, kaplıcanın içerisine binlerce dut düşüyor. Doğal sit alanı olarak kabul gören, doğal bir havuz görünümündeki kaplıcanın, yüzeyinden yükselen buharları yakından görmeniz mümkün. Sterilliğini bilemeyeceğim, biz girmedik ama şifa arayıp geleni çok. Hatta öyle ki yol üstünde, köye ulaşan kaynaklardan, kaplıcanın suyunun ulaştığı bazı kısımlarda arabasını park edip, bir kaşık suda duş alan bile var. Kaplıca suyunun ortalama 30 derece sıcaklığı olduğu ve hava da yeterince sıcak olduğundan ben tenha bir ağacın gölgesinde, yere örttüğüm örtü üstünde dut yemeyi tercih etmiştim, çünkü gerçekten ana baba günüydü.
İZNİK'TE NE YENİR?
Açıkçası İznik'te yemek için çok alternatifiniz yok. Ama göl balığının tadına bakmak bence buraya kadar gelmişken, İznik'in olmazsa olmazı.
Istakoz restoran, Çamlık, Ören, Kırıkçatal gibi restoranlar, göl balığı (özellikle yayın) yemek için seçenekleriniz olmalı. Özellikle Çamlık Restoran'da sunulan kılıçsız yayın balığından kömürde yapılan fileto şişi ve kerevit güveç, beğenilen yemeklerin başında geliyor, fiyatlar bana göre İznik için yüksek.

Köfteci Yusuf hem yerel halkın, hem de diğer şehirlerden gelenlerin öve öve bitiremediği bir öneri. Biz daha lokal yerler ve o yöreye özgü şeyleri deneyimlemeyi sevdiğimiz için gitmedik ama aldığı not yüksek, aklınızda bulunsun!
Bir de son bir öneri; Yalova'da feribota biniş öncesi, burada yaşayan birinden tavsiye ile Yıldız Kebap'ta nefis bir iskender yedik. Ne de olsa balık çabuk acıktırıyor, demedi demeyin!

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!