HAMBURG

Hamburg yine planda olmayan ama ucuz bilet bulunca dayanamayıp, hadi gidelim dediğimiz yerlerden biri olmuştu. Amsterdam özlemi ile yanıp tutuşurken, Hamburg'la bu özlemi biraz olsun gidermek harikaydı. Hamburg'a evlilik yıl dönümümüzde, baharın güneşi içimizi ısıtırken gidelim demiştik ama şehrin soğuğu bahar ayına rağmen içimizi titretirken, şehrin kanalları, unutulmaz köşeleri sıcaklığını içimizde hissettirmeye yetti bile...
Hamburg, Berlin’den sonra Almanya’nın en büyük ikinci şehri. Hatta ülkenin en büyük limanına sahip şehri olduğu içinde Almanya'nın dünyaya açıldığı kapı niteliğinde. İlk başlarda biraz soğuk ve mesafeli dursa da, sapmak için sokaklar, keşfetmek için ara duraklar ararken bir anda "sevmeye başlıyorum galiba" diyorsunuz. Hatta St. Pauli semtinde, Amsterdam'daki gibi bir Red Light sokağı olduğu içinde, Hamburg oldukça popüler ve gece renk kartelasına bulanan bir şehir haline gelmiş.

Konaklama için, biz arka arkaya sık seyahat planladığımız bir dönemde olduğumuz için bütçemizi daha fazla sarsmamak adına, Hostel Generator'u tercih ettik. Burası bir hostel aslında. Otel gibi lüks bir hizmet beklemeyin. (https://generatorhostels.com/) Ama eğer özel banyolu odasında bizim gibi yer bulursanız, temizlik ve en önemlisi de merkeze yakınlık açısından şiddetle önereceğim bir adres. Oda küçük olmasına rağmen, merkeze yakınlığı, bizim Hamburg'tan Bremen'e yaptığımız tren yolculuğunda da zamansal açıdan inanılmaz kolaylık sağladı. Çünkü tren garı, Hostel'dan hemen sağa dönünce karşınızda.
Yani özetle hem bütçe dostu, hem de yürüyerek merkeze pıt diye ulaştığınız için gezgin kafalar için tam bir zaman yoldaşı.
Hamburg'ta Ulaşım Kolay mı?
Bu sorunun oldukça net bir cevabı var, içiniz rahat etsin. Ulaşım bu şehirde, oldukça kolay! Çünkü havalimanından iner inmez otomatlarda süprizli bir dil seçeneği çıkıyor karşınıza; Türkçe... Zaten nüfusun kayda değer bir bölümü de Türk olduğundan takıldığınız anda, uzatabileceğiniz bir el mutlaka bulursunuz etrafta... Havalimanından çıktıktan sonra hemen S bahn-S1 hattı ile ilgili ekran gördüğünüz anda tabelaları takip edebilirsiniz. Bir kişi (tek gün geçerli bilet 3,20 Euro). Havalimanından merkeze ulaşma süreniz de; 20 dakika. Yalnız burada bir uyarıda bulunmak istiyorum. İlk defa bir Avrupa şehrinde gördüm ve çok şaşırdım. Merkezden dönüş vakti geldiğinde, havalimanına gidecekseniz yine aynı hat S bahn-S1 hattı üzerinden trenin ilk üç vagonuna binmeniz gerekiyor. Diğer vagonlar, hat değiştiriyormuş. Hatta bununla ilgili tren istasyonundaki monitörlerde sürekli olarak "First three cars to airport (ilk üç vagon havalimanına gider)" yazıyor. Olurda gözünüzden kaçarsa diye bu kapsül bilgi cepte dursun!
IMG_7301
Hamburg'ta Adımlamak... Şehir için Fallar Tutturmak... İlk başta "Sevmedim Sanırım" Diyerek, Sonra "Çok Sevmek"...
Elbe ve Alster nehirleri arasında ye alan Hamburg Almanya’nın ikinci büyük şehri. Aynı zamanda dünyanın önde gelen metropollerinden biri ve kentin belli bölgelerinde (Hafencity'de) modern şehirleşme gözle görülür biçimde farkedilmesine rağmen, inanılmaz çokluktaki yeşil parkları ile yemyeşil ve içinden geçen nehir kanalları ile de oldukça samimi bir atmosfer yaratmayı başarıyor üzerimde. Kente dair ilk gözlerimi kapadığımda aklımda yer eden en temel şey, kızıl-kiremit rengi binaları ve kanalları. Avrupa’nın en büyük tersanesi ve Almanya’nın en büyük limanı bu şehirde yer alıyor. Ama bunu anlatınca, kendi ülkemizdeki gibi masmavi sular, berrak denizler hayal etmeyin. Oldukça bulanık bir nehirleri var ve suyun rengi çamur gibi. Ancak ona rağmen bile limanlarında planladıkları ve turistler için sefer yapan, adalar arasında ulaşım sağlayan feribotlar organize ederek, bunu artıya çevirmeyi başarmış bir şehir Hamburg. Yani ticaretin göz bebeği ama yeri geldiğinde de ticaretten sıyrılıp, turizmi kalkındırmak için turistlerin kalbini çalan oyunlu bir şehir olabiliyor.
IMG_5661
Burada hayatımın en mutlu anlarını yaşadığım harika bir öneri paylaşmak istiyorum. Feribot konusu çok önemli. Normalde suyun rengini görünce, aslında kanal turuna ya da feribota binmeye gerek yok demiştim ancak Instagram'dan gelen bir tavsiye üzerine Landungsbrücken'e kadar yürüyüp, iskele ve bu bölgede HVV'den (yine aynı Türkçe dil seçenekli otomat) tek kişilik 6,20 Euro'ya bilet alıp, manzarasını öve öve bitiremedikleri 62 no'lu feribota atladık. Bu arada 5 kişiye kadar gruplar için günlük biletin bedeli; 11,45 Euro. 62 no'lu feribot, Altona Fischmarkt-Neumühlen rotasını içeren ve Elbchausse'ye paralel ilerleyen bir rota. Dilediğiniz durakta, inip gezebiliyorsunuz.
Feribot suyun üzerinde ilerledikçe, yavaştı, hızlıydı, keşifti, aşktı, mutluluktu demeden hepsini bir yapıp, tüm duyguları hissettim sanki yüzümde rüzgarla ve Neumühlen'de indik feribottan. Teknelerini, takalarını nehre demirleyip, köpeği ve kitabı ile nehirdeki minicik teknesini ev yapan balıkçıları izlemek, öten kuş seslerini duymak, hemen köşedeki Elbterrassen Cafe'de prosecco içmek, bir tane, bir tane daha diye diye tekrar kadeh kaldırmak ve hemen cafenin diğer tarafında sanki kum varmışçasına betona kumlar döküp, şezlonglar atarak, liman manzarasını izlemeye imkan veren mekanın şezlonglarda oturarak "İyi ki dedim, iyi ki Hamburg'a gelmişiz..." Bu arada, 62 no'lu feribottan sonra, 72 no'lu feribota binerseniz, bunun da çok iyi manzaralı durakları var. Aynı bilet geçerli ve bu rota da Elbchausse yolundan Blankenese'ye uzanıyor ki, bu semti aşağıda yüreğimi bırakarak ayrıca detaylı yazdım.
IMG_5663
Her şehir yeni. Çünkü bir yere ilk defa gidiyorsanız, merakınız, heyecanınız hep en taze oluyor. Hayaller kuruluyor, planlar yapılıyor. İşte bizde tıpkı Instagram'da paylaştığım gibi bu duygularla keşfe koyulduk Hamburg'u. Feribot sonrası, ikinci keşfimize, Hükümet ve parlamentonun bir araya geldiği göz alıcı Rathaus Binasıyla başladık. İçeriye giriş belli bir alan için 4 euro. Ama içeriden geçip, merdivenlere bakmak ve arka bahçedeki havuzlu kemerlerden para vermeden geçebiliyorsunuz. Özel rehberli turlar da, organize ediliyor ve o şekilde bu saat kulesinin olduğu kızıl yapıyı daha detaylı gezebiliyorsunuz. Midemin içinde yine küçücük cüssesine rağmen, aşırı miktarda kelebek olduğunu hatırlıyorum. Ayaklarımı kontrol etmeye çalışırcasına Alster Gölü'ne mi baksak, yoksa önce çoktandır defterime not ettiğim eski mi eski Mellini Passage'ından içeri mi süzülsek telaşları vardı. Oyumuzu pasajdan yana kullandık, tarihi pasajın içerisinden adımladık ve kahvemizi de alıp, Alster Gölünün köşesindeki Mio Cafe'de günün ilk kahvesi ile şehri selamladık. Biz ara ulaşımlarda yürümek istediğimiz için metro kullanmadık ama yürümek istemiyorsanız ya da bebekli iseniz, HVV Info tabelası gördüğünüz noktalarda gitmek istediğiniz yerleri görevlilere göstererek, ilgili otobüslere binmek için yönlendirme de rica edebilirsiniz.
Hamburg'un Keşif Durakları... Nereleri Gezmelisin?
Hamburg'la ilgili en çok şaşırdığım ve bizzat günde 21 km. yürüyerek, hakkını vererek deneyimlediğimiz bir gerçek var ki; Kanallar üzerinde yer alan tamı tamına 2500 köprü var. Evet ilk etapta inanması güç olsa da, gerçekten 2500 köprü var Hamburg’da ve bu sayı Venedik ve Amsterdam’daki köprü sayısından daha fazla. Bu köprülerden en güzel fotoğraf vereni ve Hamburg yazdığınızda karşınıza en çok çıkan, şehirle bütünleşen bina Poggenmühlen-Brücke. Dıştan harika bir manzara veren yapı aynı zamanda Hamburg'un en ünlü restoran ve çay evi. İki kere kapısına gidip, ellerimiz boş dönüp, üçüncüde rezervasyonsuz almayacağına kanaat getirince, rezervasyonlu geldiğimiz Wasserschloss Speichherstadt. (opentable.com'dan rez yapabilirsiniz.) Kanal manzarası harika, tatlılarının lezzeti ve içeriden eve taşıdığımız çayların kokusunu saymıyorum bile. Hamburg'un "mutlaka"larında benim gözümde ilk sırada.
IMG_6261

Buradan çıkınca, 19. yy’ın ortalarında şehri neredeyse tamamen bitiren, Büyük Yangın ve 2. Dünya Savaşındaki bombalamalar sonucu yeniden yapılandırılan şehirde, hem art nouveau, hem de modern binaların olduğunu gözlemleyerek adımladıktan sonra, en çok da İkisinin birbiri ile uyum içinde ve hiç göze batmadığını göreceksiniz. Hatta öyle ki; Avrupa’nın en geniş kentsel dönüşüm projesi olan Hafencity, şehre daha dinamik bir karakter kazandırmış. Bunu gözlerinizle görmek için, Hafencity'de şehrin görülmesi gereken durakları arasında. Bizim konser programlarına baktığımız, Elbphilharmonie Konser Salonu ise şehrin göz bebeği olduğundan programlarına bakarak, eğer güzel bir programa rast gelirseniz, farklı bir akşam yaşayabilirsiniz.

Hamburg'ta ne kadar çok gezerseniz, içine o kadar çok şey sığdıracağınız kadar şey var etrafta. Alsterarkaden Geçidi'nin şehre kattığı asil duruşa bakıp, Alster Gölü'nün manzarası, şık butikleri, şahane vitrinleri ile Neuer Wall Caddesi üzerinde adımlamak ve Hamburg'un tatlılıkla nam salmış kanallarından biri olan Bleichenfleet kanalı derken çokça güzel durak kaydediliyor şehre dair defterlere.
FullSizeRender

Hamburg işte tüm bunlarla içimdeki seyahat tutkusunu, gezme merakını körüklüyor. Sanki çokluğa kucak açınca, bu küçücük şehre, kocaman bi' cennet sığdıracakmışım gibi... Kennedy Köprüsü’nün diğer tarafında kalan Außenalster Gölü'nün manzarasına bakmadan, oradan da Lombardsbrücke’nin gerisinde kalan Binnenalster Gölü'ne uğramadan dönmeyin sakın bu şehirden.

Ah hadi koşun şimdi! Çabuk! Harika bir keşif burası! Sizinle paylaşmazsam olmaz! Gördünüz mğ sizde? Uzaklarda bir kanal var, resmen Amsterdam'ın kanal manzaralarını alıp, içerisine de Colmar'daki o bisküvi evleri koymuşlar gibi. Sizi Hamburg'un en eski ama en güzel kanalı ile tanıştırıyorum; Nikolaifleet Kanalı. Aşırı heyecanlıyım. Karşımda gördüğüm o bisküvi evlere, Hamburg'un en eski kanalından bakmak kadar güzeli yok. Kanalın, bu tatlı evlere bakan manzarasını görebilmek için hemen asma köprünün bitiminde Eis-&Waffelhaus cafe var, nutellalı krep ve vanilya çayı harika. Benden söylemesi!
IMG_7304

Siz hiç çekirdek kokusunu içinize ilk çeken olmak istediniz mi? Haydi o zaman! Şehir merkezinden güneye doğru Elbe Nehri tarafına doğru ilerliyoruz ve yürüyünce depoların bazıları hala kullanılan, bazıları ise çeşitli müzelere çevrilen Speicherstadt'a geliyoruz. Hamburg deyince genelde çok duyulan, şehrin olmazsa olmaz bölgelerinden biri burası. Tuğla binalar ve kanallar arasında yürüdükten sonra, kahvaltı mekanı arıyoruz. Ve işteee bingo; Ti Breizh Haus der Bretagne. İsmi biraz uzun ama kesinlikle Hamburg'a gelirseniz, yazın deftere. Jambonlu ve peynirli krepleri harika. Kahvemiz, kahvaltımız ve bahar güneşinden oluşan üçlü yakıtımızı da alınca, yolumuza devam ediyoruz. Sırada; Speicherstadt'ın hemen ilerisindeki, Avrupa’nın en büyük kentsel dönüşüm projelerinden biri olan ve Hafen City olarak adlandırılan bölge var. Burası kullanılmayan sanayi bölgesinin kanallar, doklar ve havuzlara dönüştürülmesiyle oluşturulmuş. İlk bakışta daha metropol gibi görünse de müzeler, üniversiteler ve yeni nesil bloklar görüyorsunuz. Düşünüyorum da şehirlerin başka başka yüzleri var. Eskiyi koruyan ama yeniye yenilmiş. İşte Hamburg'un bu bölgesi tam da böyle.

FullSizeRender 2
Bu arada Speicherstadt'ta, Speicherstadt Kaffeerösterei adında hem kahve fabrikası, hem de cafe gibi bir bölüm var. Kahvenin özüne uygun çuvallarda olduğu, kapıda onlarca insanın beklediği bu fabrikaya, eve güzel kahve çekirdekleri, hatta bavulda yer varsa ve sevgililer, eşler gönül koymayacaksa efsane kahve makinaları ile dönmek için mutlaka uğramalısınız. Fiyatlar oldukça makul. Kuyruk biraz sinir bozucu ama değiyor inanın.
IMG_7309

Hamburg'a baharda gelmenin güzelliklerden bahsedeyim size biraz. Tebessümün, keyfin güneşle ne kadar ilintili olduğunu tescilleyelim hep birlikte... Bir kere Hamburg'un doğal güzelliklerini keşfetmek için Inner Alster Gölü boyunca yürüyüş yaptığınızda, bahardan çiçek almış dalların kokusu değiyor burnunuza, sonra kanalların arasında tekne turu yapmak için sabırsızlanıyorsunuz, yazmakla bitmeyen şehrin göllerinden Binnenalster Gölü'nün kıyısında ayaklarınızı uzatıp, dinleniyorsunuz ve bir kahve molası vermek için yer bakarken tam da benim gibi o ılık bahar havalarında, masum öğle sonrası uykularına kaçmak için hayatımın en huzurlu ikinci parkı çıkıyor karşımıza; Nam-ı değer harika park Planten un Blomen. (ilki hala Roma'daki Villa Borghese) 47 hektarlık alana yayılan park, yılın her dönemi ziyaretçilere açık. Girişi paralı değil tabii ki, halka açık bir park. İçerisindeki beyaz iskemleler doğaya öylesine uyumlu ki, kuşların huzurunu Japon Bahçesi ve daha tanımadığınız türden onlarca bitki türü ve çiçekle içinize çekiyorsunuz usulca. Parkın içerisindeki cafe, büfeden bozma, self servis ama sıcak çikolatası efsane.

IMG_7217
Şimdi ise istikamet, doğadan sıyrılıp sokağa karışmakta! Kentin en büyük sanat müzesi olarak bilinen ve ziyaretçilerini Orta Çağ dönemine götüren Kunstalle Hamburg. 700’den fazla eseri bünyesinde barındıran müzede antik, modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği üç farklı bölüm var yani ilgilisi için Hamburg sanatsal açıdan da oldukça doyurucu bir şehir. Sonrasında Gotik mimarisiyle dikkat çeken, devasa çan kulesiyle Willy-Brandt Caddesi üzerindeki, Aziz Nikolai Kilisesi'ni görüyoruz. Önceden deftere yazdığım rotaları gezmek, görmek ve onlara ulaşmak kadar motive edici bir şey yok. Sanki hayat su gibi ve akıntılar bir anda hayal ettiğin limana doğru ilerliyor. Ve sonra işte yüzlerde mutluluk, tabanlarda hüzün.
IMG_7311
Eğer alışveriş seviyorsanız,tasarım dükkanlar ve şık butiklerin vitrinlere göz kaydırmak için ilk durağınız ise Mönckebergstrasse üzerindeki mağazalar olmalı. Adımladıkça içim yine bahar dolacak, yüzler gülecek kesinlikle eminim. Çünkü benim tam da öyle olmuştu, içimde mutsuz kalan, moralimi bozan her şey ne ise dümen kırmıştı Hamburg sayesinde.
IMG_5731
Instagram'dan hatırlayanlar bilir, harika iki semt önermiştim Hamburg'la ilgili. Biri sizlerden gelen bir tavsiye üzerine keşfettiğim, diğeri de adımlarken "ah ne hoş..." dediğim. Bunlardan ilki; Karolinenviertel. Mini minnacık ama cafe'leri ve sokakları ile iyi ki uğramışım diyeceğiniz mahallelerden biri. Diğeri ise; Schanzenviertel. Burada da küçük, tatlı dükkanlar var, oturup soluklayacağınız, şehri adımlayanlara göz kaydıracağınız cafe'ler ve benim gibi mural severler için graffitili duvarlar var. Hamburg'a soğuk, çok izansız bir şehir diyenlerin aksine ben burayı çok sevdim. Arka sokaklarda dolaşırken, öğrenmeye, görmeye, tatlı tasarım dükkanlarıyla keşfetmeye doymadığımı hissettim. Mesela Lange Reihe caddesini şans eseri takip ettiğimizde, o şahane tabağı buldum dükkanda anladım ki ben bulmak istediğim için aslında hangi şehir olursa olsun ayin gibi çağırıyorum güzel olanı. Sonra hiç zorlamadan pıt diye çıkıyor karşıma. Merak güzelliği doğuruyor. Güzel olana denk gelmek, sadece şans değil yani. Bazen araştırınca, bazen kendiliğinden çıkıyor karşına...
IMG_6602
Yürüdükçe tatlı köşeler çıkıyor karşınıza, renkli duvarları ve balkonlarından sarkan çiçekleri ile Arolinen Pasajı listeye eklenesi güzellikte. Pasaj, Karolinenstrasse'nin dik kestiği caddenin hemen üzerinde. Etrafında salaş ve uygun fiyatlı bir kaç restoranda var ve sanırım hem lezzetleri, hem de ekonomik oldukları için günün hangi saatinde gittiysek doluydu.
IMG_7147
Bu dünyadaki tüm şehirler, görebildiklerimiz, görmeyi umduklarımız, öncelik verdiklerimiz ya da tam şu an içinde olduğumuz.... Hepsi dünyaya açılan birer pencere gibi. Kendini oradan oraya taşımak benim için hayatın bir parçası gibi. Olabildiğince, yapabildiğimce. İşte Hamburg'un St. Pauli semti de, gün içinde sana konuşurken parantezler açtırmayı unutturmayacak kadar "ilginç" köşelerle dolu. St. Pauli Hamburg'ın içinde bulunan, geldiğiniz zaman göreceğiniz gibi yaklaşık otuz bin kişilik bir semt ve adını her yerde hatta güzel t-shirtler'inde bile okuyabileceğiniz takımlarıyla nam salmış. Taraftarlar St. Pauli takımına oldukça bağlılar, neredeyse her evde takımın bayrağı asılı, duvarlarda yazılar var. Dev bir fanatizm yani. Semti dinamik kılan özelliklerden biri takımları iken, diğeri ise geçmişten bugüne yaşadığı değişim. St. Pauli, 16’ıncı yüzyılda, gürültüleri ve kokuları yüzünden merkezde istenmeyen atölyelerin sürüldüğü bir bölgeymiş. Hatta abartısız ağır hastalar için tedavi amaçlı kurulan hastaneler bile bu semtte yapılmış. Ancak St. Pauli, zamanla Avrupa’nın en renkli eğlence merkezine dönüşmüş. Bölgenin dünya çapındaki bilinirliği sadece, Beatles’a da 1960’ların başında şöhret kapılarını açan eğlence anlayışıyla sınırlı değil, benzersiz  kültürü, sosyal konulardaki duyarlı tutumu ile de ilişkili. Amsterdam'daki Red Light burada da var, hatta garip sokaklarından ilk dikkatimi çeken; Herbertstrasse. Bu sokağa 18 yaşından küçüklerin ve kadınların girmesi yasak mesela.
FullSizeRender 3
Şimdi koşullu olarak merak ettiğimiz, eskiliğinden, geçmişinden dolayı görmek istediğimiz bir yere doğru gidiyoruz. Tarihi Elbe Tüneli'ne. Tünel, 1911'de araç ve yaya trafiğine açılmış ve neredeyse 100 yaşını geride bırakmış. İşte Hamburg'ta bizde böyle bir tünelin içinde de, asansör ile yerin 23.5 metre altına inip yayalar için ayrılan yoldan yaklaşık 500 metre kadar yürüyerek ilerliyoruz. Sadece tünelin içinden o kadar dibe indikten sonra, yürümek ilginç bir deneyim. Yoksa vardığınız noktada sadece bir liman manzarası var. Ama buraya kadar geliyorsanız, mutlaka orjinal adı Alter Elbtunnel olan bu tünelden geçin. Buradan geçen herkesin bizim gibi, baş kahramanının merak olduğunu daha iyi biliyorum. Çok bi' numarası yok ama anlamla yüklemekte de benim üstüme yok biliyorsunuz. Buraya giren çıkan tüm herkesin, yerlinin, turistin hızla dönen yukarıda akıp giden o şehir hayatının içinde sakinleştiğine inanmak istiyorum, belki bu bahar gününü kapalı alanlara yakıştırmadığım için soğuk ve karlı bir Hamburg Günü'nde bu tünelden el ele yeniden geçip, ısınmak için biraz önce gözüme kestirdiğim o cafe'nin buğu olmuş camında kahvemi yeniden içmek istiyorum. Gerçekten yeniden ve tekrar gelmek bu şehre diyorum içimden, tünel adımlarla biterken...
IMG_7313
Bir Pazar sabahı güne yine erkenden ve Hamburg'un olmazsa olmaz bir aktivitesi ile başlıyoruz. Dıdııııımmm; Fischmarkt'tayız. Burası Hamburg’un turistik olarak belki de en kalabalık yeri. Gitmek için sabah erkenden yola koyulmak gerekiyor, bir çok kişiden duyduğum için, elbette merakımıza yenilerek düştük yollara... Fischmarkt, sadece Pazar günleri sabahın erken saatlerinde kurulup erken kapanan ve etrafınızdaki herkesin ellerinde balık-ekmekle dolaştığı bir yer. Landungsbrücken durağında metrodan indikten sonra, buraya ilerliyorsunuz. Sadece balık yok, baharat, meyve ve envai çeşit şey var. Hatta insanlar koca koca ağaç şeklinde ağaçları, açık arttırma ile yok paralara alıp, mutlu mutlu evlerine götürüyorlar. Hatta tuğla binadan girdiğinizde çok farklı bir auranın içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Akşamdan kalma gençlerin yumurtalı patatesle kahvaltı ettiği, kiminin sabahın dokuzunda karidesle omleti birlikte yiyip kahve içtiği, sabah bizim gibi erkenden kalkıp gelen turistlerin azıcık ondan, azıcık da bundan diyerek ortaya karışık aldığı onca şeyi yediği upuzun masalar gibi. Bana göre ne kadar özgür yaşarsan yaşa, herkesin sabahtan, doğan günden beklediği şey ortak Fischermarkt'ta. En azından ben öyle hissediyorum burada. Önümdeki karides, krep, kahve, sandviç dörtlüsüne bakarken nefesimi tutup daldığım bir deniz gibi düşlüyorum Hamburg'u, sudan çıktığım anda, bu şehri geride bıraktığımda şimdiden eminim kesinlikle bambaşka şeylerle döneceğim bu şehirden. En başta güzel anılar, tatlı sabahlar, harika gün batımları ile demiştim. Öyle de oldu!
IMG_7137
Hayatımın Geri Kalanını Yaşamak İçin Bir Yer Seçsem,                                                     Blankenese'yi Seçerdim.
Benim İçin Hamburg'un İncisi Blankenese...
Burası Hamburg Limanı'nın hemen çıkışındaki balıkçı kasabası. AIRBUS Adası'nın tam karşısında yer alıyor. Instagram'dan gelen öneriler üzerine rotamızı çevirdiğimiz ve hayatımın en güzel iki saatini geçirdiğim o muhteşem semt... Buraya gelmek için özellikle otobüs yolculuğunu tercih etmenizde fayda var. Rathausmarkt'tan veya Jungfernstig'ten Wedel'e giden 3 no'lu otobüse binebilirsiniz. Otobüs Elbschlossstrasse üzerinden gidiyor ve otobüsün yağmur damlaları, pencereye pıt pıt değerken, karşımdan geçen semtlere iç geçirerek bakıyorum. Kararan havanın, batan güneşin vurduğu pencerelerin hepsinden içeriye süzülmek istiyorum. Evlerin hemen hemen çoğunda piyano var, o büyük abajurların bir tanesi aydınlatıyor koca salonları. Burası Hamburg'un daha üst sınıf tabakasının yaşadığı bir semt. Blankenese'ye gelmeden Othmatschen'deki evleri de yazıyorum hafızaya, bir bahar günü yeniden gelirsek tüm semtleri otobüsle değil yeniden yürümek için...

Sonra otobüs Klein Floytbek durağında duruyor, yol uzuyor, sonra tabelada Hochkamp. Hadi diyorum inip, yürüyelim. Sonra o şahane evleri teker teker inceleyip, geniş bahçeleri, huzurlu yollarını kuş sesleriyle yürüdükten sonra Mühlenberger Weg'den aşağıya liman tarafına inmeden kocaman tarihi deniz fenerine geliyoruz. Hayatta bazı anları dondurmak istersin, burası bizim hayatımızı dondurmak istediğimiz yerlerden biri oldu. Yağmur huzurumuza karıştı, evlerin ışıkları, piyano sesleriyle titredi. Anladım ki hayat, uzun bir yolculuktan ibaret, geçtiğin yollar, değdiğin duraklar hayatına anlam kazandırıyor. Bana Blankenese'yi öneren, güzel insanlara selam olsun! Blankenese'de güzel bir yemek için adresiniz; Eski bir otelin terası olan; Süllbergterrassa olabilir. Tamamen liman manzaralı.

Ne Yemeli? Nerede Yemeli?
-Marktstrasse vintage satan dükkanlarla dolu. Bu sokağın hemen köşesinde "Zuckerbude" isimli tatlı bir pastane var. Mutlaka tatlısı ve kahvesi denenmeli!
-Berlin'e gidilip, müptelası olduğumuz The Bird'ün Hamburg'taki St. Pauli şubesinde kaburgalı hamburgerin itina ile tadına bakılmalı,
-Otto's Burger, Hamburg'un iyi hamburgercileri içerisinde ama ev yapımı limonata görünce sipariş verme hatasına düşmeyin. Gazlı, pembe renkli bir şey çıkıyor karşınıza. Acı bir tecrübe ile denendi.

-Hiç yerel lezzetlerden bahsetmediğimi farkettim. Hadi gelin onlarla tanıştırayım sizi. Hamburg'ta Imbiss adı verilen patatesli atıştırmalıklar, Binen Bohnen und Speck yani pastırmalı fasulye yemeği ve tabii ki şehrin adı ile müsemma Hamburgerler favorilerimiz arasında. Bir ata sporu olarak gurmelik en çok sevdiğimiz şey olduğundan, bol bol keşif yapma imkanımız oldu. Gidilesi mekanlar listesinde ilk üç arasında en başa Altes Madchen'i yazıyorum. Schazenhöfe’deki hangarların hemen yanı başında bir mekan burası. En büyük özelliği; 10'un üzerinde kendi taze biralarını yapmaları. Bu yüzden de kaçamak atıştırmalıklar ve iyi biranın kesinlikle Hamburg'taki en iyi adresi. Yine Imbiss denilen ve döküm tavada pişen patatesi ile Kartoffelstuben'de listeye dahil olmayı şiddetle hak etti.
-Kahveci olarak Kopenhag'ta müziklerine ve ambiyansına taptığım Joe The Juice, Mirabelle, Moeller, Nord Coast ve Mutterland denendi ve sevildi.
-Schönes Leben Restoranın'da hafta sonları kişi başı 29 Euro'ya harika bir brunch var. Hem de kanal kenarı... Konum olarak, Wasserschloss Speichherstadt'a çok yakın.
-Hamburg'te restoranların çoğu gece kapalı. Jungfernstieg'te, Alster Gölü üzerindeki Alex'te biralayabilirsiniz. (yemeklerini denedik ancak pek memnun kalmadık)
-Alex'in güzel manzarasına karşılık, iyi yemek hüsranla sonuçlanınca, Jim Block'un size en yakın şubesini deneyebilirsiniz.
-İçmek ve eğlenmek için Sternschanze de Katze ve Haus 73 listenizde dursun. Ama esas Hamburg'un kalbi geceleri; Magnetlerde de adını sıkça okuduğunuz Große Freiheit'ta akıyor.
Hamburg'ta Gözüme Çarpan Dükkanlar,
-Mönckebergstrasse üzerindeki "Compagnie Coloniale" harika bir dükkan. Şekerlemeleri, bardakları, çayları ve çikolataları harika.
-Mutterland'ın çayları, kutuları ve dükkan içindeki her şey çantaya atmalık.
-Karolinenviertel'deki "Snaps Hamburg" efsane mumlukları, kağıttan figürleri ve flamingo desenli objeleriyle tam bir cennet.
- Vintage meraklısıysanız Secondella ve Fifty:fifty
-Değişik kitaplar peşindeyseniz, Bücher Thiede tam sizlik.
Soğuk duran ama içinde kocaman mutluluklar gizli Hamburg'tan, tatlı bir tren yolculuğu ile masallar şehri Bremen'e geçebilirsiniz. Hem de bir buçuk saatte. Bremen yazımı da, linkten detaylı okuyabilirsiniz.

http://ozlemkoksal.com/bremen/

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!