GARMISCH PARTENKIRSCHEN

Heyooooo!
Bu ifade cidden aşırı şenlendiğim, bir şeyi çok ama böyle ziyadesiyle beğendiğim zamanlarda kullandığım bir sözcük. Hele uzatıyorsam o'ları o zaman çok mest olmuşum demektir.
İşte benim mest olduğum, buraya ne yazsam az kalacağını düşündüğüm yer şu an tam da içinde olduğum ve Münih'tn 1,5 saatte ulaştığımız Garmisch Partenkirchen kasabası.

Garmisch Partenkirchen'i görüp, keşfedince, artık insanın yüz yıllardan beri ortadan kaybolmayacak güzellikler yarattığına inanmaya başlıyorum. Burada her evin duvarı ve dış cephesi, küçüklüğümüzden aşina olduğumuz hikayelerin figürleriyle bezenmiş. O an tam ne hissetmiştim, kasabayı adımlarken biliyor musunuz, tüm olumsuzlukları battaniye altı yapıp o battaniyeyi de savurup tüm endişeleri gökyüzüne yollamak ve anın tadını yaşamak istiyorum. Aksi mümkün değil çünkü. Blog'da size Avusturya'nın masalsı kasabalarını yazmıştım hatırlıyor musunuz? Çoğunuz inanamamıştı, Avusturya'da Hallstatt'tan daha az duyulmuş ama daha güzel yerler var, tek tek yazmıştım. Şimdi de Münih'in bu kasabaları için aynı şeyi söylüyorum ve yolu buraya düşenlerin mutlaka uğramasını söylüyorum. Çünkü bu kasabadaki evler böyle masal kitaplarındaki gibi okuduğunuz anda sanki çocukmuşsunuz gibi sizi paldır küldür içine alıyor.

Büyülenmek bence Garmisch Partenkirchem kasabasının rutini. Yani kasabaya attığınız ilk adımda başka bir şey yapamıyorsunuz zaten, imkansız. Münih’den güneye doğru indikçe, enfes manzaralar eşliğinde, Avusturya sınırına doğru yaklaşık 1-1,5 saatlik yolculuk sonrası, Garmisch-Partenkirchen’e ulaşıyorsunuz. Adındaki ayrım aslında iki kasabanın birleşmiş hali olmasından kaynaklanıyor. Tek adla anılıyor ama aslında bir zamanlar Garmisch ayrı, Partenkirchen ayrı iki kasabaymış. İki bölge arasında mimari olarak da bazı farkların gözünüze çarpması muhtemel. İki tarafta çok güzel ama benim favorim; Garmisch. Ama Partenkirchen'in de Hitler'le kesişen enteresan bir hikayesi var. Şimdi eski döneme ait bu güzel kasabada, yeni ve taze duygularla dolanmaktan başka bir eyleme ya da listeye gerek yokmuş gibi hissediyorum çünkü kasaba sizi içine direk alıyor.

Partenkirchen Kasabası ile Garmisch'in birleştirilmesi, 1935’de Hitler’in ısrarıyla olmuş. Adı az duyulan bu kasaba aslında güzel mimarisi kadar, coğrafi açıdan sahip olduklarıyla da tüm Avrupa'da nam salmış durumda.
1936 Kış Olimpiyatları burada yapılmış. Konum olarak, Alp dağlarının eteğinde olduğu için neredeyse yedi sekiz ay yerlerden kar kalkmıyor. 60 kilometrelik kayak pisti ile Almanya’da kayak sporu için tercih edilen yerlerin başında gelen bu kasabanın en güzel kısmı bence Ana caddesi Ludwigstrasse ve ara sokaklarda rastgele saptığınızda karşılaştığınız görkemli sokaklar. Hatta bu cadde üstünde vaktiniz varsa ve müze gezmeye meraklıysanız Local History Muesum var.
Bu kasaba bana hayatın tahminimden de güzel yanları olduğunu, evlerden piyano sesi yükselen insanların dışarıdaki insanlara da mutluluğu bulaştırabileceğini kanıtladı. Duvarların dilini, pembenin pencereye düşen eskimiş halini, teraslardan sizi çağıran resimleri, ahşap kubbelerin güzelliğini hissediyorum içimde, uçan kuşlara tutundum sanki, evleri değil de göğü tanıyorum. Öyle mavi, öyle pembe ki her yer...
Küçücük olduğuna bakmadan, aldanmadan buraya zamanınızın çoğunu verseniz hak edecek güzelliğe ve tarihe sahip bu kasabalar. Küçük olmasına rağmen, konferans binasının önündeki çeşmeye ünlü besteci Richard Strauss’un adı yazıyor, çünkü kendisi bir zamanlar Garmisch’de yaşamış. Hatta öyle ki müziğin tınısının insana verdiği huzura akraba olan kasaba sakinleri ve turistler için yılın belli dönemlerinde park ve bahçelerde müzik konserleri oluyormuş. Bence bu kasabada sessizce hokus pokus yapan bir sihirbaz var, başka türlü bu kadar özelliğin, güzelliğin bir arada barınması nasıl mümkün olabilir diye geçiriyor insan içinden... Adımlarken her yeri gezersiniz zaten ama Frühlings ve Sonnenstrasse sokakları civarı ve şehrin merkezi Marienplatz as listenizde olmalı.

Kasabanın bir de Polznkasperhaus adında bir kumarhanesi var, bazen anneanne ya da babaannesinin konken masasında büyüyenler ya da aileler ilgi duyuyor diye size bonus olsun.
Biz burada yılbaşı dolayısı ile street food deneyimi yaşadık, enfes sosis ve külahta patateslerden yedik bol bol. Ama siz gittiğinizde şahane dış cephesi olan, şirin lokal yemekleri tadabileceğiniz bir çok restoran deneyimleyebilirsiniz.
Bu arada kasabanın yakınlarında oldukça meşhur bir dağ var; Zugspitze. Ve bu dağa çıkan bir teleferik noktası da var. Alternatif arayanların aklında olmalı.

Şimdi rotanın son durağı olan yine masalsı kasaba Oberammergau ve teleferik maceramız için buraya tıklayabilirsiniz.

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!