DUBROVNIK

Bu benim Dubrovnik'e ikinci gelişim. Bundan dört yıl önce henüz Game of Thrones diye bir dizi yokken ve henüz ülkeye giriş vizesizken iyi ki gitmişim dedim, bu defaki ziyaretimden sonra. Çünkü diziden dolayı ve dizinin bazı sahneleri burada çekildiğinden inanılmaz turist grupları ziyaret ettiğinden, yaz sezonunda yoğun kalabalıklar oluşturuyor şehirde.

İlk geldiğimde, hangi sokağından saparım acaba diye, kaybolma hissini tattığım şehirde, bu kez daha az heyecan ama çokça araştırmayla gezdim ve tabii ki Alico'yla.

Hırvatistan‘ın en güzel şehirlerinden biri olan Dubrovnik, konum olarak ülkenin güneyinde, Adriyatik Denizi’nin kıyısında yer alıyor. 1 Temmuz 2013 tarihinde Avrupa Birliğine üye olması nedeniyle buraya yapılacak seyahatler için vizeye ihtiyacınız var.

Şehrin en güzel kısmı elbette Eski Şehir (Old Town) bölümü. Bu bölüme araç girmiyor, o yüzden sokaklar şahanenin de ötesinde. Özellikle, Pile Kapısı'nda aracımıza veda edip, dolanmaya koyuluyoruz. Çok enteresandır ki Bizans, Venedik derken, zamanında Osmanlı'nın bile hakimiyetine girmiş Dubrovnik, En özet haliyle, yapmak isteyecekleriniz, “Stari Grad” yani eski şehir tabelasını gördüğünüz yerlerde olup, bitiyor.
Peki arabalı değilsiniz, taksi ve otobüs kullanabilir misiniz?
Evet, bunun için, Pile Gate denen, şehrin ana giriş kapısına ulaşabilirsiniz. Ulaşımın kalkış-varış durağı burası. Dubrovnik'in sokakları, ayakta rüya görmek gibi. Uyumuyorsunuz ve gayet ayıkken de şahane sokaklarda uyur gezer gibi yarı şaşkınlık, yarı mutluluk dolu dolaşabiliyorsunuz.  Diğer kapı ise, daha çok tekne turlarının yapıldığı, Ploca Gate Kapısı.

UYURKEN RÜYADA GİBİ "BİTMESİN HİSSİ" İLE DOLAŞTIĞINIZ BİR ŞEHİR
Şehirlerin dilleri, belli dönemlerin şarkılarının ruhunu çağrıştırıyor bende. Dubrovnik kesinlikle benim için; Chris Stapleton'dan Tennessee Whiskey.

Pile ve Ploce Gate arasındaki, Stradun Caddesi'ni adımlarken, kulağımızda kulaklık, caddelerin bir ucundan diğer ucuna yürüyoruz. Sokakların hangisinin güzelliğinden bahsetsem, zamanında veba salgını için yapılan ama günümüze ulaşan en gözlenir haliyle şehrin ortasında süzülen Onforio Çeşmesi'nden mi bahsetsem bilmiyorum ama Dubrovnik'in hissettirdikleri ile bakıyorum ki bir anda dinlediğim şarkıya ıslıkla eşlik etmeye başlıyor Alico. O an çok kısa bi' an, ona baktığımı farkettiği zaman susuyor. Hep böyle zaten. Neyse içimden geçen tek şey; Gitmek istediğim yerlerin haritalarına para vererek efsane iyi bir şey yapıyorum, ruhuma iyi geliyor. Bir de bir yere gittiğimde, dinlediğim şarkılara eşlik ettiren şehirler çıkınca karşıma değmeyin keyfime!

Dubrovnik biraz, hatta çokça adımı bol bir şehir. Yayan yürüyüp, dilin dışarıda gezeceğin ve eğer hakkını verirsen görülmeye değer bir sürü yapısı var. Başta şehrin surları. Surların tamamı neredeyse iki saat alıyor, elbette surları dolaşmak için ekstra bir ücret ediyorsunuz, kişi başı 15 Euro gibi.
Onun dışında, Ploce kapısının hemen ön kısmında, Tarihi Saat Kulesi, Sponza SarayıOrlando SütünuSt Blaise Kilisesi ve Dominican Manastırı gibi yapılarda var. Yani aslında iki dolu günü hak eden bir şehir. Ben zaten en çok ana yollardan geçtikten sonra, karşıma çıkan kestirmelerde rastladığım şeyleri seviyorum. O hiç aklımızda yokken gördüğümüz, merdivenlerine yeşil bitkiler konan o avlu... Seyahat benim için eksik şeyler bırakmak demek. Bir şehri adam gibi gezmek ama aslında yarım yamalak, tam tamamlamadan ona veda etmek gibi. Gittiği için sevinmek, tekrar gelmek için özlem duymak gibi.

Konaklama için sobe tarzı bir yer tercih ettik. Linkine buradan ulaşabilirsiniz.
Ondan öncede 5 yıldızlı Valamar Lacroma Otel'de konaklamıştık. Bu seferki biraz daha roadtrip tadında olduğundan ve ilkinde konaklamayı burada yaptığımızdan farklı bir şey deneyimlemek istedik. Ama gidecekler için konumu itibari ile kesinlikle otobüs ulaşımı (otelden-merkeze) da kolay olduğundan açık büfe kahvaltısı ve odaların konforu açısından burayı tavsiye edebilirim.
Hep söylediğim gibi, içinden teleferik geçen şehirlere +10 fazladan puan veriyorum. Bugüne dek hayatımda gördüğüm manzarası en iyi teleferik, Avusturya seyahatinde bindiklerimizdi. O yeşil bir cennet bağışlıyor sana, Dubrovnik ise, tarihi bir kentin en asil duruşunu veriyor küçücük teleferik penceresinden. Gün batımı aslında gelmeniz için ideal saat ama çok ciddi kuyruklar var ve çıkış çok meşakkatli. Boskoviceva Sokağı'na girip yüzlerce merdiven çıktıktan sonra binebiliyorsunuz, kişi başı kuna civarı. Ve teleferiğe çıktıktan sonraki manzara, çok kalabalık bir ailede yaşayan ama sadece kendi odasında kendini tamamlayan bir çocuğun ruh hali gibi. Baktığınızda taştan bir sürü tarihi yapı, denizin hemen önünde uzanıyor ama detaylar öyle net ki, hemen çözülüveriyor. Oda geniş ya da dar farketmez, Çünkü Dubrovnik de aslında  kocaman değil ama içine sığdırdığı bir sürü güzel köşesi var.
Dubrovnik’te gezilecek yerler denilince akıllara ilk olarak şehrin en güzel noktası olan Eski Şehir, yani surlarla çevrili Old Town geliyor. Old Town surlarla çevrili, restore edilmiş çok güzel binalardan oluşan bir yer. UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alıyor. Özellikle içine ilk girdiğinizde buraya hayran olmamak elde değil.

Gezip görülmesi gereken en güzel binalar arasında ise Old Town’un hemen girişine yakın Minceta Kalesi, Old Town’un en önemli girişi Pile Kapısı, Old Town’un merkez caddesi Stradun, Dünyanın en eski eczanelerinden birine ev sahipliği yapan Franciscan Manastırı, Rector Sarayı, Old Town’un en önemli çeşmeleri olan Onofrio Çeşmeleri ve Orlando Heykeli bulunuyor.


DUBROVNİK GEZİ REHBERİ

-Stradun Caddesi, aslında şehrin ana caddesi ve kenti ikiye bölüyor gibi düşünebilirsiniz.  Yaklaşık 300 metre uzunluğunda olan cadde Roma – Yunan mimarisinin etkisini taşıyor ve tüm özel günlerde farklı konseptlerde süsleniyor. 1468 yılında kaldırımlar eklenen caddede 4 yıl önce babamla vals yaparak girmiştik yeni yıla ve unutulmazdı.
-Asıl adı ile Velika Onofrijeva Fontana olan Büyük Onofrio Çeşmesi, , Dubrovnik Cumhuriyeti döneminde taze ve temiz su temini önemli konular arasında yer almıştır. Bu amaçla birçok çeşme, sarnıç ve kuyu inşa edilmiştir. 1436 yılında Büyük Onofrio Çeşmesi’nin inşasından sonra şehre ulaşan ve getirilen su miktarı inanılmaz ölçüde çokmuş. Zaten çeşmenin etrafı günün her saati soluklanan insanlarla dolu.

-Franjevacki Samostan Dubrovnik Fransisken Manastırı'nın yapımı 13.yy'ı gösteriyor. Gotik mimarinin özellikleri görülen yapının içinde bir müze ve kütüphane de var. Özellikle kütüphanesini gezerken çok büyülenmiştim, içerideki eserler ve kitapların arşivi oldukça geniş.
-Yoğun kalabalıkların altında buluştuğu ve en az bir turist kafilesinin toplandığı saat kulesi olan Gradski zvonik u Dubrovniku, 1444 yılında inşa edilmiş. Yerel ustaların elinden çıkan eser, eskiliği sebebi ile yıkılma tehlikesinden dolayı 1929'lu yıllarda yeniden inşa edilmiş.
-Sponza Sarayı (Sponza-Povijesna arhiv), Şehirde orijinal formunun korunduğu en güzel yapılardan biri. Biz gittiğimizde içeride çiçeklerle dolu şahane bir organizasyona ev sahipliği yapıyordu.
-Adımlar hızlanırken, şehirde tarihi yapılar bitmiyor, bu sebeple aralara mümkün olduğunca sık molalar koyarak anın tadını da çıkarmanız gerekli. Stradun Caddesi'nin hemen başındaki Aziz Saviour Kilisesi (Crkva sv. Spasa u Dubrovniku)'nden sonra, Gundulica Meydanı (Gunduliceva Poljana)'ndaki Orlanda Sütunu ve burada kurulan Pazar'ı gezebilirsiniz.

-Bizim şehre dair en keyif aldığımız aktivitelerden biri Eski Liman (Gradska Luka)'dan kalkan teknelerle bir saatlik bir tekne turu yapmış olmamızdı. Bu şekilde şehri ve çevresini uzaktan görme imkanınız oluyor.
-Minceta Hisarı - Tvrdjava Minceta ve Lovrijenac Hisarları - Tvrdjava Lovrijenac ise şehir savunmasında zamanında önemli rol oynadığından ve şimdilerde bazı tiyatro oyunları sergilendiğinden adımlamanız gereken yerlerden.
1319 yılında inşa edilen Minceta Hisarı (Tvrdjava Minceta), şehir surlarının önemli bir parçası. 

DUBROVNİK YEME-İÇME REHBERİ

Dalmatino
Deniz mahsulleri için kesinlikle tavsiye edebilirsiniz.
Mea Culpa
Pizza ve lazanyası harika. Zaten sokağın tamamını karşılıklı aynı restoran almış. Onun haricinde arada baya iyi bir Meksika Restoranı da var. Baya kalabalık ve gelip, giden yemekler efsane!

Barba
Çocukluysanız ve birden fazla alternatifi bir arada istiyorsanız ideal. Hamburger de var, balık mahsulü de... Adresi; Boskoviceva 5
Buza Bar
Yerel bira içmek için manzarası çok iyi ve denize yakın . Adresi; Crijeviceva Ulica 9
Soul ve Glam Cafe
Kahve için çok şirin.
Ala Mizerija
Manzarası çok iyi bir şeyler içmek için ideal, özellikle kokteylleri güzel. Adresi; Ulica Od Kolorine | Sulic Beach, Dubrovnik 20000, Hırvatistan

 


Zagreb'ten başlayıp, ara duraklarla Dubrovnik ve Karadağ'a uzanan 9 günlük, çok keyif alarak gezdiğimiz bir rota oldu. Umarım detayları ve yol maceramızı beğenirsiniz. Yorumlarınızı ve sorularınızı bekliyorum!

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!