BEYRUT

Gidebilecek miyiz, gidemeyecek miyiz,
İptal mi etseydik ama çok da merak ediyoruz,
Güvenlik sorunu olur mu acaba, sonuçta Orta Doğu'nun kalbine gidiyoruz gibi ne yapsak acaba sorularımızın hepsi, bizi geç bir saatte havalimanına getirmişti.
Bana bahane yaratabileceğim her tarih, kutlama yapmak için sebeptir.
İşte bu yüzden ikinci evlilik yıl dönümümüzü kutlamak için Beyrut'a uçmak üzere, çokça heyecan, bolca tereddütle havalimanına gelmiştik.
Evet saatlerden heyecan duymak için geçti belki ama ayağına annesinin kırmızı topuklu ayakkabısını giymiş, kollarına bilezikler doldurmuş küçük bir kız çocuğunun heyecanı vardı içimde.
Beyrut'u çok uzun zamandır çok merak ediyorduk, heyecanını belli etmemeye çalışan ama sınav sabahları karnına o ağrıyı mutlaka misafir eden çocuklar gibiydim.
Havalimanlarındaki bu duygu bana hep tanıdık, bu yüzden hep normalden erken gelmek isteyip, daraltıp dururum Alico'yu.
Ve biz yeni heyecanlar ve yeni keşiflerle, yıldızları sayabileceğimiz pırıl pırıl bir gecede indik Beyrut'a, İndiğimizde avluları, sokakları şurup gibi gözüken havasıyla, uçsuz bucaksız bir manzaranın hemen dibinde, bacaklarımızı altımıza alıp, "merhaba" dedik şehre ve ilk selamımızı çakıverdik coşkuyla yıldızlara...

Pek çoğunuzun bu yazıyı büyük bir heyecanla ve rotanıza katmak için beklediğini attığınız mesaj ve Instagram'a bıraktığınız yorumlardan tahmin ediyorum. O yüzden hayatımda bu kadar az beklenti ile gidip, şaşırarak, bayılarak, kuvvetli bir "yeniden" isteği ile gittiğim bir ülke, keşfettiğim bir şehir daha olmadı. İtalya dahil... Ruhu, dokusu, insanı, hikayesi büyüledi bizi. Ve hazırsanız Beyrut'u A'dan, Z'ye her detayı ile anlatmaya, paylaşmaya çalışacağım;

BEYRUT'TA ULAŞIM VE KONAKLAMA
Öncelikle Beyrut'ta toplu taşıma gelişmiş değil, şehrin bazı bölgelerinde çalışan otobüsler var ama yerel halk bile motorsiklet ve araç kullandığı için toplu taşıma ile ekonomik gezebileceğiniz bir şehir olmadığının altını baştan çizmek de fayda var. Bu yüzden şehirde ya özel taksi ya da uber kullanıyorsunuz.
İstanbul'dan 1,5 saatlik bir uçuşla, Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı'na ulaşıyorsunuz. Ülkeye girişte vize sorulmuyor ancak İsrail'e daha önceden girdiyseniz savaş ve siyasi ilişkilerden dolayı İsrail damgası bulunan pasaport sahipleri, Lübnan'a giremiyor.
Havalimanından şehir merkezine ulaşımın tek yolu; taksi. Taksi ile pazarlık yaparak, 50 usd'den açtığı fiyatı, 20-25 dolara düşürdükten sonra, şehir merkezine ulaşabilirsiniz.
Bence taksye binmeyin, Havalimanı - Hamra arasındaki aynı mesafeye taksi bu fiyatları biçerken, uberle maximum 10 dolara gelebiliyorsunuz.
Konaklama için biz Q HOTEL'i tercih ettik, Hamra'da bulunuyor ve gerek temizlik, gerek rustik dekorasyonu, gerekse personeli ile gözüm kapalı önerebilirim. Hepinizin sorduğu ve eski bir tablonun önünde fotoğrafımın olduğu yer bizim otelimizdi ve evet dekorasyonu muhteşemdi.

Otelin kahvaltısı da vardı, pahalı bir şehirde olduğunuzu düşünürseniz, konaklama tercihi yaparken kahvaltılı olmasına dikkat etmenizi öneririm. Ama biz şehrin lokal lezzetlerini deneyimleyelim diye otelde kahvaltı etmedik, hep sabahları dışarıdaydık.
Gelelim Beyrut için en çok sorduğunuz, kaygılandığınız, şehirle ilgili merak ettiğiniz soruları cevaplamaya, onun hemen sonrasında şehrin yeme içme tüyoları, keşifleri ve şehre yakın gezi güzergahlarını paylaşacağım;
 
BEYRUT İLE İLGİLİ MERAK EDİLEN SORULARIN CEVAPLARI
-Şehir güvenli mi? Valla çok net bir şekilde söylüyorum ki, Beyrut'ta İstanbul'dan daha emin, daha güvenli ve daha özgür dolaştık. Beyrut'un en arka mahallelerine, terkedilmiş evlerinin bahçelerine, hatta birinin içerisine bile girdik ama kimse bize "hoop, yasak ne yapıyorsunuz burada?" demedi. Beyrut'la ilgili okuduğunuz yazılar, izlediğiniz belgesellerde ne anlatılıyor, nasıl bir korku yaratılıyor bilmiyorum ama Beyrut gerçekten güvenli bir şehir. Şehrin güneyine daha Beka Vadisi - Baalbek taraflarına gittiğinizde Hizbullah'ın bölgesi olduğundan güvenlik sorunu olduğu söyleniyor, biz gitmedik. Ama aynı dönemde gittiğimiz ve beni takip eden bir kız, dört kız arkadaş buraya geldiklerini ara kiralayarak, Baalbek taraflarındaki doğa rotalarına bile gittiklerini ve başlarına hiç bir şey gelmediğini, sadece polis ve kontrollerden dolayı olunursa tedirgin olunabileceğini paylaştı, size de bilgi olsun diye paylaşmak istedim.

-Kesinlikle gitmemeniz gereken bölgeler; Güney kısmında özellikle Dahiye Mahallesi. Baktınız yeşil-sarı bayrak, siyah-kırmızı-sarı bayraklar var etrafta, arapça yazılı bayraklar var, usulca uzaklaşın bölgeden. Ama tekrar altını çizmek istiyorum ki, bunlar Beyrut'tan çok uzakta. Şehrin dışında. Yani Beyrut'ta böyle tek bir bayrak veya tedirginlik sezmeniz "MÜMKÜN DEĞİL." Bunu sadece araç kiralamalı ve bireysel olarak gezecek insanlar için uyarı amaçlı yazıyorum.
-Bazı sokaklara giriş yasak, özellikle siyasi-hükümet binalarının olduğu yerlerde tanklı polis ve askerler bekliyor sokak başlarında. Ama zaten polis ya da asker gördüğünüzde, "Buranın fotoğrafını çekebilir miyim?" dediğinizde "yasak" ya da "çekin" diyorlar, ben sordum ve gerçekten çok kibarca yanıt veriyorlar. Bize yol bile tarif ettiler, Türkiye'den geldiğimizi öğrenince sohbet bile ettiler. Yani siz göz göre göre polisin, askerin ya da özel bir binanın fotoğrafını kabak gibi çekmeye çalışırsanız tabii ki uyarıda bulunabilirler.

-Beyrut'un para birimi; Lübnan Lirası. Biz Dolarla gittik ve hiç çevirmedik, her yer (restoran, cafe, hediyelik eşyacı) dolar kabul ediyor, bazen üzerini dolar olarak, bazen de Lübnan Lirası olarak veriyorlar.
-Beyrut, Orta Doğu'nun kalbi. Arap dolu "nasıl giyinelim, kapalı mı?" diye çok soran oldu. Bende gitmeden benzer tereddütler içerisindeydim. Ancak sağ olsun orada yaşayan ve beni takip eden bir kaç takipçimin de yönlendirmesi ile rahat, özgür, kısa, 31 dereceye uygun gayet normal kıyafetler aldım. Beyrut'lu kadınlar özellikle şehirde müslümanlar kadar ermeni, hristiyan ve bir çok etnik grup yaşadığı için çok modern, hatta kısa bile (özgür) giyiniyorlar. Uzun elbiselerimle tek kapalı sayılabilecek kadın bendim diyebilirim. Yani en modern, en güzel kıyafetlerinizle, en kısa şekilde bile gidebilirsiniz. Bir Allah'ın kulu da dönüp size asla ve asla bakmıyor.

-1 Dolar = 1500 Lübnan Pound'una tekabül ediyor.
-Konsept bir cafe'de iki kahve, bir paylaşımlı tatlı 20 dolar civarı, lokal restoranlarda mezelerin fiyatı 5-7 dolar arası değişiyor, arak denilen lokal içkileri (rakıdan biraz daha sert ama kesinlikle güzel) ya da Lübnan şarabı içip ana yemek yerseniz iki kişi 50-70 dolar arasında bir hesap geliyor. (Çok pahalı bir restorana gitmezseniz.)
-Mekanların hepsinde içeride sigara içiliyor hatta nargileyi pek seviyorlar. Otele dönerken üzeriniz nargile ya da sigara kokabiliyor. Özellikle kokudan rahatsız olmamak için, lokallerin geç saatte yediğini ve aslında Beyrut'un gece yaşayan bir şehir olduğunu düşünürsek 19.00-20.00 arası rezervasyonlarınızı yaptırmalısınız.

-Rezervasyon mu? Evet doğru okudunuz. Beyrut, oldukça çok turist ağırlayan bir şehir, şehirde özellikle Lübnan mutfağını tadabileceğiniz restoranlar genelde hep dolu oluyor, bu yüzden özellikle bazı mekanlara (lokal restoranlar için) erkenden rezervasyon yaptırmanızda fayda var.
-İstanbul trafiği ne ise, Lübnan trafiği onun üç katı öyle düşünün. Herkes sebepli, sebepsiz korna çalıyor. Deli bir trafik var. Taksiye bindik, endişe etmeli miyiz? Biz özel taksilere binmedik, hep uber kullandık ve inanılmaz iyi ve hikayesi olan taksicilere denk geldik.
-Normalde her şehirde neredeyse araç kiralamayı tavsiye eden biriyim ancak Beyrut bunun için uygun değil. Hem belirttiğim gibi çok trafikli, hem de ilk başta biz kiralamayı düşündüğümüz ve lokallerden fikir aldığım için yazıyorum. Taksi parası vermemek için araç kirası daha uygun olur mu diye düşünseniz de bence kiralamayın. Çünkü yollar çok virajlı, genelde tek şerit ve kiralık araçlar polis kontrollerinde hep çevriliyormuş. Hatta şehir dışı alternatif rotalara gitmek için geçeceğiniz Beka Vadisi'nde sokak lambası bile yokmuş.

-"Kız kıza Beyrut'a gidilir mi?" ve "Beyrut bebekle gezmek için uygun bir şehir mi?"
Bu iki soru çokça gelen sorulardı. Kız kıza Beyrut'a gidilir evet, havalimanında tanıştığımız kızlardan birinin bu şehre ikinci gelişi idi ve ikincisinde tek, ilkinde kız arkadaşıyla geliyordu. Güvenlik adına hiç sorun yaşamazsınız. İletişimde de Lübnanlılar hem İngilizce, hem Fransızca, hem de Arapça konuştukları için yol, yön ve genel iletişimde asla sıkıntı yaşamazsınız. Bebek için uygun bir şehir olduğunu düşünmüyorum, anne ve baba olanlar benim izlenimlerimi daha iyi tartabilirler ama kaldırımı dar, merdiveni bol bir şehir. Ve küçük gibi gözüken ama küçük bir şehir olmadığından dolayı ara ulaşımlarda hep taksi kullanmanız gerekiyor, dolayısıyla pusetle in-bin zor olmayacaksa takdir sizin.
-Kalmak için hangi bölge tercih edilmeli? Biz daha az turistik olduğu için ve ben salaş mekanları, ara sokakları ve lokal yaşamı deneyimlemek istediğim için biz turistten uzak olan Hamra Bölgesi'ni seçtik. Bolca esnaf lokantası, bolca dükkan ve şehir hayatı var.
-Terkedilmiş, savaş zamanı bırakılmış binlerce muhteşem ev göreceksiniz, çoğunun kapısında kilit var ama pencerelerinden bakınca o mermiler yemiş eski püskü evlerin içinde bırakılan oyuncaklar, üzerinde ne hayatlar taşıyan koltuklar, yıpranmış yataklar görecek ve iç geçireceksiniz. Evlere giriş normalde yasak ve içeride yaşayan Suriyeliler görebilmeniz muhtemel olduğundan risk almamalısınız.

-Şehrin tek kötü özelliği; İnterneti. Bağlı gözüken ama hiç bir şekilde bağlanmayan ve sizi delirten yavaş internetleri var. Eğer havalimanından hat alacaksanız, Touch firmasının 10 MB interneti kapsayan (evet MB, GB değil) konuşma ve mesaj (ki bunları asla kullanmayacaksınız) 44 dolar. O yüzden biz almadık. Havalimanından süreli olarak yarım saat internete bağlanabiliyorsunuz, o yüzden taksi ya da uber çağırmak için hızlıca bağlanıp, işinizi halletmelisiniz aklınızda olsun.
-Evet Akdeniz! Ama maalesef şehir denize girmek için uygun değil. Deniz o kadar pis ki, maalesef denize çok fazla çöp atıldığı için lokaller bile denize girmiyor. Bu yüzden denize komşu ama havuzlu mekanlar çok popüler. Bunlardan biri Iris Beach Club. Girişi baharda kişi başı 20 dolar, yazın ise 30 dolar. Yemek bu fiyata dahil değil ve sadece havuz var.

-Hayatımda gördüğüm en yardımsever, en eli açık, en misafirperver ülkelerden biriydi Lübnan ve bu özellikleri sonuna kadar yaşatıp, bizi muhteşem hissettiren bir şehirdi Beyrut.
BEYRUT GEZİ REHBERİ
Şehrin gezilecek yerlerini ve izlenimlerimizi paylaşmadan önce şunu söylemeliyim. Beyrut'a bu yazıyı okuduktan sonra gidenler bizim kadar çok sevmeyebilir. Bizim kadar çok etkilenmeyebilir hatta "Beğenecek ne buldunuz, biz hiç sevmedik" de diyebilirler. Standart bir Avrupa şehri değil çünkü, yapacak çok şeyiniz yok, alternatifi bol değil. Ama...
Koca bir ama'nın içine paragraflarca yazı sığdıracağım birazdan ve Beyrut'u anlatacağım size. Kalbimi alan, aklımı çalan, insanı ve hikayesi ile, batarken konuşan güneşi ile bizi kendine aşık eden Beyrut'u. Ve işte sevmeyenler ya da sevmeyecekler için bir şey diyemem ama ben zor olanı yapmaya çalışacağım...
Beyrut'a gitmeden, Beyrut'u anlatmaya, yaşatmaya çalışacağım size. Ama gelmeden, insanını tanımadan, bir yanda savaşın izlerine bakıp, bir yanda yaralarını saran o mermi izli duvarlarını saran sarmaşıklarını görmeden burayı hissetmeniz inanın mümkün değil.
 
Aylardan Mayıs, en çok merak ettiğim yerlerin birinden, Ortadoğu'nun Paris'i olarak bilinen, yıkılmış, savaş görmüş ama kendini sarıp sarmalamayı da bir o kadar başarmış bir şehirden, Lübnan'ın en önemli şehri Beyrut'u keşfediyoruz.
İlk izlenimde, şehirde bir saatlik bir turun ardından bile Beyrut için ilk söyleyebileceğim şey, muhteşem bir zıtlıklar şehri olması. Nüfusun bir kısmı müslüman ama hatrı sayılır oranda Hristiyan da yaşıyor. İnsanlar birbirine çok saygılı. Başta çok çekinmiştim, neticede Orta Doğu'nun kalbi sayılabilecek bir şehre gidiyorsunuz ve içine düştüğü savaş, binalardaki mermi izleri derken yanıma alacağım giysilerden bile endişe etmiştim. Ama burada kadınlar öyle gösterişli giyiniyorlar ki, bir sokaktan girdiğinizde inanılmaz bir savaş izine, duvarlarda mermilerin izlerine tanık olurken, şehrin başka bir bölgesine gittiğinizde özellikle Hamra ve daha çok Acrafieh Bölgelerinde inanılmaz bir lüksle karşılaşabiliyorsunuz, evlerin değeri, cafe'lerin pub'ların lükslüğü zihninizde tasvir edebileceğinizden daha görkemli. Yani Beyrut ilk izlenimde sence nasıl derseniz; ezilmiş yıkılmış, hor görülmüş ama cesaretini toplayıp, kendine yeni yeni güvenen, zeytin gözlü, sert bakışlı, yıllanmış bir kadın gibi diyebilirim. Ben böyle hikayesi olan şehirlere bayılıyorum biliyorsunuz, salaş olması, yemek yediğiniz yerlerin bazen çok vasat olması bile hoşuma gidiyor, çünkü hem lükse, hem alt gelir düzeyine aynı şehirde birbirine bu kadar yakın noktalarda rastlayabileceğiniz çok az ülke var dünya üzerinde. O yüzden Beyrut gece çıkmasına izin bile verilmeyen genç bir kızın, gördüğü savaşlar, beşiği olduğu kültürlerle harika bir genç kadına dönüşmüş hali gibi. Ve ben bu kadını, bu yıllanmış şehri keşfetmekten inanılmaz mutuyum.

Beyrut'ta silahtan korkmalı mıyız? Hayır. Burada silah değil, inanın ateş eden tek şey dolar.
Beyrut öyle enteresan bir yer ki, devlet tarafından tanınmış 15'ten fazla din ve mezheple birlikte, ülkede o kadar çok dini ve etnik grup yaşıyor ki, gerek ülke yönetiminde gerekse günlük hayatta herkesin kendi "yerel" anlayışı, "lokal" olgusu farklılık gösteriyor.
Herkes birbirine saygılı, köşe başlarının bazılarında polis var, bazı sokaklara giriş yasak ama asla ve asla korkulacak bir şey yok. Burada hava 31 derece, deniz sezonu çoktan açılmış, gündüzü ayrı karnaval, gecesi ayrı ihtişamlı şehrin. Pub'lar, cafe'ler, gece hayatı oldukça hareketli. İnanın Beyrut çok başka, ucuz bilet bulursanız lütfen gelin ve bu dokuyu görün. Şehir savaş zamanı ikiye ayrılmış ama şimdi böyle bir ayrım yok. Biz şehri Downtown'dan başlayarak gezmeye başladık, buranın hikayesi biraz buruk.

Savaş zamanında yerle bir edilmiş olan Downtown, sonra Hariri zamanında aslına uygun kalınacak şekilde yeniden inşaa edilmiş. Hediyelik eşyacılar da burada.
Şehrin merkezi sayılan Place d’Etoile'ye doğru yürürken, düşünüyorum da bir şehri şehir yapan şey yaşadıkları, tıpkı insanlar gibi şehirlerde görüyor, geçiriyor, yaşıyor. büyüyor, sana toprak oluyor, hane oluyor, yurt oluyor. O yüzden Beyrut bize dört günlüğüne ev oldu ve gerçekten içimizde yaşattığı iklimle bizi kendi parçası olmaya şimdiden ikna etti bile.
Beyrut, daha güneye ilerlediğinde, sahillerine göz kırptığında, o masmavi Akdeniz'i selamladığında, kaç yaşında olursan ol seni kucağında uyutabilecek bir tılsıma sahip. Şu anda şehrin bence en güzel noktası olan ve bana İtalya'nın Capri Ada'sını anımsatan Pigeon Rocks yani Güvercin Kayalıkları'ndayız.

Kayalıkları izlemek için en uygun nokta bence lokallerin sahil yolu dedikleri, Corniche.
Böyle benim ve eminim pek çoğunuzun çocukken odasının duvarlarında, hemen tavanında gündüzleri ışık alıp, akşamları parıldayan böyle yapışkanlı yıldızlar, gezegenler olurdu. İşte Güvercin Kayalıkları bence şehrin en gurur duyulası, manzarası yıllar sonra bile en hatırlanası yeri. Şimdi o zaman gözlerimi kapıyorum, içimden bu manzarayı kucaklamak isteyen herkes için dilekler diliyorum, benim gitmek istediğim yerler var, o yerlere vardığımda mutlu olduğum anlarım var ve biliyorum ki güzel olan her şey paylaştıkça güzel. Güvercin Kayalıklarını dilek ağacına çevirdin hadi diyor Alico, dur diyorum ona. Neticede bir dilek diliyoruz ve dilemek için en uygun yer burası. O zaman günün dileği; Varmak isteyip ulaştığınız yerler, dilerim gitmek istediğiniz yerlerden daha çok olur. Biz şimdi dileği balla kesip, bu muhteşem kayalıkların içinde tekne turu yapmaya gidiyoruz.
Renkler acayip şeyler diyorum Alico'ya... Yan yana birbirine bitişik nizamda, bu kadar acının hemen paralelinde nasıl sarmaşıkların sarktığı, Nothing Hill'e benzer yerler inşaa edebilmişler, şu renklere bakar mısın diyorum, 31 derecede humus ağır geldiği için ben sarmaşıkların altında beklemenin ve renklere oradan bakmanın daha mantıklı olacağını düşünüyorum diyor. Hahaha yarabbim! Sanırım Achrafieh Bölgesi, benim şehirdeki en favori yerlerimden biri oldu ve bana göre Beyrut'a Orta Doğu'nun Paris'i diyorlarsa kesinlikle burası yüzünden.

Corniche ve Zeytunai Bay'dan yürüyerek Achrafieh Bölgesi'ne geliyoruz. Renk renk evler, sarmaşıklar... Etrafında olup biten onca savaşa, olaya aldıramadan şarkısının ritmini bozmayan, şehrin en güzel rüzgarını yakalayan, en güzel şarkısını renklerden aldığı güçle bağıra çağıra söyleyen bir kızın bölgesi sanki burası. Özgür, farklı, Orta Doğu değil, Avrupa sanki. Bence renkler ve sarmaşıklar çok iyi dost olmuşlar bölgede. İçimde mırıldandığım tüm şarkıları bir anda söyleyiverirken, şehrin en ünlü meydanı Place des Martyrs ve Yıldız Meydanı'na doğru yürüyoruz... İşte tam da burada enteresan biri ile karşılaştık. Dedim ya, Beyrut'un insanı sıcak, Beyrut'un insanı hikaye dolu...

Zaten Beyrut'un gezilecek, görülecek yerleri belli. Önceden intihar kayalıkları olan Güvercin Kayalıkları, Zaytuna Bay, her türlü aşina olduğunuz global giyim mağazası ve pek çok pahalı markanın da yer aldığı, alışveriş mağazalarının tek bir yerde toplandığı Souks, Şehirler Meydanı ve Downtown derken şehir bitiveriyor. Alışveriş merkezi; ABC. Bizim alışveriş merkezi gezme alışkanlığımız yoktur ama bazen seveni de oluyor diye bu bilgi burada dursun. (Ben sadece iyi çeken internetinden faydalandım AVM'nin önünde, bu da minik bir Wifi noktası olarak size bonusum olsun.)
Mutlaka gelmişken Güvercin Kayalıklarında bot turu yapmalısınız. 20 dk. süren bot turu için iki kişi 40 dolardan kapı açıp, 25 dolara kadar iniyorlar. Tercihen sabah saatlerinde gitmelisiniz ki, denizin mavisi içinize dolsun.
"Gördüğüm, öğrendiğim şeyler benim için çok önemli, bu yüzden keşfettiğim ülkelere, şehirlere evrensel bir bağ ile bağlıymışım gibi anlamlar yüklüyorum.
Seyahatlerimizde rotaya karar verirken, farklı kültürler görmeye, tanımadığım kültürlere aşina olabileceğim yerleri tercih etmeye çalışıyorum. Mesela bilmediğim bir dilde bir kelime öğrenince ya da daha önceden tatmadığım bir yemeği yiyince, istemsiz tepki verme üzerine kurulu bünyem. Ama bugün hayatımın en saçma tepkisini verdim;
Bugün Ara diye bir çocukla tanıştık, Lübnan'da doğmuş, Beyrut'ta büyümüş ama türkçe de biliyor az biraz. Ben ne yalan söyleyeyim, humusu pek sevmem ama ayağımı alçıya aldıklarında geçen hafta kıyameti kopardım humus yiyecektim yiyemedim, falafeli hiç sevmem, falafelin en güzel olduğu yerde tadına bakamayacak mıyım diye garip garip yükseliverdim birden. Duyan da hayatımda beş öğün her gün biteviye humus yiyiyorum sanacak. Eh işte ben türünün değişik bir örneği olarak, söz konusu seyahat olunca tadamayacağım, göremeyeceğim şeyleri düşününce kıymete bindiriyorum her şeyi kendi içimde. İşte biz de Beyrut'un en hareketli noktalarından biri Downtown'a yürürken, nerede falafel yesek şöyle ucuz olsa, salaş olsa ama çok iyi olsa diye söyleniyorum Alico'ya. Hop arkadan ışık hızı ile önümüze geçip, Alico'ya doğru "kifik" diyor biri. Tövbe bismillah dedi Alico (yemin ederim ki görmeliydiniz hala gülüyorum) Sonra "ben Ara, buralarda en iyi falafeli "Falafel Tabbara"da yersiniz dedi. Ben bizimle kafa falan buluyor zannettim, tipi de biraz enteresan başta sarık, gözlerde sürme. Bende oraya gidiyorum, size eşlik edeyim isterseniz dedi ingilizce. Bende korktum tabii, ön yargılıyız, korkutulmuşuz az biraz, her şeye temkinli yaklaşıyoruz. Ben ne bileyim adamın türkçe bildiğini, yürürken Alico'ya "ya bence bu adam bi' garip, yılan falan mı oynatıyor acaba" dememe kalmadı, Ara gülmeye başladı. Ay dedim mahvolduk. Ara türkçe konuşmaya başladı. Hayatımda ilk defa biri bana yılan mı oynatıyorsun diyor, nasıl gülmem dedi. Falafel yiyecektik, yılanı nereden çıkardın dedi. E dedim Fas'ta yılan oynatan adamlar hep senin gibi giyiniyor, ben ne yapayım. Sonra özür diledim, Beyrut'a karşı insanlar ön yargılı, savaştan olaylardan dolayı ama burası çok güvenli başınıza asla bir şey gelmez, her köşe başında polis var, ayrıca ben de yılan oynatmıyorum, falafelcide çalışıyorum dedi. Haahahhaha o zaman falafeller senden be Ara dedim, hazır dolar almış başını gitmiş, ufacık falafele dünyalar verdirme şimdi bize..." Ya böyle işte, benim hayallerimin yılan oynatıcısı, hayatımızın en iyi falafelini ısmarladı. Sırf bu falafel için bile yine gelirim. O kadar net. Tabbere'yi yazın bir kenara o yüzden. "

BEYRUT'UN ARTILARI VE EKSİLERİ
Beyrut normalde, yüksek sezon değilse ucuz uçak bileti bulup, vizesiz giriş yapabileceğiniz şehirlerden biri.
Bu yüzden çok tercih ediliyor,
Gerek lezzetleri, gerek geçmiş, gerekse yakın tarihinde yaşadıklarından dolayı gezip görebileceğiniz, tanıklık edeceğiniz pek çok detaya sahip.

Tek sorun para birimi olarak dolar geçiyor olması. Dolarda malum yüksek olunca, "ucuz bir şehir mi?" sorularınıza, olumsuz yanıtlar vermeme sebep oluyor.
Şehirle ilgili diğer merak ettiğiniz detaylar olan ulaşımda ise, maalesef toplu taşıma yok denecek kadar az.
Araç kiralamanın mantıklı olmadığına dair, burada yaşayan insanlardan çokça mesaj aldım.
Ya taxi, ya da Uber kullanacaksınız.
Ama sarı taxi mi yoksa uber mi sorularının Beyrut'taki galibi de, Uber.
Çünkü normal taksilerin pazarlıkla indiği fiyatların çok altında götürüyorlar.
Alico diyor ki, o kadar beğendik diyoruz, neden olumsuz şeyleri sıralayıverdin birden?
E bilin diye.
Yoksa ben burada yiyeceğiniz humusla ilgili 8 cümle, minik pideye benzer Manakeeshler'i tatmanız için 18 cümle kurmasını iyi bilirim.

Off bir de lokal Lübnan şarapları ve bizdeki rakının biraz serti olan "arak" denilen içkileri var ki, yuvarlayın gitsin!
 
BEYRUT'UN EN SEVDİĞİM BÖLGELERİ; SAİFİ VE ACHRAFİEH
Bugüne kadar yakın tarihte yaşadığı acılar, iç düzenleri, yaşam tarzları ile ilgili o kadar çok kaynak okudum ki, okuyup fikir edindikten sonra aslında aşina olabilecek miyiz, gerçekten anlatıldığı gibi hikayesini sırtlanabilmiş bir şehir mi diye sırf merakımızdan ve bizim için doğru zaman ve ekonomik bileti bulunca, gelmeye karar verdik Beyrut'a.

Lübnan acayip bir ülke, Beyrut ise çok güzel ve hikayesi bol bir şehir.
Yaşam bazen gerçekten çok durağan oluyor, bazen çok hareketli,
Bazı avlular inanılmaz pahalı restoranlara, bazıları acayip salaş derme çatma hatta kendi ülkemizde görüp kapısından bile girmeyeceğiniz salaş esnaf lokantalarına açılıyor.
Lezzetleri inanılmaz. Baharat kokuları, pide hamuru kokuları sokaklarda.
Eski Saat Kulesi'nden kendinizi aşağıya bıraktığınızda, Mohammad Al-Amin Camisi ve o caminin hemen bitişiğinde Saint Georges Greek Ortodoks Katedrali'ni görüyorsunuz. Aklın almadığı zıtlıkların, kalbin kabul ettiği en güzel coğrafya burası.

Sonra dinlenelim diyoruz. Şehirde daha çok kültürel etkinliklerin yapıldığı Eşrafiye Mahallesi'ne giriyoruz. Saifi Bölgesi'ndeki etnik bir cafe'ye oturup, bir şeyler içecekken düşünüyorum da insan bazen hiç yapmasam, hiç görmesem de olur dediği yerlere kırmalı dümeni.
Bazen şehirlerin yaşamlarındaki zıtlıklar, kendi engellerinizi görmenizi sağlıyor, bütünleşiyorsunuz gezdiğiniz yerlerle.
Şehrin genel yıkık, savaş görmüş yüzünü silen iki bölge var Saifi ve Achrafieh. Burası yeni plazaların, palmiyeli, muz ağaçları ile dolu loft'ların, yeni dönem binaların olduğu ve daha lüks, gelir düzeyinin yüksek olduğu kesimin yaşadığı evler. Aynı zamanda loft'ların dışında, dış cephesi Fransız kolonyel dönemi andıran pastel tonlu, mimari figürlerle dolu binalar var. Cafe'ler çok elit, restoranlar ihtişamlı konseptlerde ve evet maalesef dolar uçukken fiyatları da ortalamanın üzerinde.
MAR MIKHAEL VE GEMMAYZE BEYRUT'UN EN CANLI BÖLGELERİ
Mar Mıkhael ve Gemmayze özellikle Karaköy ve Cihangir benzeri dar sokaklardan kendinizi bıraktığınızda, onlarca güzel konseptte mekanla dolu. Eğer bu iki bölgeyi bir motto ile bütünleştireceksem kesinlikle "eat, drink, socialize" yani "yeme, içme ve sosyalleşme" mekanı olarak tanımlayabilirim. Özellikle gündüzleri laptob'ını alan insanlar, iyi kahve ve güzel yemek eşliğinde vakit geçiriyorlar. Geceleri ise mekanlar daha eğlence ve pub konseptine bürünüyor. Yani Beyrut'un gecesi ve gündüzü birbirinden çok farklı. Ve gece yaşayan, renklenen en güzel bölgeleri; Mar Mıkhael ve Gemmayze.
Gece hayatı demişken; Musichall ve Mandaloun gibi gece kulüpleri oldukça popüler ve bir hafta önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor.
Q1 de şehrin en popüler barlarından biri.

BEYRUT'TA YEME İÇME


Ortadoğu mutfağının, Akdeniz harmanı ile buluştuğu, Lübnan mutfağındaki humusun, mufarrakeh (yumurtalı patates)'in, tabbolueh (maydonozlu salata)'nın bir anda yerini sahil kenarında leziz balık mezelerine bıraktığı enteresan bir sentez Beyrut. Bu yüzden seyahat keşif, yemek kültürü derken, aynı anda ramazan ayında hem çan sesi, hem de ezan sesi duyabildiğiniz çok farklı bir kültürün beşiği. Bazı mahallerde yoksulluktan dolayı mutsuz, suratı asık hatta geçim derdinden dolayı kaygılı, hatta hala savaşın tedirginliğini üzerinde taşıyan çocuklar görüyorsunuz, bazı mahallelerde ise özellikle akşamları deli gibi gülüp eğlenen, oldukça dinamik, Batı toplumlarına benzer gençlere tanık oluyorsunuz. İnsan böyle bir kentte büyüyünce, ağlamaya da, gülmeye de eşit uzaklıkta büyüyebiliyor herhalde diyorum, ne tuhaf. Gerçekten her şehirden, gördüğüm her ülkeden bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum, paylaşmaya...
Ve Beyrut bir çocuğun hem kedi, hem aslan olarak büyüyüp, miyavlayıp ürkek yetiştiği ama sonra yaralarını sarmayı öğrenip, kükremeyi hatırlayabildiği nadir coğrafyalardan biri diyebilirim.
En popüler lokal restoranı, rezervasyon şartı olan; Ab del Wahab.

Liza, hoş ambiansı olan ama bir iki meze ve ana yemek ile iki kişi 100 dolara çıkacağınız bir mekan. Bana para önemli değil, şık olsun derseniz, hiç durmayın direk tercih edin.
Loris ve El denye Hek ortalama fiyatlara sahip, deneyimlenesi restoranlar. Biz yerlisinden tavsiye ile gittik, iyi ki dedik.
Le Chef herkesin dilinde, sahibi bile Türk olduğunuzu anlıyor, çünkü sağlam bir Vedat Milor tavsiyesi. Bizdeki esnaf lokantaları gibi, öğlenleri gidip her gün farklı menü çıkan yemeklerinden tadabilir, makul ve lezzetli bir ödül verebilirsin kendine.
Torino Ekspres, Gemmayze'deki favori pub'ım ama akşam şöyle yemek üstüne hoş müzik dinleyip, bir şeyler içelim dersen Hamra'daki Cafe Prague'a gitmelisin.
Çay demleme gelmiyor, çay tiryakisi isen poşet çay geldiğini bilmelisin. Türk kahvesi de var, bizdeki ile tadı aynı (biraz daha acı) ama köpüksüz geliyor aklında olmalı.
Hediyelik ne götüreyim dersen, burada karışık kuruyemiş meşhur, biz almadık ama lokalinden tavsiye ile illa ki bir şey götüreceğim diyenlerdensen; Al Rifai'ye uğramalıymışsın.
Kalei, son gün keşfi ve inanılmaz konsept bir cafe. Gemmayze'de bulunan, leziz bir ıce latte içip, browni yediğimiz ve bahçesindeki hamakta kurulup üç saat geçirdiğimiz en keyifli mekan olarak kaldı aklımızda.

Mar Mikhail civarlarındaki Swiss Butter, cafe de paris soslu eti ile, Paris'te yediğimiz lezzetle yarışır şekilde bizden tam not aldı, o yüzden gidip yemeniz için şiddetle tavsiyemdir.

Meats&Bread kapısında kuyruk olan leziz kaburga ve hamburgeri olan konsept bir yemek, öğlen için alternatifiniz olabilir,
Bir de Pasifico alternatif bir şeyler yemek isteyenler için listenizde dursun,
-Mayrig, tipik bir Ermeni restoranı. Ancak biz iki gün boyunca yer bulamadığımız için deneyimleyemedik, bir dahaki sefere diyelim.
-Falafelin hası Beyrut'ta. Net. Yukarıda verdiğim adres dışında Hamra'da, otelimizin olduğu bölgedeki Barbar ve Falafel Abuziz'i de denemelisiniz.

-Bay Rock, Güvercin Kayalıklarını en iyi izleyeceğiniz yer. Ancak yemekleri için aynı heyecanı duyamadık.
LOKAL YEMEKLERİN ADLARI - BEYRUT'TA NE YEMELİ?
-Humus Beyrut'un en leziz mezesi. Ben Hatay'da da en az bu kadar iyisini yediğim için, tarafsız olarak yorum yapabiliyorum. Yalnız burada humusun çeşitleri var, bizim favorimiz etlisi. Kuşbaşılı, balıklı, fıstıklı ve yağlı humus da var çeşitler arasında...
-Manakeesh, pideye benzer, daha çok bizdeki lahmacunu andıran ince hamurlu yemekleri. Biz her kahvaltıda bıkmadan yedik, etlisinin baharatı benim damak tadıma uymadı, zahter ve peynirlisini tercih edin derim.
-Genelde Beyrut'taki tüm restoranlarda ortak şeyler var. Mesela; Humus, kuşbaşılı humus, kese yoğurdu, tabule salatası, babaganuş, çiğ köfte çeşitleri, içli köfte...
-Kebbeh nayeh, çiğ köfte demek ama baya çiğ kıyma geldiği için hiç söylememenizi öneririm. Kebbeh ise, ykızartılmış içli köfte yani bizdeki ile aynı. Tadı gayet yerinde ve bizdeki lezzeti ne ise, o şekildeydi.
-Makanek, döküm tavada yağ ve limonla pişirilmiş ince minik sosis demek. Ancak kimyonu ve baharatı bol, limonu da bana hiç hitap etmediği için bilin ama söylemeyin derim.

BEYRUT'TAN GÜNÜ BİRLİK GİDİLEBİLECEK ALTERNATİF ROTALAR

BYBLOS

Biz Beyrut'a yaklaşık bir saat uzaklıktaki Byblos'a gittik. Trafik varsa bir saat, yoksa 45 dakika süren yolculukta Uber'le tek yön Hamra'dan 30 dolar ödedik. Gidiş-dönüş 60 dolar olan rotanın, normal taksi tercih ederseniz fiyatı bekleme ile beraber 100 dolar. Hatta günlük profesyonel yurtiçi tur düzenleyen firmalar ile anlaşırsanız da bu bedelleri ödeyerek geliyorsunuz.

Byblos minik bir balıkçı kasabası, Antik Yunan Dönemine ait kalıntıları ve Bodrum'u andıran dar sokakları ile mor erguvanları var. Aslında kelime anlamı olarak kitap-kitabe anlamına gelen bölgenin bu adı almasının sebebini, orada tanıştığımız ve bizi gezdiren dünyanın en tatlı Beyrut'lusu Nadim şöyle anlatıyor; Burası Çatalhöyük'ü saymazsak dünyanın en eski yerleşimi ve arkeologların bulduğu kitabelerden dolayı bu adı alıyor. Yaklaşık 5000 yıl öncesine uzanan Kalesi ile deniz manzarası eşliğinde sahilde dolaşarak, kasabanın içine ve arnavut kaldırımlı yollarına uzanabilirsiniz.

Feniqia ise bizim buradaki favori restoranımız. Beyrut'un içinde bile yemediğimiz kadar leziz bir humus yedik.

HARİSSA

Beyrut'tan yine bir saate yakın mesafede ve Byblos öncesi geldiğimiz Jounieh şehri ise, Harissa kasabasında bulunan Lady of Harissa ile ünlü. Burası 1997 ve 2012 yıllarında Papa'nın da ziyaret ettiği ve hristiyanlar için çok kutsal bir yer. Tepeye çıkmadan önce iki kişi 10 dolar ödeyerek, müthiş hızlı giden renkli teleferiklere binerek, muhteşem maviliklerin içinden şehre kuş bakışı bakabilirsiniz.

Onun dışında bizim bu seyahatte pek ekstra bir bütçemiz yoktu, o yüzden alternatif rotalara ekstra 100'er dolar vererek, gitmek istemedik. Ama siz gitmek isterseniz, Jeita Grotto, Baalbek, Jüpiter ve Baküs tapınakları ile Bsharri gibi rotaları hayata geçirebilirsiniz.
 

BEYRUT'A VEDA

Yollar uzun,
Yollar hep heyecanlı,
Ben bilet almazsam, bileti bırakın arabaya benzim koymazsam, haydi onu da geçtim evden burnumu çıkarıp yürümeye ikna etmezsem kendimi tek adım yol kat edemiyorken,
Sadece niyet dev palavra.
Niyet ettikten sonra, istemek, gerçekleştirmek için de çabalamak lazım.
Şu an Beyrut'ta imkansızlıklarından yeniden kendini onarabilmiş bir şehre bakarken hayal edip, gerçekleştirmek istediklerim ama bir türlü hayata geçiremediğim şeyleri düşünüyorum.
Güzel Akdeniz'in masmavi limanlarının ortasındaki Beyrut şehrine bakınca, dönünce diyorum.
Bir yerinden tutmak istediğim şeylerin dönüşü olsun bu, yaparken başta benim mutlu olduğum, sonrasını çok da dert etmeden yola çıktığım başlangıçların zamanı olsun.
Oh be ne güzel, dinlenme, düşünme, keşif seyahatleri gerçekten besliyor beni.
Hazır bizim ülkemizde haftada bir benzin fiyatı artıyor, ben zihnimin deposunu fulleyeyim bari burada da, yol yakınken şu niyet ettiklerime sağlam gaz olsun diyerek geldik Beyrut'a ne de iyi ettik.
Beyrut macerası burada son bulurken, bu şehri gitmeden size sevdirebildiysem yorumlarınızı bekliyorum. 

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!