BERLIN

Bizim Almanya şehirlerinden en merak ettiğimiz ama her sokağı, her köşe başı detayı ile hep içimize sinerek gezmek istediğimiz şehirdi Berlin. Ve Berlin'de geçen her günümüz, tıpkı düşlediğimiz kadar güzel geçti...
Berlin Duvar'ından, Checkpoint Charlie'ye, dünyanın sayılı açık hava sanat galerilerinden biri olan East Side Gallery'e kadar hem tarih, hem sanat, hem 3. nesil kahve dükkanları, hem konsept store'lar, hem de mimari yapısıyla ilk günden bizi içine almayı başarmıştı. 150'den fazla müze, Venedik'ten daha çok köprü barındıran bir şehir olduğu için diyeceğim tek bir şey var bu şehirle ilgili; Adımlar mutluluk, mutluluklar hep yeni bir keşiftir seyahatlerde. Ve Berlin gerçekten hem metropol oluşu, hem de barındırdığı sürpriz köşelerle çok güzel bir şehir!
Birlikte gezmeye başlamadan önce, her zaman olduğu gibi ulaşımdan bahsedelim;

BERLİN'DE HAVALİMANI'NDAN, ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM

Öncelikle ulaşımla ilgili bu şehirde hiç bir çekinceniz olmasın, toplu taşıma sisteminin bilhassa da metro ağının en gelişmiş olduğu Avrupa şehirlerinden birindesiniz. Duraklar arasındaki bağlantılar metro ile birbirine çok yakın ve aktarma yapacağınız duraklar çok açık. Yapmanız gereken tek şey, BVG'den (Berlin'in toplu taşıma ağı firması) bir metro haritası almak. Berlin'de "U" harfi ile belirtilen hat metro hattı, "S" harfi ile belirtilen hat ise, banliyo tren hattı.

Berlin Tegel Havalimanı'ndan, şehir merkezine ulaşımın en rahat şekli; Otobüs. Şehir merkezi, Alexanderplatz olarak tabir edilen kentin en canlı alışveriş bölgesi.
Tegel'den kalkan, JetExpress. Merkeze ulaşım, trafiğin durumuna göre 30 ile 45 dakika arasında sürüyor.
Avrupa’nın pek çok şehrinde bulunan bölge uygulaması burada da mevcut. Gezilecek yerlerin çoğu AB bölgesi içinde olduğu için kısa süreli turistik amaçla gelenler AB bölgeleri için bilet alsalar yeterli oluyor.
AMAN DİKKAT!
"Aman efendim biz bilet almasak olur mu, zaten Amsterdam'da almadık, başka şehirde okutmadık, bir Allah'ın kulu da gelip bakmadı." diye mi geçirdiniz içinizden? Ben mi yanlış duydum? Valla sizi bilmem de biz geçirmiştik, hatta 4 koca gün biletsiz, tüm Berlin'i gezdik, kimseler bakmadı, yol geçen hanı gibi bir oraya bir buraya bindik, tekrar indik, bir daha bindik duraklar arasında. Her şey güzeldi. Ta ki son gün, son bir metro kullanımız kalmışken, ineceğimiz durakta inmemize 1 dakikadan az kalmışken, 3 sivil polis aynı anda herkesin biletini kontrol etmeye başladı. Hayatımda kendimi en berbat, en çaresiz hissettiğim anlardan biriydi ve ne ağlama, ne yalvarma, ne rica, ne de minnet Alman polisine sökmediği için üç kişi için toplamda 180 Euro bir ceza ödedik. Yani demem o ki; Biz o hataya düştük, aman siz düşmeyin.
AB bölgesinde geçerli tek yön bilet 2,90 Euro civarı. Ayrıca yine aynı bölgede geçerli günlük bilet ise 6,50 Euro. Bunların haricinde bir de 4’lü bilet alma imkanınız da var. 4’lü biletin fiyatı ise 8,5 Euro.
 Biletler gişelerden veya bilet makinelerinden alınabiliyor. Bilet makinelerinde Türkçe seçeneği de var.
 Biletleri Otobüslerde Validasyon makinesine okutmak gerekli. Metro ve Tramvaylarda da girişte okuma işlemi zaten yapılıyor. Validasyon makinesine okutmamanın cezası 40-50 Euro civarında.

BERLİN'DE KONAKLAMA

Berlin'de konaklama için iki bölge önereceğim; Bizim konakladığımız Hackeschermarkt ve Mitte Bölgesi. Biz, Airbnb'den, Hackeschermarkt metro istasyonuna 3 dk. yürüme mesafesinde çok tatlı bir ev kiraladık.
Otel tercih edecek olanlar da; Hotel Hackeschermarkt ve Hotel 38'e göz atabilirler. Ancak şunu söylemek de fayda var; Berlin'de konaklama alternatiflerine baktığınızda otellerin, ev kiralama seçeneğine göre daha pahalı olduğunu göreceksiniz. O yüzden biz, diğer Avrupa şehirlerindeki ziyaretlerimizin aksine, Berlin'de ev kiralamayı tercih etmiştik.


BERLİN ŞEHİR REHBERİ

Berlin Almanya'nın sadece politik başkenti değil, aynı zamanda da kültür başkenti.
Müzeler Adası, Kültür Forumu ve Dahlem'deki müze ve koleksiyonlar dünya çapında önem taşıyor. Berlin, sanat alanında da dünyanın en önemli şehirleri arasında. Üç opera, Filarmoni, birçok tiyatro, konser salonu ve kütüphanelerin yanı sıra her alanda sizi besleyip, bir de üstüne itina ile doyuruyor. Bu orkestrayı salı günleri Potsdamer Platz yakınlarında bulunan filarmoni salonunda öğle yemeği konserleri sırasında 40 dakika boyunca ücretsiz olarak izleme şansını yakalayabiliyorsunuz. Hayatımın en güzel deneyimlerinden biriydi.

Böyle insanları tatmin eden, donatan, her açıdan iyi gelen şehirler varken, yeni hikayeler yazalım boş sayfalarımıza. Kıvıralım uçlarını, açıp açıp okuyalım sonra her gece yatmadan birer doz. Ne iyi etmez miyiz o zaman? İşte Berlin notlarımla, fotoğraflarımla benim zaman zaman açıp, baktığım ve hatırlarken keyif aldığım şehirlerden biri...
EAST SIDE GALLERY VE BERLINER MAUER (BERLİN DUVARI)
Bizim o hep II. Dünya Savaşını anlatan filmlerde gördüğümüz, o Almanların yaşadıklarını konu alan her filmde tanık olduğumuz Hitler'le ilgili en ufak bir detay bile göremiyorsunuz sokaklarda. Çeşitli kaynaklarda, Berlin’de Hitler’in ölmeden önce içinde saklandığı sığınağı görebileceğiniz yazsa da, günümüzde pek de görülebilecek bir noktası bulunmuyor. Berlin Duvarı'nı, nasıl yıkıldığını, anıtları ve o tarihi dokuyu görünce durup düşünüyorum; Ne garip değil mi? Aklımda hep aynı cümle; Savaşa tanıklık etmiş şehirlerde, yerlisi bile olsak, başkentin ortasında da dursak, hayaller yıkılınca hepimiz birer mülteci gibiyiz...

Buraya ulaşmak için U-Bahn'ı kullanmanız ve U1 hattının Schlesisches Tor durağında inip, yürümeniz gerekiyor.
Soğuk savaş yıllarının, belki de en açık ve net sembolü olan Berlin Duvarı, 13 Ağustos 1961 yılında, Doğu Alman Meclisi’nin aldığı karar neticesinde yapılmaya başlanmış. Berlin’deki ilk fiili ayrım, 1961 yılında çekilen dikenli teller ile gerçekleşmiş. İnsanların yaşadıkları baskı, tutukluluk hissi ve akrabalık özlemleri gibi etkenlerle birlikte, Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya göçlerin sıklaşması sonucu alınan duvar örülme kararı verilmiş. Yaklaşık 46 kilometre uzunluğunda bulunan bu duvar, Batı’da yıllarca “utanç duvarı” olarak anılmış. 1989 yılına kadar ayakta duran bu duvar, Doğu Almanya’nın vatandaşlarına Batı’ya göç izni vermesinin ardından, tüm tesisleri ile birlikte yıkılmış.
İşte hal böyle olunca, bu denli filmlere konu alan, sahnelerden aşina olduğumuz duvarın bugünkü halini görünce ister istemez etkileniyorsunuz.
East Side Gallery ise; Berlin Duvar'ının yıkılmamış en uzun parçası. Yaklaşık 1,3 km'lik uzunluğu ile dünyanın en büyük açık hava galerisi olma özelliği taşıyor. Duvar boyunca, özgürlük, barış, birleşme gibi pek çok mesaj içeren ve dünyanın farklı yerlerinden gelen sanatçıların yapıldığı çalışmaları görüyorsunuz. Brejnev - öpüşen adam tablosu da her turistin fotoğraf çektirmek için sıraya girdiği bir duvar. (Duvar görsellerinin önünde barikatlar var, görselliğin zarar görmemesi ve sanatçıların yeni resim çalışmaları sırasında rahat etmesi için konulmuş)
CHECKPOINT CHARLİE
Efsanevi kabul edilen Checkpoint Charlie, Batı ve Doğu Berlin arasındaki en iyi bilinen geçiş. Zamanında önünde çok dramın yaşandığı, çok çekişmenin olduğu bu noktada, tarihe bakacak olursak, Ekim 1961 Amerikan ve Sovyet tankları karşı karşıya durmuş ve çok sayıda kaçışlar olmuş Bugün ise, doğu ve batı bloklarını temsil eden 2 adet genç asker resmi bulunduğu bir nokta.

BERLİNER DOM (BERLİN KATHEDRALİ)
Neptunbrunnen'den bir iki cade, boylu boyunca yürüdüğünüzde, Berlin'in en önemli simgelerinden ve protestan kilisesi olan Berlin Kathedrali'ne ulaşıyorsunuz. Yapı, fiziki olarak birçok değişime uğramakla birlikte 15. yüzyıldan beri ayakta. Şehirdeki diğer birçok bina gibi, II. Dünya Savaşı’ndan ciddi biçimde etkilenmiş ve restorasyon çalışmalarının ardından 1993’te tekrar açılmış. İçi de en az, dışı kadar görkemli. Kalabalık turist grupları geldiğinden, erken saatlerde gezmek de fayda var.

SCHLOSS CHARLOTTENBURG
Adından anlaşıldığı gibi Berlin'in Charlottenburg semtinde bulunan saray, Berlin'in en büyük sarayı olma özelliği taşıyor. Sarayın içerisinin ihtişamı kadar, bahçe düzenlemesi ve içerisinde bulunan göl soluklanmak için harika bir gezi alternatifi sunuyor ziyaretçilerine. 17. yy'da inşa edilmiş olan ve Alman İmparatorlarının kullandığı bu eski saray, içerisinde bir de ilgimi aşırı çektiği için porselen çay fincanı ve yemek takımlarının o dönemki örneklerinin sergilendiği Porselen Müzesi ile bence keşfedilesi bir nokta. Bizim Berlin'e dair anımsadığım en güzel gezi noktalarımızdan biri olmuştu.

Giriş'in 8 Euro olduğu sarayın içerisi muazzam güzellikte. Fotoğraf çekmek yasak. Eğer sarayı gezmek istemezseniz, sarayın yer aldığı ve içerisinde minicik bir gölün de bulunduğu parka giriş ücretsiz. Yani yapıyı dışarıdan da fotoğraflayıp, bahçesinin tadına varabilirsiniz. Metroyla gelecekseniz; U7 - Richard-Wagner-Platz Durağı buraya en yakın durak.

BRANDENBURG TOR / REICHSTAG PARLAMENTO BİNASI

Eğer Berlin'e ilk gelişiniz ise, gezmeye ve keşfetmeye Berlin'in simgesi bu kapıdan başlamanız bence çok mantıklı. Çünkü bu kapı, Almanya'nın ana sembollerinden biri. Kapının önü günün her saati kalabalık, özellikle gece de önünden geçerek ışıklandırması ve hareketli kalabalığına karışmak, keyifli akşam aktivitelerinizden biri de olabilir. Brandenburg'un hemen kuzeyinde Reichstag bulunuyor, yürüme mesafesinde. 1788-1791 yılları arasında yapılan kapı, tarihi açıdan önemli; Çünkü soğuk savaş boyunca, Reichstag Batı Berlin'de, Brandenburger Kapısı Doğu Berlin'de bulunmuş. Reichstag ise, şehrin parlamento binası. Belki çok gerek yok diye düşünebilirsiniz ama tepesine çıktığınızdaki cam kubbe ve aşağı baktığınızda verdiğiniz manzara için tekrar düşünebilirsiniz.


Hayat bi' pencereden görülmeyecek kadar kocaman. Dünya sizden öncede hep vardı, bizden sonra da var olacak. Doldurabildiğimiz kadar doldurmalıyız içimize yeşili, başka şehirlerin gökyüzünde mavi kaç tonda bakmalıyız usulca... Başkaları dediğimiz herkes 10 dk. ayaküstü dedikodudan ibaret. Kendimizin ne istediği önemli. Neyi sevdiğimiz, neyi yapmak istediğimiz asıl olan. Güneş her şehirde bir aşağı, bir yukarı gidiyor. Mevsimler hep ard arda dört tane. Nasıl geçtiğini anlamadığımız kadar kovalamaca halinde. Benim için en önemlisi, bu adamın elinden tutarak gezdiğim kaç şehrin tadı kalmış damağımda. Kaç bilet atılmış o kutumuza... Ve en çok hangi şehirleri sevmişiz biz... İşte Berlin'de en çok bunları öğrendim ya da yeniden hatırladım...
 

Ve hatırladığım bu güzel duygularla, şimdi tarihten sıyrılıp Berlin'in keşfedilesi en güzel sokaklarını, noktalarını, cafe'lerini ve dükkanlarını yazacağım size;
NEUKOLNN, KREUZBERG VE FRIEDRICHSHAIN
Tıpkı insanlar gibi, şehirlerinde insanı şaşırtanını seviyorum. Berlin, İstanbul gibi 24 saat yaşayan bir şehir. Ah beee burada da yaşanır dediğimiz şehirlerden birindeyiz yine. Hayat dursun istediğimiz Neukölln ve Friedrichshain'de sokak arası renkler var. Duvarların dokusu, sanata boyanmış. Tatlı cafe'ler, minicik dükkanlar görüyorsunuz. İş çıkışı elimde poşetlerle çöküp, bir kadeh şarabı kitabımı okurken içtiğimi hayal ediyorum, bir çeşit günü yolculama şekli. Ve salisenin de küçüğü işte o anlarda zamana hükmetmek istiyorsun ama olmuyor. İşte arada bir de olsa, başka şehirlere gitmek ruhumuzu tebessümlü sonlarla şımartmanın mümkün hali...

Neukölnn, aslında biraz Küçük Beyoğlu'nun eski hali. Türkiye'ye özgü şeylere ve Türkçe konuşan topluluklara sık rastladığınız ama bir çok kültüründe harmanlanmış olduğu alemci toplulukları, iş çıkışı dolan barları, tatlı ve kalabalık cafe'leri ile Berlin'in renkli yüzü diyorum ben buraya. Parkları sanatçılarla dolup taşan, parklarının yanı sıra grafitti kaplı duvarları ile kesinlikle liste başı.
Kreuzberg ise, Mitte semtinin güneyindeki Friedrichshain-Kreuzberg ilçesinin bir bölümü ve şehrin en ünlü bölgelerinden biri. Sokak dilinde X-Berg olarak da adlandırılan semtin aslında iki bölümü var. Burası göçmenlerin ve Türklerin yaşadığı ve gelirin biraz daha düşük seviyede olduğu bir bölge. Ama zamanla bu profilden sıyrılarak, şehrin kültürel merkezlerinden biri olmuş. Dünya çapında alternatif ortamı, sisteme ve düzene karşı duruşuyla tanınan semtte, çok sayıda kafe, bar, pub ve gece kulübü var.

Aklımla ayaklarımın senkronize çalışamadığı günlerden biriydi. Aklımda gezilecek dükkanlar, gidilecek parklar, keşfedilecek müzeler listesi. Ayaklarımsa bambaşka vuruşlar peşindeydi. Köşeyi dönünce gördüğüm Kreuzberg'teki hem cafe, hem restoran, hem de mutfak ve eş eşyaları satan Hallesches Haus'e girip, sonra da Güney Afrika'dan gelen tekstil ürünlerini satan District Six'e gitmiştik. Sizin için de hemen not edilecekler arasına girsin diye buraya yazıyorum. Tek zaman düşman. Kum saati gibi, aka aka bitiveriyor hemen. Zamanın ayağına çıkıp tepişmesini engellemek için sanırım buralarda erkenin de erkeni kalkmak gerekiyor...
UNTER DEN LİNDEN
Bulvarın adından da anlayacağınız üzere burası adı gibi havalı ve en az telaffuz edildiği kadar güzel bir bölge. Unter den Linden "Ihlamurlar Altında" demek. Berlin'in Mitte Bölgesi'nde, çok güzel tarihi yapılar ve alışveriş noktaları ile dolu bir yürüyüş yolu olarak da seyir defterinize kaydedebilirsiniz. Mevsiminde ıhlamur ağaçlarından dolayı, mis gibi kokan cadde de müzeler, opera binası, üniversite, cafe ve daha bir sürü farklı tarihi yapı var.

ALEXANDERPLATZ
Hani şehirlerin tümünde hep bir buluşma noktası olur, orası tüm kentin en hareketli meydanıdır. İşte Alexanderplatz için de, şehrin buluşma noktası ve canlı atan kalbi diyebiliriz. Burası alışveriş markalarının bulunduğu, bana göre Berlin'in bir çok noktasından görülebilen ama maalesef anlam veremediğim kulesi ile şehrin ana noktalarından biri. Bana göre alışveriş için bir kaç mağaza dolanacaksanız, burayı o işe ayırmanız ve sonrasında, kalabalıktan sıyrılarak kendinizi hemen bizim tuttuğumuz evin olduğu Hakescher Höfe ve etrafındaki ara sokaklardaki cıvıl cıvıl cafelere atmalısınız.

HEY! SOSYAL OLMAK MI İSTEDİN? HAYDİ POSTDAMER PLATZ'A!
Postdamer Platz, aslında sokağı seven, sokakta yapılan her türlü aktiviteye ayak üstü de olsa uğramayı seven bir kişiliğe sahipseniz sizi çekebilir. Çünkü şehirdeki açık alan sergileri, müzik performansları ayın belli günlerinde burada hem yerel halk, hem de turistlerle buluşuyor. Meydanın adını alan yapının aslında hiç bir özelliği yok, gayet modern, bir köşesinde Berlin Duvarı'nın eski kalıntılarına rastlamanız dışında bilinen bir önemi yok. Biz çok güzel bir sergiye denk gelip, eşsiz bir müzik eşliğinde gezmiştik Postdamer Platz'ı... O yüzden belki de beton yapısına inat, sıcak bir gülümsemeyle anımsıyorum hep.
KÖPENICKERSTRASSE ve WARSCHAUERSTRASSE
Yazılışları da isimleri kadar uzun olan bu iki cadde, şans eseri yürüdüğümüz yolların uzandığı ve şehrin keyifli caddeleri arasına girmeyi başaran iki adresti. Deftere not alırken, yanına gülücük koymuşsam, anımsattıkları güzel şeyler diye geçiriyorum içimden ve hatırlıyorum. Köpenickerstrasse, sizde benim gibi graffiti dolu, konuşan duvarları seviyorsanız "kuru bir yermiş" deyip de, aslında duvarlara resmedilenleri gördüğünüzde "iyi ki girmişim" dediğiniz renkli bir cadde. Aynı zamanda kaldığımızın evin sahibinden tavsiye edilmiş olan ve lokallerin uğrak yeri olan o meşhur Berlin'in underground barlarına açılan bir giriş kapısı niteliğinde. Yine sadece deneyimlemek için uğradığımız bir iki barın da bulunduğu bu cadde, aslında çok merkezi bir konumda. Rota için zaten listenizde olması gereken East Side Gallery'e oldukça yakın ve Berlin'in en ünlü ve girmesi de zor olan ünlü gece kulübü Berghain'e ulaşmak için buradan geçmeniz gerektiği için, ayak üstü pin'leriniz arasına ekleyebilirsiniz.

KONUŞAN BİNA; ORANİENSTRASSE
Genel olarak yoğun bir Türk nüfusuna denk gelseniz de, karşılıklı tatlı cafelerin yer aldığı Oranienstrasse, adımlarken bir anda görüp şaşıracağınız ve sonu eklerden oluşan bu binaya ev sahipliği yapıyor.  Günlük hayatta kullandığımız eklerin;"-müşüm; -mişmişsin; -mişlerdi; -müşüz; – müşsünüz…." bir binaya hayat vermiş şeklini, dil olmuş halini görüyorsunuz. Hele ki Avrupa'nın en önemli şehirlerinden birinde, kendi dilinizde sözcüklerin bir yapıya yazıldığını görünce ister istemez şaşırıyorsunuz. Benim daha önceden bilmediğim bir şey olduğu için, oturduğumuz ilk cafe'de hikayesini araştırmıştım. Meğer Ayşe Erkmen’in Evde adlı çalışmasının sembolleriymiş bunlar... Erkmen'in 1994′de yaptığı çalışmanın bir bölümü, Oranienstrasse’de Bateau Ivre’nin bulunduğu binanın çevresinde yer alıyor.

 PRENZLAUER BERG
Caddelerine minik minik renkli bayrakların asıldığı, sakinliği ve sarmaşıklı evlerin bol olduğu köşeleri ile Cihangirden bozma bir semt Prenzlauer berg. Bohem anne babaların, alternatif yaşam süren ve bunu hayatına adapte eden ailelerin yoğunlukta olduğu semtte, rengarenk butikler, ağaçlarla dolu evler, bir elinde kahvesi ile bebeklerinin pusetini yürüten çok sayıda anneyi görebileceğiniz ve "organik soya sütünden dondurma", "bambudan bebek kıyafeti" gibi modern hayatın, yeni pazar ürünlerinin sergilendiği birbirinden tatlı dükkanlar göreceksiniz. Berlin'e bir gün yerleşirsek, oturmak isteyeceğim tek semt olabilir. Heimat Berlin, ayak üstü uğranacak tatlı bir dükkan olarak burada kalsın. (Satır arası hayaller)

ŞEHRİN ORTASINDA BİR VAHA; TİERGARTEN
Berlin'in en çok sevdiğim semtlerinden biri olan Mitte semtinde yer alan park, geniş yeşil alanları ve içinde bulunan hayvanat bahçesiyle, kent hayatından bunalan şehirlilerin uğrak yeri. Göl kenarındaki cafe'leri, bazı sabahlar kurulan benim taptığım bit pazarları, dolambaçlı yollarının uzandığı uzun ağaçlık yolları ile çok sevdiğim ve güzel anılar biriktiğimiz bir parktı. Şiddetle tavsiye!

BİT PAZARINDAN DAHA FAZLASI; FLOAHMARKT AM MAUERPARK
Bana göre Berlin'de pazar demek; Mauerpark demek. Vintage ve ikinci el bana çok yakın terimler, dolabımda, üstümde, hep yer verdiğim anısı bol eşyalar. Pazar günü kurulan Mauerpark, bir bit pazarından çok daha fazlası olduğu için, daha çok sevdim burayı. Bir Pazar düşünün, yeşilliğe doymak, tezgah gezmek, müzik dinlemek, kitap okumak, sosyalleşmekle geçiyor. Hepsi bir arada inanılmaz! Burası gençler için resmen bir Pazar etkinliği. Sokak sanatçılarının performans sergilediği ve müziğe doyacağınız anlarda, günün sürprizi; Biergarten'ın hemen içinden alacağınız Berlin'e özgü, Currywurst (soslu sosis) ve sağlam bir Berlin birası alarak gününüzü şenlendirmek.

BERLIN YEME İÇME REHBERİ

-Size efsane kıyak bir liste yaptım, yeme içmenin de, iyi kahvenin de Berlin'deki en güzel adreslerini derleyeceğim.
Yemek konusunda ilk üçe aldığım mekanlar; Muhteşem hamburger, et ve kaburganın adresi; Bird. Biz Mitte şubesine gittik ama şehirdeki iki yeni şubesi de açılmak üzereydi. Ayrıca Hamburg ile ilgili Instagram post'larımda da Bird'ün adını sık sık duyacaksınız.

-Haydi bir sosisli kapın! Berlin denince efsane currywurst (sosisli) yemeden olmaz. Bunun denediklerimizden en iyi adresi; Curry 36'ydı. Yanına da açın bi' Erdinger buğday birası, off tadından yenmiyor inanın.

 -En iyi kahve ve kahvaltıcı net; Barn Cafe. Atmosferi, iyi çalan müziği ve eve paket paket taşıdığımız kahve çekirdekleri ile harika.

-Miğdem kazındı az bi' yolluk her daim, iyi gider diyenlerdenseniz; Pomodorino, şehrin en lokal ve leziz pizzacısı.
 -Kahve ve tabak. Güzel anılar. Ara bir bulvar. Şehrin tam içinde, sabahın en sessizinde içinizi saran mutluluk. Anahtar kelimeleri verdiğim yer, Berlin'de son gün yaptığımız en iyi keşiflerden biri; Berlin'in Mitte bölgesinde, kaldığımız eve çok yakın bi' kahveci burası. Sahibi Tunus'lu. Kahveleri muhteşli. Yolunuz Berlin'e düşerse buraya mutlaka gelin. Kruvasanları servis ettikleri tabaklara ise göz devirmeye bile kalkmayın, ben sordum. Elli sekiz kere falan rica ettim ama parayla da satmadılar. Tabakların hepsi el yapımı, Tunus'tan geliyormuş. O kadar çok şey yazdım, hala mekanın adını vermedim değil mi? Haklısınız; Ben Rahim.

-Berlin deyince nedense hep "güzel kahve" geliyor aklıma, o yüzden günde dört beş kere kahve içmek, soluklanmak için girdiğimiz mekanları anımsıyorum. Deftere not aldığım bir dolu liste var Bunlardan biri iskemle tasarımlarına hayran kaldığım, 19Grams. Diğeri de özellikle Alico'nun evde profesyonel kahve hazırlama tekniklerinin bir kaçını, barista ile sohbet sırasında öğrendiği; Godshot.
-Sıcacık bir panini, yanına da iyi kahve. Sizde benim gibi panini severseniz, Kaffeemitte sizin içinde biçilmiş kaftan olmaya aday! Sert kabuklu ekmeklerden yaptıkları fresh sandviçler, sabahların olmazsa olmazı!
-S T E A K! Avrupa'nın neresine gidersek, gidelim iyi bir steak restoranı keşfetmiş olmazsak, hüzün doluyoruz. Bu arayışın en bingo adreslerinden biri; Berlin'deki Block House. Benim bildiğim 7 şubesi var ve kendi yaptıkları özel sos EN-FES!
-Döner ve Berlin denince dillere pelesenk olan; Mustafa's Gemüse Kebap deniyor. Ancak hala Avrupa'da neden döner yiyelim ki sorumuza içimize sinen bir cevap bulamadığımız ve önünden her geçişimizde upuzun kuyruk olması sebebi ile denemedik ama sizin için burada dursun.
-Burgermeister'ın hamburgerine çok bayılmadık, Bird çok daha iyi.

Bir Berlin turunun daha sonuna geldik, bu şehri sevdim mi? Başta çok sevmedim ama dönünce özledim. Çünkü metropol şehirlerdense, daha Orta Çağ dokusuna ait şehirleri daha çok benimsiyorum. İlk etapta bana çok "şehir, şehir gelen ve metropol" tanımına soktuğum Berlin başta sevilmiyor belki ama döndükten sonra üzerinizde bıraktığı özgür ruhu hep özlüyorsunuz. Yani itinayla tekrar gidilecekler arasına girdi bile... Yeniden görüşmek üzere Berlin!

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!