BARCELONA


Karşımda oyunbaz kıvrımlarıyla ve çocukluğumuzun monami pastel boya setinin üzerindeki her rengi itina ile üzerine giymiş ve mimarisiyle beni kendine aşık eden bir şehir var. Barselona... Bence tam bir bahar ve yaz şehri burası. Çünkü güneş bu şehri kesinlikle seviyor. Biz Nisan'da gitmiştik. Bahar buraya erken gelmiş, plajlar ise yazı bekliyordu. Gaudi imzalı evlerin uzandığı Passeig de Gràcia'da karşımızda boylu boyunca uzanırken, dar sokaklarda kaybolmak isteyen bizim için Barri Gothic harika bir tercihti. O yüzden biz ilk Barri Gothic Bölgesi'ni görerek tanıştık bu güzel şehirle... Bu bölgede şehrin Roma Dönem'inden kalma dokusu hala dün yaşanmış gibi korunmuştu, hayret ediyordunuz bakarken etrafa... Zamanın nasıl aktığını anlamadığınız güzel şehirlerden biri Barcelona, elimde sangria, yanımda sevgilimle kaybolmaktan keyif aldığım şehirlerden biriydi.
Dedim ya Barselona'da sanki gökyüzüne uçurmak istediğim onlarca renkte balon vardı. Hangi sokaktan sapıp, nereye salınacağımı şaşırdığım bi' merak uyandırmıştı bende. Haydi gelin beraber gezelim, insanı da, kendisi de sıcacık bu İspanya şehrini...

FullSizeRender 2
BARSELONA HAVALİMANI'NDAN ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM
Avrupa'nın genelinde havalimanlarından şehir merkezine ulaşım oldukça kolay çünkü hepsinin gelişmiş bir ulaşım sistemleri var. Barselona'da merkeze ulaşımı dert etmeyeceğiniz kadar kolay bir sistemle ziyaretçilerini karşılıyor;
Barcelona Uluslararası Havalimanından şehir merkezine otobüs, tren veya taksiyle ulaşmak mümkün. Ancak taksi gereksiz ve daha pahalı bir yol olduğundan bana göre anlamsız, tren Barselona'da fazlaca komplike, bu yüzden de en mantıklı seçenek olan Aerobus adı verilen otobüsü tercih etmenizi öneririm.
Aerobus'ın seferleri oldukça sık, neredeyse  10 dakikada bir kalkıyor. Yaklaşık 35 dakikada da şehir merkezine ulaşıyorsunuz. Tek kişilik bilet 6 euro, otobüsün içerisinden alabiliyorsunuz. Gideceğiniz yerin yakınlığına göre ki, bizim kaldığımız otelin de merkezde olması sebebi ile zaten Plaça de Espanya ya da Plaça de Catalunya’da indiğinizde Barselona'nın merkezine ulaşmış oluyorsunuz.
Sadece havalimanına dönerken, seyahatinizin sonunda şuna dikkat etmenizde fayda var; uçağınızın T1 mi, yoksa T2 terminallerinden mi kalkıyor olduğuna mutlaka bakmalısınız. Bu ikisine giden otobüs hatları farklı ve dönüş yolculuğunda, otobüs duraklarında biraz kalabalık olduğundan sıra olabiliyor, valizlerle geç kalmamak adına buna dikkat edip, biraz önceden şehirden ayrılmak da fayda var.
PEKİ BARSELONA'DA ŞEHİR İÇİ ULAŞIM NASIL?
Biz tüm Barselona'yı çoğunlukla yürüyerek ama gideceğimiz noktalar birbirinden uzak olduğu ve büyük sayılabilecek bir şehir olduğundan dolayı otobüs kullanarak gezdik.
Barselona, şehir merkezini de eklediğimizde, toplamda 6 Zone yani 6 Bölgeden oluşuyor. 1.Bölgeden 6. Bölgeye doğru şehir merkezinden uzaklaşmış oluyorsunuz. Kullanacağınız ulaşım şekli ve buna ödeyeceğiniz ücretler bölgelere göre farklı onunda altını çizmek de fayda var. Ama gezginlerin odaklanacağı ve dolaşacağı bölgelerin çoğu 1. bölgede yer alıyor gibi düşünebilirsiniz.
Tek kullanımlık metro veya otobüs bileti 3 €. Ama şehre bir günlüğüne gelmedğinizi düşünürsek, tek kullanımlık bilet almak yerine bir kaç günlük paketleri tercih etmeniz daha ekonomik olur. Mesela iki günlük kart 15 €, üç günlük kart 20 € civarında. Ayrıca bir iyi haber! Bu kartların kullanımında metro, otobüs ve tramvaydan hangisini tercih ederseniz edin, bulunduğunuz bölgenin ne olduğunun önemi yok. Yani hangi bölgede olursanız olun bu kartları kullanarak sınırsız biçimde seyahat edebilme imkanı sunan bir şehir burası.
FullSizeRender 2
BARSELONA'DA NEREDE KONAKLAMALI?
Barselona İspanya'nın ikinci büyük şehri ve Katalunya özerk Bölgesi'nin başkenti olduğundan dolayı oldukça turistik bir şehir ve yılın belirli dönemlerinde, şehri renklere boyayan görkemli festivallere yaptığı ev sahipliğinden dolayı da, yılın her dönemi hatrı sayılır bir ziyaretçisi oluyor. Bu sebepten dolayı, diğer Avrupa şehirlerine göre biraz daha pahalı olduğunun altını çizmekte yarar var. Bundan dolayı da, ben gezdiğim şehirlerde konaklama konusunda çoğu zaman ekonomik tercihler yapmaya çalışıyorum. Her zaman yazdığım gibi konaklama olarak Barselona'da hem merkez, hem temiz, hem de ekonomik bir tercih sunacağım size...
Biz Barselona'nın merkezi sayılan ve her yere yürüme mesafesinde olan bir otelde konakladık. Plaça Catalunya'ya yürüme mesafesinde olan otelimiz Hostel Q'dan personeli, temizliği ve merkezi konumu itibari ile çok memnun kaldık. Hostel adını duyduğunuzda tedirgin olmanıza gerek yok, tamamen özel banyolu ve her gün temizlik hizmeti olan bir otel olduğunu hatırlatalım.
Bebekli bir aile iseniz, bunu belirtmenizde fayda var, odalar biraz küçük sayılabilir, belirttiğiniz takdirde, müsaitlik durumuna göre bir opsiyon sağlayabilecek kadar da güler yüzlü personelleri var.
Eğer yaz aylarında gidecekseniz ve amacınız biraz daha deniz, kum tadındaysa o zaman dinlenmeli ve "yaz"ın tadını çıkaracağınız bir tatil olacağı için, konaklamada lokasyon olarak Barceloneta Bölgesi'ni tercih etmenizde fayda var. Barselona'da yazın öğle arasını bile denize girerek değerlendiren bir lokal halk ve buna eklenen turist bir çoğunluk olduğundan konaklamada bu bölgeyi tercih etmeniz size zamansal açıdan avantaj sağlar.
FullSizeRender 3

BARSELONA GEZİ REHBERİ

SOKAKLARI İNSANI KENDİNE AŞIK EDEN GAUDİ ŞEHRİ
Ben kesin biliyorum küçükken de gelsem severmişim Barselona'yı. Sadece elimden düşürmediğim Nintendo Game Boy'uma saplanıp daha az bakar, kaçırırmışım insanı içine alan sokaklarını. O yüzden İyi ki diyorum, aklım selimken yani şimdi geldim ve İyi ki Alico'yla!

İspanya'nın en kozmopolit şehirlerinden biri Barselona, gittiğim şehirlerin kişiliğime müdahale etmesi, şehirlerin karakterime iz bırakmasına hep bayılırım, bayıldığım için de kaybolurum sokaklarında. Barselona'yı tanımlarken, tarihlerine, kültürlerine aşık ve son derece sahip çıkan insanlar görüyorum. Sonra bunu yemek kültürlerine yansıttıklarını gözlemliyorum. Eserleriyle Barselona'ya ve dolaylı yoldan tüm dünyaya iz bırakan Gaudi'nin Barselona'yı nasıl masal şehrine dönüştürdüğünü, festivalleriyle ve konserleriyle şehrin tüm sokaklarının bir anda nasıl onlarca renge döndüğünü hatırlıyorum bu şehri her hatırladığımda... Haydi gelin, dünyaya tutunup, döne döne gezerken bu seferki durağımız Barselona olsun...Hazır mısınız?
 
La Rambla
Burası Barselona'nın İstiklal Caddesi gibi... Hoş bizde İstiklal Caddesi'nin eski tadı kalmadı ama olsun. Şehrin tam merkzinde boylu boyunca uzanan, etrafında "uğranası değil", "bakılası ve önünden geçilesi" (çünkü turistik) cafe ve restoranların olduğu şehrin en uzun caddesi. Kendimi bulduğum, kendi şehrimde büründüğüm siyahları, grileri, kiri, tozu üstemden atan Barselona'nın hareketli caddesi. Her gün en az iki kere boylu boyunca uzanmak isteyeceğiniz bir meydan. Çok bir numarası yok hatta hep sokak satıcıları, turistler var. Bence Barselona'nın canlı atan, kalbe mutluluk pompalayan meydanı. Barselona'da yerli halkı bu meydanda çok göremiyorsunuz, daha çok turist yeri. Sokaklarında dans şovları, canlı heykelleri, sokak satıcıları mesken tutmuş. Bana tabii gün doğdu, tam panayıra attım kendimi! Bu arada La Rambla ne demek? Rambla aslında genel bi' sözcük, sokak demekmiş. Yani bu caddenin ismi La Rambla ama aslında gezdikçe anlıyorsunuz ki, Barselona'da her mahallenin kendi Rambla'sı var. La Rambla benim için sonsuz panayır demek artık. Katalan havası nerede en iyi insanın içine işler? Bence kesinlikle doğru cevap burası...
Passeig de Gracia ise, Barselona’nın diğer ünlü caddelerinden biri. Gaudi'nin önemli eserleri olan ve aşağıda detaylandırdığım Casa Batllo ve Casa Mila’ya ev sahipliği yapan caddenin üzerinde pahalı markaların alışveriş dükkanları ve bir sürü restoran alternatifi mevcut.
Colomb Heykeli
Adımlarınızı La Rambla'dan hiç sapmadan boylu boyunca devam ettirdiğinizde, karşınıza bir heykel çıkıyor; Christop Colomb Heykeli. Her heykelin meydanlarda var oluşunun bir sebebi olduğuna göre, Colomb'un da bu meydandaki bulunuş sebebi ziyaretçilerine o tarihi ve kitaplara konu olan seyahatine Katalan topraklarından başladığını anımsatmak.
Barri Gothic (Gothic Quarter)
Burası Barselona'nın tarihiyle, dar sokakları ve bohem dokusuyla sizi kendine aşık eden bölgesi. Birbirine bağlanan daracık ve minicik mahallerin yüzyıllar boyunca nasıl katmanlar halinde onlarca kültüre bulandığını, eskinin hala izlerini taşıdığını her adımınızda görüyorsunuz. Tamamı gotik yapılar içerisinde en heybetlisi Barselona Katedrali. Ama ne heybet! Ben buradan hediyelik eşyalar arasına uzanırken, Alico katedralin ön kısmının solundan Museu Frederic Mares'e yürümüştü. Ben tabi koşar adım! Müzenin yakınındaki Caelum kahve molası için not edilesi.
Çünkü sözlüğü bir açmıştım ki cafe'nin latincedeki anlamı; Cennet'ti. Sırf ismi tatlı diye girip, kahvesi de güzel çıkan mekanları seviyorum!
Gotik Bölgenin aslında geçmişine gittiğimizde başka bir önemi de var. Bu bölge, Picasso'nun 1895 ve 1904 yılları arasında yaşadığı ve eserlerinin bir çoğuna hayat verdiği bölge. Barselona deyince, şehirden yolu geçmiş önemli sanatçılardan biri de Joan Miro. Kendisi de burada doğmuş ve hayatının bir bölümünde bu bölgede yaşamış. Gotik Quarter lokasyon olarak La Rambla'nın hemen arkasında yer alıyor.

Mercat de la Boqueria
Ah renkler, ne güzel şeyler. Barselona'da geçirdiğimiz ikinci günün sabahında, biz Barselona'nın ünlü, yerel ve lokal pazarı La Boqueria'ya gelmiştik. Bir şehri çözümlerken, bence en çok onların lokal pazarlarında dolaşmayı severim, yerlileri, dokusunu koruyan satıcılarıyla hep en renkli kareleri burada yakalarsınız çünkü.
Burası da tam bir kalori cenneti, tartı düşmanı ama bildiğiniz Alice'in Harikalar Diyarındaki yaşam alanı. Burası İspanya'nın en büyük pazarı. Her şey günlük ve taze. Farklı farklı tezgahlarda çikolatalardan, smoothie'lere, şekerlemelerden, Latin Amerika ve Brezilya'dan gelen tropik meyvelere kadar her şeyi görebiliyorsunuz. Hem göz, hem karın doyurmalık. Bu arada bence en ilginç tezgah Petras'ınki. Mutlaka ziyaret edin. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz ama görünce şaşıracağınız bir şey "kuru sinek" satıyor. “Liceu” metro durağında inerek, pazara ulaşabilirsiniz. Bu arada sabah kahvaltınızı yapmak, brunch ya da tapas yemek için pazardaki değişik standlara uğrayabilirsiniz.

Hazır lokal marketlerden bahetmişken size yine Barselona'nın lokal ama az bilinen bir pazarından bahsedeyim;
Mercat de la Princesa
Burası Barselona'nın en iyi gizlenmiş sırrı, 15. yüzyıldan kalma, restore edilmiş bir sarayda 'aşçılık gösterisi' yapılan bir pazar yeri resmen. Çeşit çeşit tezgahta yüzlerce farklı tarifle hazırlanmış yumurtalar, Japon, İspanyol, İtalyan mutfağı gibi gastronomik lezzetler var. Ne kalori düşünürsünüz, ne dert, ne de tasa burada! O zaman bir ata sporu olarak üzerimize düşeni yapmak için adresiniz; Adresi; Carrer Flassaders 21, 08003

RENKLERİN BARSELONA ŞEHRİNE HAYAT VERDİĞİNİN EN GÜZEL KANITI
PARK GÜELL
Burası ünlü Katalan mimar Gaudi'nin Sagrada Familia'sından sonra en ünlü eseri ve dünyanın en sıra dışı parklarından biri. Güzelliğini krema ve cookie kelimeleriyle betimlemek istiyorum. Evet tarihteki mimari önemi çok büyük kabul ama inanılmaz bir ihtişam ve tatlılıkla, parmağınızı üzerine dokundurmak isteyeceğiniz cinsten kremayı andıran kubbeleri var. Kubbeler krema, binanın tamamı cookie gibi. Aralara da sanki gökyüzünden simler yağdırılmış gibi. Bu tabi tamamen hayal dünyamın ürünü olduğu için, somut hayattaki malzemesini gözlemleyecek olursak, asıl malzemenin ise krema değil mozaik olduğunu söylemeliyiz. Hatta öyle ki, yapıda trencadis seramikleri kullanılmış. Seramiklerin parçalanıp daha sonra mozaik dokular oluşturacak şekilde yeniden bir araya getirilmesi ile oluşan tasarımlarla hayat vermiş Gaudi buraya...

Parkın hemen girişinde herkesin önünde poz verdiği ya da fotoğrafçıların zoom yaptığı bir merdiven var. Bu merdivenin tasarımı da Gaudi’ye aittir. Park Güell’in girişindeki merdivenlerin bulunduğu alandaki kertenkele parkın sembolü haline gelmiş..

Park Güell’in yapılış amacının çok farklı bir hikayesi ve çıkış noktası var; Başlarda ortak bahçeleri bulunan ve 60 evden oluşan bir site inşa edilmesi planlansa da proje boyunca evlerin yalnızca ikisi bitirilebilmiş ve park halkın kullanımına 1922'de açılmış. Ve şimdi sıkı duru, 1984’te UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alınan bu park yılanı andıran bir bank, Gotik kemerler ve aslında bir pazar yeri olarak tasarlanan sütunlu Sala Hipostila'ya ev sahipliği yapıyor. Gezmek için sabah saatleri her zamanki gibi turist akınına uğramadan en sakin ve güzel saatler. Giriş tek kişi; 6 Euro. Ulaşım ise oldukça basit, ancak şehrin biraz dışında olduğu için otobüs en mantıklı ulaşım şekli. Park Güell’e aktarmasız olarak gitmek için Plaça de Catalunya veya Passeig de Gracia’dan kalkan ve parkın doğu tarafında indirerek, buraya kolayca ulaşmanızı sağlayan 24 numaralı otobüsü kullanabilirsiniz.
Ağaçların oluşturduğu gölgelerle bezeli yürüyüş yollarından yürüyerek, soluklanmak için Park Güell'in banklarında oturup, görkemli manzarayı izlediğiniz zaman, "iyi ki geldim" diyeceğinize eminim bu şehre...
Gaudi Müzesi
İlk adres hiç şüphesiz Gaudi Müzesi. Burası şehre genel olarak baktığımızda da, Barcelona’da gezilebilecek müzeler içinde en önemli müzelerden biri. Çünkü Barcelona’da pek çok yapıya imza atmış olan Gaudi’nin bir zamanlar yaşadığı evi, ona ait pek çok eşyayı ve Gaudi’ye ait çizimleri yakından inceleme şansı yakalayabiliyorsunuz.
HEYBETİYLE BÜYÜLEYEN YAPI
Sagrada Familia
Doğadan esinlenen simgelerle dolu olan Temple Expiatori de la Sagrada Familia, şehrin her köşesinde izler bırakan ünlü Katalan Mimar Antoni Gaudi'nin yapımını tamamlamak için 14 yılını şantiyesinde geçirdiği bir eser. Görünce heybetinden kendinizi ufacık bir karınca gibi hissediyorsunuz. Gaudi’nin hayali Avrupa’nın en büyük mabedini yapmakmış aslında buraya başlarken.
Üç cephesinin doğum, ölüm ve Hz. İsa’nın yeniden canlanışını temsil ettiği taştan bir İncil, 12 havariyi, dört Evanjeliği, Hz. Meryem ve Hz. İsa’yı temsil eden 18 mozaik kubbe ve kuleden oluşması tasarlamış. Tüm hayatini Sagrada Familia’ya adayan Gaudi gelin görün ki 1926 yılında bir tramvayın altında kalıp hayatını kaybedince eserin tamamlanması yarıda kalmış.
Üstüne bir de 1936'da bir de İspanyol İç Savaş'ı patlak verince günümüze kadar devam eden bu ihtişamlı yapının trajik ama etkileyici varlığı kalmış günümüze. Tamamlanması 2030 olarak ön görülüyor. Çocuklarımızla diyorum, belki bir gün yeniden Barselona... Ne güzel olmaz mıydı hayallerine dalarken, adımlarımızı hızlandırmamız gerektiğini hatırlıyorum...
Sonrasında yapının mahzen mezar kısmına geçip, orjinal taslaklarla katedralin dünü, geçmişi ve bugününü gösteren belgelerin bulunduğu müzeye geçmiştik, kesinlikle bu kısmı da görmelisiniz. Kilisenin içine girmek için bileti bizim gibi online almanız daha mantıklı. Yoksa en az 2 saat sıra bekleyeceğiniz garanti. Online biletli bölümde bile sıra var ama daha çabuk akan bir kuyruk var, bilet ücreti kişi başı; 20 Euro.
Haydi Gelin, Kendimizi Yeşile Atalım... Şehrin İçinde Bir Vaha
Parc de la Ciutadella
Burası Barselona'nın sabah saatlerinde kahvaltı etmek için uğradığımız en güzel parkı. Her gittiğiniz yerde park bulmaktan, yeşile bulanmaktan, sabah bi' cafe yerine göl kenarında ya da yeşilin kucağında kahvaltınızı yapmaktan çekinmeyin. Bizim yavaş yavaş yeşile hasret kalacağımız zamanlara inat, Barselona'nın kalbindeki bu park güne muhteşem başlamamızı sağlamıştı.

Parc de la Ciutadella'nın içerisinde kayıkla dolaşılabilen bir göl, Parc Zoologic (Hayvanat Bahçesi), Museu de Ciences Naturals (Doğa Tarihi Müzesi) ve şehrin birçok yapısına hayat veren Gaudi’nin öğrenciyken katkıda bulunduğu gösterişli fıskiye olan Font Monumental yer alıyor.

Barcelonata ve Arc de Triomf duraklarından birinde inip, parkın içindeki gölde kayıkla salınmaya bırakabilirsiniz kendinizi. Kesinlikle bir parktan çok daha fazlası olduğunu göreceksiniz.

El Raval
Benim için Barselona'nın en bohem, en gezilesi, en yürünesi sokaklarına ev sahibi olan yeri El Raval. La Rambla'ya paralel popüler bölgelerden biri, El Raval. Raval'ın kelime anlamı aslında varoş demek. (hiç bir tatilde bu kadar elimde sözlük merakla gezmemiştim) Mahalleye girdiğimizde Londra'nın Brick Lane semtindeki gibi bir cümbüşün ortasında kalacağımı sanmakla yanılmışım. Biraz Çin Mahallesi, biraz kalbur altı, ortaya karışık bir yer bu bölge. Hint ve Bangladeşlilerin, hatta göçmenlerin ağırlıklı olarak yaşadığı, duvarlarında sayısız graffitilere rastlayacığınız bir yer. Duvarları insana bakıp, konuşan sokak renklerine bayılırım. O yüzden de dokusu nedeniyle El Raval, Barselona listemde ilk sıradadır. Ama son dönemde yapılan Macba Museu D'art Contemporani de Barcelona yani Modern Sanatlar Müzesi bölgenin eski geçmişinin üstüne sağlam bir sünger çekmiş gibi...
El Born
Barsolana'da kalbimi bıraktığım diğer bölgelerden biri de El Born. El Born'un etrafı, özellikle de ana caddesi Orta çağdan kalma binalarla dolu. Etrafta müzik sesleri yükselen onlarca pub ve cafe var. Bölgenin en favori mekanları aşağıdaki listede olacak. Ama kesinlikle tasarımcı dükkânları, eski devre ait eşya mağazaları, beyaz duvarlı galerileri ve hemen hemen bir çok dükkanın kepenklerinin üzerine çizilmiş sokak sanatları ile oldukça renkli bir bölge. Zamanın dursun isteyeceğiniz, huzuru hissettiğiniz renkli, sevecen, cap canlı bir lokasyon El Born. Üstelik Picasso müzesi, sanat galerileri ve sanatçı atölyeleri sadece birkaç adım uzaklıkta olduğu için bölgenin buraları ziyaret edip, pub ve cafelere hayat veren onlarca insanla buluştuğundan her daim canlı.
 
Barceloneta
Burayı çok netinden benim anımsadığım, üç kelime ile özetliyorum; akşamüstü, sevgili, şarap, tapas. Dört oldu birini, diğerinden ayıramadım.
Burası akşam üstü iki gıdım yürüyüp, insanların iş çıkış saatlerinde bizden ne kadar farklı olduklarını, düşük omuzlar yerine, enerjik halleriyle birer kadeh cava ve bir kaç tapas yuvarladıkları harika bir yer. Bölge olarak Barselona'da plajın başladığı mahalle olarak tarif edebilirim. Yazları olağanüstü plajları olduğunu söyleyemeyeceğim. O yüzden, özellikle uzun süre gelir ve denize girmeye niyet ederseniz şehirden biraz uzaklaşıp Bogatell'e gitmeniz tavsiye ederim. Şarap ve paella içinse, size cebe koymalık harika bir önerim var; Las Siete Purtas.
Tibidabo
Hala çocuk ruhlu hissedenler ya da çocuklu aileler için harika bir öneri; Tibidabo. Sanırım en son Alico'yla iki sene önce Disneyland'ta beş yaşlarımıza dönmüştük. Bir bütün gün, koca park insanı nasıl terletir, nasıl çocuk kalplerin heyecanıyla oradan oraya koşturur insan o gün anlamıştık. İşte 2 yıl sonra bugün aynı hisler, bi' karında karıncalanmalar, bi' bişeyler var bizde. Hiç dönmek istemiyorum, bazen Ay'a falan gitmek istersiniz ya, işte Tibidabo Dağı'nın tepesindeki tema parkında Ay'a biraz daha yakın hissediyorsunuz kendinizi. Eğer azıcık daha vaktimiz olsaydı 1904'ten beri dünyanın en eski ve hala işleyen ilk rasathanesi olan Fabra Rasathanesi'ni asla es geçmezdik. Yıldızları mı gözlemek istediniz, çocuğunuz mu var bence hemen Barselona'ya ucuz bilet arayışına girin.
Casa Battlo
Barselona dedin mi şehrin baş mimarı, Antoni Gaudi'nin Sagrada Familia'sından sonra en çok övgü alan şaheseri burası. Mimarın yapıyı tasarlama yılı takvimlerden 1906'yı gösteriyor. Konum olarak Mansana de la Discordia Bölgesi'nde yer alıyor.
2005 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren yapının en dikkat çekici bölümü, ön cephenin üst kısmında çatıyı kaplayan ve bir sürüngenin sırtını andıran dik, dar ve renkli formdaki Ejderha Sırtı. Unutmadan, yapının ilk katında bulunan balkonlardaki ince sütunlar nedeniyle Casa Batllo’ya “Kemikler Evi” de denildiğini ekleyeyim.
Gerçekten Barselona mimarisi ile sizi diğer Avrupa ülkelerinde görebileceğinizden çok farklı, şenlikli, şölenli bir geziye davet ediyor. Salvador Dali bile yapının pencerelerini "gölün sakin sularına" benzetiyorsa gerçeğini siz düşünün! Elde iki euro'luk caña (küçük bira) ve gözünüze kestirdiğiniz bir tapas mönüsüyle bizim gibi yapının tam karşısına otursanız bence muhteş bir şey yapmış olursunuz.
 
Casa Mila (La Pedrera)
Şehre hayat veren Katalan Mimar Gaudi'nin eserleri tek tek üzerini çizmekle bitmiyor. Passeig de Gracia Bluvarında bulunan Casa Mila'da iki tane avlu var. Avlu deyip de, bildiğimiz avlulardan deyip geçmeyin. Bu avlular sayesinde binanın her bölümü güneş ışığından yararlanıyor. Tasarım var, renk yok demeyiniz. Tamamen doğal taşlardan inşaa edildiği için dokusunda renk bulundurmuyor.
Barselona'da nereye baksanız, her yapı bir şeyle özdeşleştirilerek yapılıyor. Mesela bu yapı Montserrat Dağ'ından esinlenerek yapılmış ve binalar aşınmış mağaraları andırıyor. Yani burada her köşe başı, attığınız her adım başka dönemde yaşamışçasına bir hikayenin kahramanı yapıyor sizi.
Montjuic Tepesi
Burası bizim Barcelona'da en az iki saatimizi geçirdiğimiz bir tepeydi. Normalde lokallerin yürüyüş ve spor yapıp, köpeklerini gezdirdikleri, şehri kuş bakışı gören bu yeşil alan, turistler içinse tam panoramik fotoğraf çekmek için ideal bir bölge. Bizim teleferik keyfi yapmak ve Joan Miro Müzesi'ni gezmek için çıktığımız tepenin eşsiz bir Barselona Manzarası var.
Ayrıca tepeye adını veren Montjuic Kalesi'de Barsolanı'nın şehir yüzünün karmaşık halini fotoğraflayabileceğiniz bir yer, giriş ücretsiz. Ama vaad ettiği manzara teleferikteki kadar güzel değil. Sadece yapının 18. yy'dan bugüne ilk haliyle gelmiş olması etkilenilesi tatta.
 
 
Poble İspanyol
Barselona’nın Montjuic Tepesi’nde yer alan ünlü bir açık hava müzesi burası. 1929 Evrensel Sergisi’nde İspanya’nın mimari zenginliğini yansıtmak amacıyla yapılmış Poble Espanyol (İspanyol Köyü), ülkedeki ünlü binaların ve caddelerin küçük ölçekli replikalarından meydana getirilmiş. Tepeye çıkmışken, nefeslenip dolaşmak isteyeceğiniz bu köyün meydanında çok fazla turist yok. Sessiz, sakin, enfes manzarada tenhada bol fotoğraflık köşeler var. Köyde oyma, dokuma, çömlek işi ve diğer el sanatlarıyla uğraşan kırka yakın atölye var. Bizim Anadolu köylerine benzeyen kasabada yörenin zanaatkarları tarafından elde yapılan cam ve seramik işleri var. 
 
Picasso Müzesi
Burası Alico'nun okuduğu bölüm ve çalıştığı iş sebebi ile en favori müzelerinden biri olmuştu ve özümseyerek, ilgiyle gezmişti. Giriş ücreti kişi başı 14 Euro. La Ribera semtinde, Jaume I Metro durağının yakınındaki müze, sanatçı hayattayken onun adına yapılan ilk müze olma özelliği taşıyor.

Palau de la Musica Catalana (Tiyatro)

Mimar Lluís Domènech i Montaner, resmen derin bir nefes alıp, bu şatafatlı tiyatroya bütün Katalan modernizmini üflemiş. Öğrendim ki binanın geçmişi 20. yüzyılın başlarına dayanıyormuş... Yapı, tarih boyunca burada çalınmış senfonilerin duygusal damarını yansıtan canlı süslemelere sahip. Palau, sürekli olarak oda müziğinden caza kadar uzanan konserlere ev sahipliği yapıyor. Bilet satış noktası ise, resmen tatlılığı ve görkemi ile sizi büyüleyen bir tatta!

Jardins del Laberint d’Horta

Barselona şehir merkezinin kıyısında yer alan Jardins del Laberint d’Horta, şehrin ünlü parklarından bir diğeri. İçeriye adımınızı attığınız anda, İtalyan bir mimarinin eseri olduğunu anlamak zor değil. Mimar Domenico Bagotti tarafından tasarlanan parkta bir göl, şelale, su kanalları ve mükemmel bir servi labirenti var. Etkileyici Neo-Klasik bahçelerin 1791 yılına uzanan tarihi ile birlikte, adım attığınız andan itibaren diğer parklardan farkını hissediyorsunuz.

Kendinizi Alice Harikalar Diyarı’nda hissedeceğiniz parka giriş aslında ücretli ama üzülmeyin her şeyin bir kolayı var. Çarşamba ve Pazar Gün'lerinden birini tercih ederseniz, girişi ücretsiz, keyfi sonsuz sürecek şekilde mest olabiliyorsunuz. Biz 73 no'lu otobüsle gitmiştik ama 76 no'lu otobüsle de parka ulaşabilirsiniz.


BARSELONA'NIN LEZZET KEŞİFLERİ / TAPAS CENNETLERİ


- Poble-sec, Barcelona'nın en sevilen eğlence mekanlarıyla ünlü semti. Ama semtte özellikle Pazar günleri kapısında kuyruk olunan bir tapas sunumu yapan bir mekan var ki, adı; Carrer Blai.

-Şehrin bir kaç yerinde şubesi bulunan CHÖK, tatlı çubukları ve kahvesiyle gönülleri feth etmek için hazır bekliyor. Yediğiniz tatlıların her birinin tadının damağınızda kalacağını garanti ediyorum!

-Cerveseria Catalana Tapas Bar, Barselona'nın bence en iyi tapas barı. Biz dünya tatlısı bir arkadaşımızın önerisi ile geldik. Kapıdaki kuyruk sonrasında 10 üzerinden 9 alan bu harika tapas barda birer sangria ve ona eşlik eden patates bravaslardan söyledik. Tapas olarak en çok croquetas, gambas, içi doldurulmuş midye olan mejillones rellones ve minnak kalamar puntillitasları sevdik. Akşamın bombası cava'nın yanına eşlik eden Katalan tuzuna yatırılarak közlenen minik biberler padron pimientoslar'dan geldi. Deniz tarağı, böcek, karides hikaye gençler, ben derim ki yolunuz düşerse dayanın katalan tuzuna yatırılan köz biber ve cavaya. Muh-te-şem!

-Es Xıbıu ve özellikle Instagram'dan bana yapılan bir öneri üzerine gittiğimiz ve aşırı memnun ayrıldığımız Bagauda, tapas için diğer öneriler ama eğer iyi pizza ve makarna yemek isterseniz, sizi üzmeyecek en güzel adres; Pomodoro Rosso.

- Nømad Coffee Lab & Shop, eve götürmelik kahve çekirdekleri ve lezzetiyle şehirdeki iyi kahvenin adresi,

-Yerlisinden tavsiye üzerine şans eseri bulduğumuz, SKYE Coffee minibüsü, Poblenau Bölgesi'nde yer alıyor ve özgün, kendine has lokallerin adeta uğrak yeri.

-Escriba, şehrin en eski ve en güzel pastanesi. Barcelona'ya özgü Crema Catalana tatlısını en güzel yapan yer. Öğleden sonra gitmemek gerekiyor, çünkü dışı kadar, lezzetleri ile de adından söz ettiren mekanda tatlılar hemen tükeniyor. 

-Şimdi sıkı durun! Barcelona'da daracık bir sokak. İn cin top atıyor ve karşınıza mükemmel bir makarnacı çıkıyor. Adı Tucco. Mutlaka deneyin!

-En son öneri de; İspanya'nın en ünlü tatlılarından biri için geliyor. Churros kızartılmış, şekerli bir hamur ve yediğim en iyi churros'ta hiç şüphesiz ana vatanında olmuştu. Ah! O çikolata sosuna bandırıp yediğimiz, lezzeti unutmam mümkün değil. Şiddetle tavsiye olunur!


BARSELONA'DA ALIŞVERİŞ

-Stil Light, sanat kitaplarına düşkünseniz, kesinlkle raflarında vakit geçireceğiniz bir mekan. Zira kendisi Alico için bir cennetti!
-Blow by Le Swing, içinde kaybolduğum sekorasyon, mutfak, banyo ve kırtasiye malzemeleri ile mutlakalarınız arasında yer almalı,
-Sizde benim gibi vintage'ı sevenlerden misiniz? O zaman hemen Reira Baixa Caddesi’ne buyrun.
-Eve götürülecekler arasında; Peynir severler için, şehre özgü Manchego peynirini satan tüm lokal şarküteri dükkanları sizi bekliyor olacak. Bir de magnetten daha cazip bir hediyelik eşya önerisi olan Porron adı verilen Katalanya’ya has ibrikli şarap bardakları çantaya atmalık cinsten!
-Yurtdışında beni çok çekmez ama sizi cezbedecekse, ulusal ve uluslararası birçok moda, aksesuar ve parfüm markasının ürünlerini bulabileceğiniz Les Corts’a uğramadan geçmeyin.
-Els Encants pazar yeri ise, eski tip porselen fincanlar, yaka iğneleri için alternatif bir durak.
-Barri Gothic bölgesinde yer alan Barselona’nın ilk mumcu dükkanı; Cerreria Subira! ise, muma düşkün olan benim gibiler için tam bir cennet!
0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!