BANGKOK


UZAKDOĞU'NUN ÖTEKİ YÜZÜ

GÜLEN İNSANLAR, ÇOKÇA TRAFİK, FARKLI BİR HAYAT GÖRÜŞÜ
Bangkok ile ilgili bire bir deneyimlerimden yola çıkarak, "bu şehrin adını duyduğunda aklına ilk gelen şeyler nelerdir?" deseler, yukarıda attığım başlık cevabım olur kesinlikle.

Bangkok başka bir coğrafya, çok farklı, deneyimlenesi, gidilesi, mutlaka her insanın hayatında bir kere görmesi gereken bir yer... Kimine göre modanın, teknolojinin canlı atan kalbi, kimine göre mistik dokusunun gerisine saklanmış ve Budizm'i içselleştirmiş insanların mabedi, kimine göre ise, dünyaca ünlü meşhur floating markette yüzen sandallarda satılan egzotik meyvelerin renk cümbüşünün toplamı. Benim içinse bambaşka, seyahatimin tamamını Bangkok'tan önce ve Bangkok'tan sonra olarak ikiye ayırabilirim. Çünkü hayattan ders alarak, zaman zaman zor anlarımda aklıma getirdiğim bir çok olaya burada şahit oldum ve hayatta bazı anlarda hep hatırlayacağım değerleri burada yaşadım. Belki henüz Afrika'yı görmedim, oradaki yaşama dokunmadım diye olabilir, belki de Avrupa'dan ilk çıkışım ve Asya'yı ilk deneyimleyişim diye büyütmüş olabilirim bilemiyorum ama neden böyle düşündüğümü rota ile ilgili ipuçları verirken paylaşacağım sizlerle;
 

PHUKET - BANGKOK ARASI ULAŞIM

Şimdi ilk olarak bizim Phuket'ten Bangkok'a nasıl ve ne şekilde geldiğimize açıklık getireyim. Qatar Airways ile gidiş-dönüş Phuket uçak biletlerimizi aldıktan sonra, seyahatin kaç gününü Bangkok için ayıracağımızı kararlaştırarak (4 Gün), hemen Phuket-Bangkok arası iç hat uçuşu aldık. Thai Airways'le yaklaşık 55 dakikada Bangkok Suvarnabhumi Havaalanı'ndaydık.
Burada önerim, Phuket'ten Bangkok'a geçme ya da aynı rotayı tam tersten yapma gibi bir niyetiniz varsa ana uçuş biletlerinizi aldıktan sonra, ara uçuşlarınızı da vakit kaybetmeden ya da sonraya bırakmadan halletmeniz. Çünkü Thai halkı çok nüfuslu bir halk ve bu destinasyonların çok turistik olduğunu da düşünürseniz, "balayı" sebebi ile tercih edilen bir destinasyon olduğu için biletlerin tükenme ya da sizin programınıza uymama riski olacağından buna da öncelik vermenizde fayda var.

BANGKOK'TA KONAKLAMA

Bangkok bizim oluşturduğumuz rotanın üçüncü yani son ayağıydı. Aradaki Koh Yao Yai Ada'sındaki aldığımız sayılı meditasyon ve balayı konsepti oteli olan Santhiya Resort'ten bahsetmiştim. Ada'da huzur ve dinginlik, diğer bir deyişle kafa tatili dışında gezip, keşfedecek alternatif olmadığı için burada bir kez daha belirtip, sonraki durağımız olan Bangkok'a geçtim. Phuket ve Koh Yao Yai Ada'sındaki tüm konaklamalarımız "balayı" konsepti olduğundan infinity pool (sonsuzluk havuzu) olan ve lüks tercihlerdi. O yüzden Bangkok'ta keşif ve gezgin ruhumuz devreye gireceği için, ekonomik bir konaklama yapıp, merkez sayılabilecek bir noktada konaklama yapmak istedik. Bu yüzden Ibıs Riverside Hotel'i tercih ettik. Kahvaltı dahil olarak , 4 günlük gayet makul bir fiyat ödedik, 1000 TL gibi.

 


ADININ KISACIK YAZILDIĞI GİBİ DEĞİL BANGKOK, YAŞADIKÇA İÇSELLEŞTİRECEĞİNİZ BİR YOLCULUK GİBİ...

Melekler Şehri olarak adını dünyaya duyurmuş bir şehir Bangkok...
Asya'nın adı en çok bahsedilen, teknolojik alt yapısı ve 9 milyona dayanan nüfusu ile en çok turist ağırlayan şehri Bangkok, egzotik ve mistik atmosferi, büyüleyici tapınakları ile gezginlerin seyir defterine girmeyi sahip olduklarıyla inanın çokça hak ediyor.
Halkın neredeyse %90'lık büyük bir bölümünü dinine oldukça bağlı olan Budistlerin oluşturduğu şehre ilk ayak bastığımızda mevsimlerden Mayıs'tı. Phuket'te yaşadığımız muson döneminin aksine kaldığımız 4 günün, 1 gününde bile bir kere yağmur yağmadı. Bangkok'un beni en çok zorlayan ve hatta ölümden dönmeme sebep olan yanı ise havanın 46 derece ve tarif edilemez bir nem oranına sahip oluşuydu. Başıma gelen kötü duruma size kılavuzluk etmesi için ve hazırlıklı olmanız adına çok az da olsa yer vererek, güzelliklerinden ve şehrin sahip olduğu diğer değerlerden bahsederek yazıya devam edeceğim.
Bir şehir düşünün bir yanda dünyanın en görkemli Budist Tapınakları, dinine en çok bağlı Budistlerin yaşadığı, her köşe başı mahallede en az iki tane tütsülerden ve lotus çiçekleri ile ibadet eden Budist topluluklarının bulunduğu bir şehir var. Diğer yanda da,transseksüel ve travesti nüfusunun neredeyse birinci olduğu bir şehir. Çelişik ama özgür yaşayan ama ne olursa olsun birbirine saygı duymayı ve her koşulda kendine gülebilmeyi ilke edinmiş bir şehir ve toplumla karşılaşıyorsunuz Bangkok'a gelince.
Sağlık sektörünün özellikle estetik dalında muazzam bir gelişme gösteren kenti, genel akışta belki duyunca şaşıracağınız kadar çok tapınağa ev sahipliği yapıyor. Geçmişi Kral I.Rama tarafından kurulan bu eski şehirde, 400'den fazla tapınak mevcut. Tapınakların çoğu, Phuket'e giderseniz, adına aşina olacağınız şekilde WAT adıyla anılıyor.
Bangkok çok büyük, belki 10 gün gezseniz bitiremeyeceğiniz bir coğrafya, peki Bangkok'un en'leri neler, ilk etapta nereleri gezerek rotaya hayat vermeli?

BANGKOK GEZİ REHBERİ

GRAND PALACE (BÜYÜK SARAY)
Uzakdoğu yazımın ilk post'unda da belirttiğim gibi, biz ulaşımı merkeze yakın bir yerlere gideceksek feribot ve tuk tuk'la, daha uzak yerlere gideceksek (ki iç saat gidiş-üç saat geliş aynı gün Ayutthaya'ya gittik, aşağıda detaylandıracağım.) taksi ile anlaşarak ulaşımı çözdük. Peki biz taksi nasıl bulup, anlaşacağız derseniz, cevabı çok basit buralarda işler zaten bu şekilde yürüyor. Orada yaşayan ve bize çok yardımcı olan arkadaşımız Erhan'ın bize yaptığı bu öneri ile tereddütle karışık nasıl bulacağız diye düşünürken, otelimizin hemen önünde bekleyen ilk taksici ile anlaştık ve her şey gayet basit oldu. Resepsiyona ya da otelinizin önünde bekleyen taksicilerle programınızı paylaşarak ve "pazarlık yapmayı" asla unutmadan anlaşırsanız, her gün belirttiğiniz saatte sizi alarak, gittiğiniz yerlerde de bekleyeceklerdir.
Bizim Bangkok'da ilk durağımız Grand Palace'tı. Tayland Kraliyet Ailesi'nin gözbebeği olan saray, neredeyse 1782 yılından beri Siam Krallığına ev sahipliği yapıyor. Sarayın işlemeleri ve dış cephesi gerçekten büyüleyici. İçerisinde aynı zamanda Wat Phra Kaew Tapınağı da bulunan saray, konum olarak Bangkok'un en önemli nehri Chao Phraya Nehri üzerinde bulunuyor. Giriş ücreti için 450 baht ödemiştik, bu saray ve diğer tapınaklar için şal ve uzun kollu kıyafet giymeyi ihmal etmeyin, aksi takdirde içeri giriş mümkün değil. Bir de ayakkabı çıkarma zorunluluğu var.
YATAN BUDHA HEYKELİ (WAT PHO)
Tüm Uzakdoğu'daki her tapınağın farklı bir önemi var. Bu görkemiyle büyüleyen yatan budha heykelinin olduğu tapınak ise, Thai masajının doğuş yeri olarak kabul ediliyor. İçerisinde bulunan ve adını 43 metre uzunluk ve 15 metre yüksekliğindeki yatan budha heykelinden alan tapınak, konum olarak Büyük Saray'a 1 km. uzaklıkta bile olmadığından yürüyerek geçmek mümkün. Ayrıca tapınağın orta koridor kısımlarındaki kaselere para atarak, dilek dileyerek ziyaretini tamamlayabilirsiniz. Giriş; İki kişi 200 Baht'tı.

ALTIN BUDHA HEYKELİ (WAT TRAİMİT)
Bu heykel Tayland'ın en eski heykellerinden biri. Yapımı 13. yy'a dayanan heykelin tamamı altın olduğu için, eski zamanlarda çalınmasın diye başlarda alçı ile kaplanmış. Zaman içerisinde yer değişiklikleri esnasında alçısı kırılan ve şu an altın haliyle sunulan heykel, dünyanın saf altından yapılan heykeli olma özelliği taşıyor. Bangkok'ta bir zaman sonra hatta bir kaç gün geçince tapınak dolaşmaktan her şeyi aynı görmeye başlıyorsunuz. O yüzden bir tam gününüzü tapınak ziyaretlerine değil de, arada farklı şeyler ve bölgeler deneyimlemeye verirseniz daha keyifli olacaktır. Biz öyle yaptık. O sebeple biraz daha farklı önerilere geçiyorum;
KALABALIK, RENK CÜMBÜŞÜ, EGZOTİK MEYVELER VE KAOS;
BANGKOK'TAKİ ÇİN MAHALLESİ'NDESİNİZ!
Bangkok'taki Çin Mahallesinin hikayesi yıllar önce bir kitaptan okuyunca, o gün altını çizmiş ve merak etmiştim. Aslında pek çok ülkedeki Çin Mahallerinden biriydi, ekstra bir özelliği yoktu. Ama hikayesi görmeme sebep olmaya yetmişti. Bangkok şehrinin yıllar önceki eski şehir inşaasında yani takvimler 1782 yılını gösterdiğinde, Çinli göçmen işçiler çalıştırılmış ve şehrin kanalla ayrılan bu bölgesine yerleştirilmişler. O günden bugüne Çinlilerin satıcısı oldukları renkli tezgahlar, aşağıda detaylı olarak adlarını vereceğim egzotik meyveler ve her türlü sokak satıcıları burada.

Biz buraya Chao Phraya nehrinden kalkan teknelerle Ratchawongse rıhtımında inerek ulaştık.
Bana göre şehrin en canlı ve en kaotik kısmı buralar. Özellikle Yaowarat Caddesi ve batı taraflara ilerlediğinizde Phahurat’taki bölgeler adımlarken zorandığımız ama Bangkok'un farklı yüzünü gördüğümüz kısımları olmuştu. Hatta Phahurat, şehrin küçük Hindistan olarak anılan kısmı.

Sokak isimlerini itina ile not ettikten sonra, görmeniz gereken bir yapı da Gate of Chinatown. Yani Çin Mahallesi Kapısı. Mahallenin açıldığı dar sokakların çoğunda farklı yemek tezgahları var. Ben hava sıcaklığı ve koku sebebi ile çok zor zamanlar yaşamıştım ama şimdi iyi ki görmüşüz bu yüzünü de diyorum.
BANGKOK'TA SAĞLIK PROBEMİ!
"Havanın sıcaklığının 46 derece oluşu, nem oranının çok yüksek oluşu ve yemeklerinin yağının çok ağır gelmesi sebebiyle biraz zor geçen bir seyahat oldu. Normalde hiç kırılgan ya da sık sık hasta olan biri değilim ama sonradan seyahat sigortası poliçemizden aradığımız ve hastane konusunda yönlendirme aldığımız doktor şunu söyledi; Genelde bu seyahat destinasyonlarına gidenler, şehrin sıcak havası ve iç mekanlara restoran, otel, araç gibi noktalara girdiklerinde klimanın yüksek soğuğu ile karşılaşıyor. Hava sıcaklığının ani düşüş ve artışları, ikili hava değişimi kişiyi çarpıyor ve en önemlisi de dışarıda başıma geçen güneş sebebi ile mide bulantısı, baş dönmesi ve geceleri kendinden geçerek, halüsinasyon görmelere kadar varan çok zor günler geçirdim. Sizde bunun olmaması veya olursa da hazırlıklı olun diye kısacık özet geçmek istedim..."
MANGKON KAMALAWAT TAPINAĞI (WAT MANGKON KAMALAWAT)
İsminin açılımı; Nilüfer Tapınağı olan bu tapınak da konum olarak Çin Mahallesi'nde ve renkleriyle hemen bir fotoğraf molasını hak ediyor. Her yıl yapılan Vejeteryan Festivaline ev sahipliği yapan tapınak, günün her saati dolu. Giriş ücretsiz.
BANGKOK'TA KANAL TURU
Normalde beni tanıyan ve seyahat yazılarıma aşina olanlar bilirler, bir çok şehirde kanal turu yapar ve şehirlerin yüzlerini ilk önce o şekilde tanıyıp, detaylı gezeceğimiz bölge ve sokakları önceden teftiş edip, şehrin genel havasını solumak gibi düşündüğüm için tekne turlarına öncelik veririm. Bangkok hayatımda yaptığım kanal turları arasında en çok ders aldığım, en çok "başka ya da öteki hayatları" görme şansı yakaladığım kanal turu oldu. Şiddetle öneriyorum. Neden?

Doğunun Venedik'i benzetmesi yapılır genelde Bangkok için, kanal olduğu için belki evet ama Venedik ve buranın kanal olarak auraları o kadar birbirinden farklı ki. Bu benzetmeyi ne kadar hak ediyor bilemiyorum ama beklentinizi düşük tutmak kaydıyla, hayata yapacağınız bu yolculuk için bir kanal turuna bu şehirde mutlaka katılın derim. Normalde Longtail adı verilen 7-8 kişilik teknelerle turlar düzenleniyor. Ama biz Longtail'a sadece iki kişi ve iki saatlik bir kanal turu için biraz daha fazla ödeyerek binmeyi tercih ettik. İki kişi 3000 baht ödedik.
Turların başlangıç noktası otellerin de bulunduğu, Chao Phraya Nehri. Buradan başlayarak, Thonburi kısımlarına kadar uzanan kanallar geziliyor. Ayrıca Arun Tapınağı, Milli Müze gibi yapıları da kanaldan geçerken uzaktan görüyorsunuz.
Biz biletimizi turları inceleyerek kendimiz Chao Phraya Nehri üzerindeki iskelelerden aldık, zaten uzun kuyruklardan da anlayabilirsiniz.

-Ayrıca yine Kanal Turu sırasında gözümüze kestirip, yaşlı kaptanımızdan adını öğrendiğimiz; Holy Rosary Kilisesi ve Santa Cruz Kilise'leri de bu tur sırasında keşfedip, sonrasında gezdiğimiz yerlerden bir kaçı oldu. Tapınaklardan sonra bu kiliseler Uzakdoğu değil de, Avrupa'da geziyormuşsunuz izlenimi veren nadir yapılardan biri olmuştu.
Şehri ikiye bölen ve damarlarına hayat veren Chao Phraya Nehri aslında çok pis, bildiğiniz kanalizasyon suyu. Renginin de bir çekiciliği yok. Ama inanın, teknenin yer yer durduğu, yer yer hızlandığı noktalarda öyle farklı hayatlar var ki...

Ateşi görüp, suyu özlemek, su bulduğunuz da gökyüzüne el açmak gibiydi hayat ve o insanların her birinin yüzü... Teknenin motoru gürültüyle çalışıp, yüzüme değen rüzgar kanalı serinletirken köşede Budist rahipleri görüyorum, suyun üzerindeki ağaçtan nehre sallanıyorlar, hepsinin yüzlerinde gülümseme, hayatı seviyoruz der gibi... Bu fotoğrafa o yüzden her baktığımda, farklı şeyler düşünürüm...

Kanalda ilerlerken bir tabut işçisini gördük. Yaptığı bir sanattı, zanaatı böyle mi dillendirilir bilemiyorum ama hayatımda gördüğüm en görkemli tabutları yapıyordu. Yaptığı yer kanalizasyon suyunun keskin kokusunun içerisindeki derme çatma bir baraka (ki kanal böyle evlerle dolu), muhtemelen kendi yatacağı yeri bile zor ayarlarken bir de, bize selam çakar gibi havlayan bir köpeği vardı. Yine gülümsedi, işini bırakıp el salladı bize var gücüyle...

Kanalın üzerindeki hayatlar beni çok etkiledi. Bir tarafta Mandarin Oriental gibi dünyaca ünlü beş yıldızlı otellerin yer aldığı Chao Phraya Nehri, diğer yanda derme çatma barakalarda balıkçılık ve diğer el sanatlarını hayata geçirerek geçinmeye çalışan yoksul ama hayatından son derece memnun, hep gülümseyen bir halk. İşte bu yüzden zıtlıkların en ders verici coğrafyası gibi gelir bana Bangkok hep...
FLOATİNG MARKET (YÜZEN MARKET)
Benim Bnagkok'a gelmek isteme sebeplerimden biridir Floating Market. Babam biz çocukken Çin'e ve Bangkok'a gitmişti iş için. Bana buralardan sepet sepet meyve ve görüntüsünü hiç unutmadığım karpuz kollu bir elbise ve hala bu yaşımda evimin bir köşesinde duran bambu bir şemsiye getirmişti. O günden bugüne, 28 sene geçti ve ben hala bunları getirdiği coğrafyanın merakını hep taze tuttum içimde. Ve çok heyecanlandım buraya gelmek için. Ama hava değişimi sebebi ile yaşadığım sağlık problemi nedeni ile serumun sıvısından öteye gidemedi yüzen market hayalim. O sebeple kısaca bahsedip, hızlıca geçiyorum. Güneydoğu Asya ülkelerinin en ilginç özelliklerinden biri yüzen pazarlar, hatta simgesi. Aslında fotoğraf ve videolarda da görebileceğiniz gibi kayık bir sandal ve içerisinde aklınıza gelecek her türlü egzotik meyve ya da renkli objenin satılması ve satıcıların birbirine çarpmamak için üzerinde dümen kırdığı bir kanaldan ibaret.

Biz en çok Bangkok’a 100 km uzaklıkta bulunan Damnoen Saduak'a gitmek istemiş ve taksici ile anlaşmıştık ama maalesef gidemedik. Siz tercih yapmak isterseniz diye, en meşhur olan bu pazar aklınızda dursun diye buraya bırakıyorum.
ESKİYLE KONUŞTUĞUM, ONU HİSSETTİĞİM EN GÜZEL TARİH; AYUTTHAYA
Ayutthaya düş gibi, masal gibi, eskinin yüzünüze değen, içinize işleyen ve bugüne gelmiş en masalsı eski kenti. Bangkok'tan iki saat mesafede bulunan bu tarihi eski kent, Bangkok'tan önce, Tayland'a uzun yıllar başkentlik yapmış bir kent. Bana göre Tay tapınak mimarisinin en eski ve en güzel örneğini görebileceğiniz eşsiz yerlerden birisi. Taksi kiralamayacaksanız, otobüs ve minibüslerle de ulaşım sağlamanız mümkün.

400 yıl kadar, Tayland'ın eski adı olan Siam'a başkentlik yapmış olan kent Lopburi, Pa Sak ve Chao Phraya Nehirleriyle çevrelenmiş. 1991 yılında Unesco Dünya Mirası'na alınarak koruma altına alınan şehir, her yıl 5 milyona yakın ziyaretçi alıyor.
Normalde bu koca eski şehri tek bir tapınak gezer gibi bir günde bitirmeniz imkansız ama hızlandırılmış bir turla bir günde ve ara ulaşımlarda tuk tuk ya da bisiklet kiralayarak gezebiliyorsunuz (taksi kiraladıysanız, aradaki ulaşımı kendisini hallederek, bekliyor sizi.)
Ayutthaya'da yapılacak en güzel aktivite, köprülerden geçerek, bahçelerin arasına karışmak ve tapınakların eski dokusuna hayran kalarak yürümek. Biz sesli guide almış ve İngilizce rehber yardımıyla gezmiştik.
Bizim ilk uğradığımız tapınak; Phra Mongkhon Bophit Tapınağı idi. İçerisinde devasa bronz Budha heykelinin yer aldığı tapınağın etrafındaki bahçelerde özel kostüm giydirilmiş fillerle safari yapılıyordu.
Wat Mahathat
Ayutthaya'nın, Antik Ayutthaya Krallığının başkentliğini yapmış ve kuruluşu 1350'li yıllara dayanan bir tarihi var. Günümüzde nehirler ve kazılan kanallar sayesinde ada halini almış olan bu eski kentin içerisinde sayısız Budist Tapınağı var ve en etkileyici olanı da hiç şüphesiz bu tapınak. Wat Mahattat, üzerinde meşhur Budha başı figürünün işlenmiş olduğu ve banyan ağacının bulunduğu bir tapınak olduğu için çok fazla ilgi görüyor. Ayutthaya’nın da simgesi haline gelmiş bu ağacın önünde bazen fotoğraf çektirmek için kuyruklar oluyor. Fotoğraf çekerken dikkat etmeniz gereken ve yapmadığınızda görevlinin sizi uyardığı bir noktada, Budha ile başınızı aynı seviyede tutarak fotoğraf çekmeniz.
 
Wat Lokayasuttharam
Bu tapınak adının son kısmına yaraşır şekilde 42 metre uzunluğunda ve lotus çiçeğini başının altına alıp yatan bir Budah heykelini sembolize ediyor. Fotoğraflamak çok güç olsa da yakından bakınca yüzünde hafif bir gülümse bulunan heykelin heybeti ve etrafındaki yeşil alanlarında yürüyüş yapmak bambaşka hissettiriyor insanı. Bu arada bu bölgede, fillere özel kostümler giydirilerek safariler düzenleniyor. O sıcakta, bu şekilde ben tek başına yürüyemezken, onları düşünemiyorum bile. Evet heybeti ve kostümleriyle çok sevimliler, evet bizler hayatımızda her gün fil görmüyoruz ve bu şansı yakalayamıyoruz ama bilemiyorum hüzün bazı coğrafyalarda sanırım maalesef daha ağır basıyor.
 
Tek tek hepsini detaylandırmanın mümkün olmadığı Ayutthaya en özet şekliyle; Wat Mahattat, Wat Ratchaburana, Wat Thammikarat, Wat Phra Si Sanphet, Wat Phra Ram ve Wat Lokayasuttharam tapınaklarından oluşuyor ve 6'sına girişi içeren bilet aşağı yukarı 25 TL yani 250 Baht civarı.

 

BANGKOK'TA ALIŞVERİŞ

Kimilerinin tarih, din ve bambaşka bir kültür deneyimlemek için gittiği Bangkok aynı zamanda sayısız pazar ve alışveriş merkezine sahip olduğu için aynı zamanda tam bir alışveriş cenneti.
Zaman zaman hatta en çok serinlemek için girdiğimiz alışveriş merkezlerinden en beğendiğim; Siam Paragon'du. Gördüğüm en lüks ve en değişik alışveriş merkezi diyebilirim.
AVM'lerin giriş-çıkış saatleri bizdeki gibi 10.00-22.00 arası ve havaray ve metro ulaşımı inanılmaz gelişmiş olduğu için bu şekilde ulaşım en mantıklı yol. (Bangkok, sadece metro kuyruğuna bakarak bile, medeniyetin nirvanasında olduklarını ilk saniyede anladığım en ilginç şehirdi.)
Alışveriş yaparken, özellikle çok eşya alacaksanız "Vat Refund for Tourists" yazan yerleri tercih ederseniz tax free imkanından faydalanmış olursunuz.
Bangkok'un genelinde sürekli farklı satıcılar ve pazarlar kuruluyor ama en panayır yeri gibi olan ve farklı bulduğum; Chatuchak'tı.
Bir de akşamları en güzel (en bize göre) yemekleri yiyerek, en şık atmosferi hissettiğimiz hatta her akşam müdavimi olduğumuz yer; Asiatique. Nehrin iki tarafına ücretsiz ring seferi gerçekleştiren botlarla ulaşımı sağlıyorsunuz.


BANGKOK'TA YEME-İÇME

Çin mutfağını seviyorum hatta çok seviyorum ama Tay mutfağı maalesef bana göre olmadığı için bir çok şeyi deneyimlemeye çalışsam da pek başarılı olamadım. O sebeple önerilerin çoğunu Alico Tay mutfağını çok sevdiği için onun deneyimlerinden yola çıkarak hazırladım.
En tadılası Tay yemekleri;
- Phat Thai - Tay usulü erişte
- Yam Nua - Baharatlı et salatası
- Kai Phat Met Mamuang Himmaphan - Kaju cevizi ile kızartılmış tavuk
- Kaeng Phanaeng - Hindistan cevizi kreması ile marine edilmiş körili et
-Tadını mantıya benzettiğim ama alakası olmayan ve hindistan cevizi sütü ile yumuşatılmış tavuk çorbası olan; Tom Yam Kung.
En egzotik ve tatmadan dönmeyeceğiniz meyveler;
-Alico'nun favorisi; Dragon Fruit (Pitaya meyvesi olarak da geçiyor.)
-Bordo kabuklu; Mangosteen. İçerisinde sanki şekil olarak sarımsak var gibi.
-Papaya
-Marula
-Benim en sevdiğim böğürtlen ailesinden; Liçi

Uzak Doğu macerası burada noktalanıyor, şimdinin planlarında yok ama belki ileride Filipinler ve Hindistan için bolca heyecan var içimde. Yorumlarınızı bırakmayı unutmayın olur mu?

2 Comments
  • Çiğdem

    Reply

    Teşekkürler çok detaylı bir yazı serisi olmuş. Hayvanlarla ilgili farkındalık yaratan bölüm için de ayrıca tesekkürler. Aslında fantasea show gibi ya da hayvanat bahçesi gibi ön yüzünde güzel gibi görünen tüm hayvan kullanımlarının arkasında hayvanlar büyük acılar çekiyor 🙁 küçük bi soru: gitmeden önce aşı yaptırmış mıydınız? Karaköy sağlık merkezi bana hepatit a yı önerdi de..

    • özlemköksal

      Beğenmenize çok sevindim umarım güzel bir rehber olur. Hayvanlar maalesef belirttiğim gibi güzeller ama güzelliklerinin arkasında ağlatan bir gerçek var maalesef. Bize aşıya gerek olmadığını söylediler, yaptırmadık. Ama hayvanlarla maymun falan haşır neşir olacak yapıda biriyseniz yaptırın, arkadaşlarım orada yaptırmak zorunda kaldılar pençeleri derilerine geçtiği için önlem olarak. Çık sevgiler! 🏞

Leave a Comment

error: Content is protected !!