AMSTERDAM

Gittiğim şehirlere en güzel anılarımı bırakıyorum, her şehrin, her sokağıyla aramda muhteşem bir bağ kurarak geziyorum. Ama Amsterdam aramdaki bağın en kuvvetli olduğu şehirlerden biri benim için. Hem benim ilk Avrupa seyahatim, hem de tek kişi olarak gidip, iki kişi olarak döndüğüm en özel tatilim. Çünkü belki de hayat boyu elini tutacağım adamla her şey, bu özgür ülkede başlayıvermişti...
O halde sizi romantizmden sıyırıp, karış karış Amsterdam sokaklarını keşfe çıkmaya davet ediyorum... Kuzeyin Venediğine benzettiğim ve şehri sevmeniz için bir saatlik bir Kanal turunun bile yeteceğine inandığım şehirde, ilk iş ulaşım ve konaklama işini çözmeniz gerekiyor.

 

ULAŞIM
Uluslar arası uçuşların hemen hemen hepsi Schiphol Havalimanı'ndan yapılıyor. Bu havalimanı Avrupa'nın dördüncü büyük havaalanı ve şehir merkezine de oldukça yakın sayıldığından şehre transfer sürecinde de sıkıntı yaşamıyorsunuz. Taksi ve araç kiralama gibi alternatifleri paranıza yazık olmaması ve tatil bütçenize masraf olarak eklenmemesi adına direk eliyorum. Geriye kalan tren ve otobüs alternatiflerinin hangisini seçerseniz seçin, ikisi ile de aynı kolaylık ve hızlılıkta şehre ulaşabileceğinizi garanti ederim.

Tren

Schiphol Havalimanı tren istasyonu, havalimanının hemen altında bulunuyor. Bu yüzden bavullarla zorluk yaşamadan inebiliyorsunuz. Buradan bineceğiniz tren ile Amsterdam Merkez İstasyonu, Amsterdam Zuid (Ticaret Merkezi) ve Amsterdam RAI (Konferans Merkezi) istikametlerine maximum yarım saat içinde ulaşabilirsiniz. Tren biletini istasyondaki gişelerden ya da otomatlardan satın alabilirsiniz. Ben hep işimi sağlama almayı sevdiğimden gişeleri tercih ettim ama sizlere yazabilmek adına otomat seçeneğini de denedim. Kredi kartının geçmediğini söyleyebilirim, onun dışında menü oldukça basit. Bilet fiyatları ise, tek yön için 3.80 Euro. Aynı gün içerisinde gidiş – dönüş düşünüyorsanız 7.80 Euro idi. Son güncel fiyatları bilemiyorum.
Otobüs
Amsterdam Schiphol Havalimanı ve şehir merkezi arasında uygun fiyatlı ulaşımın diğer seçeneği de otobüs. 30 dakikalık bir yolculuk ile şehrin güney ya da batısına ulaşılabiliyorsunuz. 197 numaralı otobüse binerek, (bilet otobüsün içinden alınıyor) 2.38 Euro karşılığında Leidseplein’e gidebilirsiniz. Bu otobüsün 15 dakikada bir seferi var. Bekleme sıkıntısı yaşamazsınız. Gece saatlerinde otobüs kullanacaksanız ücreti değişmediyse 4 Euro idi. Otobüs seferleri de havalimanının hemen çıkışında yapılıyor. Bu noktada küçük bir dip not; Dövizinizi mutlaka bozukluklar ya da küçük banknotlar şeklinde hazır bulundurursanız, transfer aşamasındaki ödemelerde sıkıntı yaşamamış olursunuz.

 

KONAKLAMA
Eğlence anlayışı ve yasaklara sınır tanımayan kimliği ile birçok genç ziyaretçisi olduğu için neredeyse her lokasyonda bir dolu hostel bulunuyor. Ben üç gidişimde de hostel’de kalmadım. Daha ekonomik yollu ya da gruplar halinde konaklama yapabileceğiniz bir tatil planı yaptıysanız, elbette bu hostellarda kalabilirsiniz. Yine de mutlaka konaklayacağınız yerlerin merkeze yakın olmasına aman dikkat edin! Favorilerim; Kesinlikle 1. ve 3. Olanlar;
Bulldog Hotel
Coco Mama
Stay Okey
Özellikle Bulldog yılın her dönemi bol ziyaretçi alıyor, bu sebeple çok önceden boş oda peşine düşmeye başlarsanız bence gayet mantıklı olur.
Ancak hem biraz daha rahat ve temiz bir yerde, kendi düzenimde konaklayayım, rahat duşumu alıp, istediğim gibi takılayım diyorsanız gitmeden airbnb’den ev kiralayın derim. Lüks bir evde çok uygun fiyata kalabiliyorsunuz ve eğer şanslıysanız bizim ev sahibimiz Anna gibi sizin için banyoya bırakılmış köpükler, mumlar, mutfakta şaraplar ve minik atıştırmalık süprizlerle karşılaşabilirsiniz. AirBnb
Konaklama alternatiflerinin benim için vazgeçilmezi olan www.booking.com'u da listeye ekleyip, sizi hemen keşfe çıkmaya davet ediyorum ;
IMG_2323
XXX - SANAT, ÖZGÜRLÜK VE HUZUR
Zıtlıkların özgür çocuğu olarak adlandırdığım Amsterdam, hem Van Gogh ve Rijks Müzesi gibi dünyaca ünlü sanat merkezlerini bünyesinde barındırıyor, hem de seks turizminin kalbi olarak adlandırılan Red Light District Bölgesi’ne ev sahipliği yapıyor. Coffee Shop’ları ise belki de en başta söylemeliydim, çünkü bu coffee shop’lar kimileri, özellikle de birçok genç için turizmin ana halteri sayılabilir. Yasal olarak Amsterdam sokaklarında marijuana içilmesi yasak olmasına rağmen, Coffee Shop’larda rahatça marijuana içilebiliyor. Ayrıca tüm Coffee Shop’larda en hafifinden, en ağırına otlar, sihirli mantar ve keklere de rastlamanız mümkün… Ancak altını çizerek belirtmek isterim ki, Amsterdam ilk izlenimde her ne kadar sex ve uyuşturucunun özgür şehri olarak tanımlansa da, şehre ayak bastığınız andan itibaren, bundan çok daha fazlasının sizi karşıladığını göreceksiniz.
Anahtarlıklarından, masa üstü süslerine kadar hemen her yerde Amsterdam'ın simgesi olan üç X harfini göreceksiniz. XXX Amsterdam şehrinin simgesi. Ben bunu her ne kadar kendimce şehrin bende bıraktığı izler olan sanat, özgürlük ve huzur olarak tanımlasam da aslında şehrin sembolü çok eski bir gerçeğe ve tarihe dayanıyor.
XXX Amsterdamlılar için tarihi boyunca savaş verdikleri ve ülkeye bir daha girmesini istemedikleri "ateş, su ve veba"yı sembolize ediyor. Gezi süreniz boyunca sanata ve müzelere mi ağırlık vermek istersiniz, alışverişe doymak mı yoksa şehri keşfettim bana yeter deyip, doğanın en güzel yanından sebeplenmiş kasabalarını mı keşfe çıkmak istersiniz bilemem ama yine de Amsterdam için en az iki, en fazla altı-yedi gün yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Amsterdam gezisi için Hollanda’dan Schengen Vizesi almanız gerektiğini söyleyip, hava durumundan da bahsettikten sonra, gezilecek-görülecek yerlerin detaylarına yer vererek, renkli tatil için start verebiliriz.

 
Hava Durumu
Ben Amsterdam'a üç seferinde de Ocak ve Şubat aylarında gittim. Bu yüzden kış aylarında gideceklere, mevsimin malum soğuklarına, bir de kanallar şehri olmasını ekleyip çok sıkı giyinmelerini tavsiye edebilirim. Ama Ağustos'un sonuna doğru bile hafif bir serinliğin olduğunu duyduğum için hava durumuna bakıp, valiz hazırlamanızda fayda olacağını da ekleyelim.

I Am Amsterdam Kart Alınmalı mı?

Açık söylemek gerekirse, özellikle müze ağırlıklı gezi düşünenler mutlaka bu kartı almalı. 24, 48 ve 72 saatlik çeşitleri bulunan bu kartın avantajlarını sıralarsak; Detaylı şehir haritası, otobüs, tramvay, metro kullanımını içeren limitsiz ulaşım hakkı, (Ki ulaşım yani sırf bisiklet ve yürüyüş düşünmüyorsanız ve indi-bindi yapacaksanız mantıklı), Amsterdam’ın en popüler 40'a yakın müze ve ziyaret yerine giriş imkanı, Rijksmuseum’a girişte indirim, ücretsiz bot turu, konser, tiyatro, araç kiralama, restoran gibi durumlarda indirim, her ay değiştiğini bildiğim bazı fırsatlar olarak özetleyebiliriz. Fiyatlarla ilgili en güncel bilgiye buradan detaylıca ulaşabilirsiniz. http://www.iamsterdam.com

 

AMSTERDAM'IN EN GÜZEL TÜYOLARI

Size Londra yazımda hazırladığım "How to be a good Londoner" gibi her şehir için bir köşe yapacağım. Kısa kısa özetlerle, bir kaç günlüğüne de olsa nasıl o şehri turist gibi değil de yerlisi gibi yaşarsınız diye... Merak ediyorsanız, hadi koşun!

-Sabah kalktın ve aç mı uyandın? O zaman senin için harika bir pastane önerim olacak; Petit Gateau. Burası tam bir cennet. Sizde benim gibi tartoletlere tapıyorsanız mutlaka gidin. Bir kaç alternatif tatlı ve kruvasan da var. Yeri; Haarlemmerstraat 80'de.

-Bisiklete binmezseniz aklım kalacak, hadi Mac Bike'a bir kırmızı bisiklet kapmaya. Sonra da ver elini kahvaltılıklarınla Vondelpark.
-Yapıların üzerindeki yıllara bakıp şaşırmak ve eğik duran her binanın görsel şölenine mi tanık olmak istedin? Doğru Kanal Turuna...
-Miden git gide kazınıyor mu? Dur daha erken hemen Vlaams Friteshuis Vleminckx’da külahta patates kızartması alabilirsin. Ya da ucuza yemenin hazzını mı duymak istedin 2-3 euro atıp, acayip başlangıçlardan sebeplenebilirsin. Kimden mi söz ediyorum leziz tat; Febo. Gece bile açık.
-Dam Meydanı, Red Light District, Begjinhoff Bölgesi'ni listende tamamladıysan, Leidsestraat ve Kalverstraat'a kendini bırakabilirsin. Buralar trafiğe kapalı ve giyim alışverişi için gezmesi rahat lokasyonlar.
-Okkalı bir müze turu yapmak mı istediniz. O halde size yazdığım müzeleri dolaşmak epey bir vaktinizi alacak. Yorulursanız Çiçek Pazar'ında nefeslenebilir ve eviniz için hediyelikçileri arşınlayabilirsiniz.
-Ben demedim, siz sordunuz. Berenstraat üzerinde Pancakes diye bir mekan varmış. Merak edeni, deneyeni çokmuş.
-Bulldog Cofeeshop'tan 6-7 tane göreceksiniz. Girmek adettendir. Burası coffeshop olarak ilk olma özelliğini taşıyor. Logosu çok sempatik. Aynı coffeshop'un Red Light'ın arka taraflarında hediyelik eşya dükkanı da var. T-Shirt'lerinden edinebilirsiniz.
-Steak sevdiğinizi duyar gibiyim. Leidseplein'in arka tarafında kalan Castell Barbecue o halde tam da size göre. Mekanın sıcaklığı ve ambiansı harika. Ne de olsa şömine başında ve koltuklara kurularak yenen bir yemekten söz ediyoruz. Belki bir Brasil Fabuloso yuvarlarsınız belli mi olur.
-Heineken Bira Fabrikasına gitmenin eğlencesi başka. Mutlaka bir yarım gününüzü geçirin, içerideki fotoğraf alanları sayesinde çok eğleneceğinize eminim.
-Bu şehirde gezdikçe, siz de benim gibi sık mı acıkıyorsunuz? Wok to Walk'ta bir noodle yerseniz, hem büyük, hem leziz porsiyonları hafızanızdan kazımanız zor olur. Yok benim canım istemedi derseniz de, üzülmeyin alternatif çok. Dilim pizzanın leziz versiyonu için New York pizzaya gidin.
-Adını ünlü ressam Rembrandt'tan alan ünlü meydanı da şöyle bir gördükten sonra, buradaki cafe ve barlara da göz gezdirebilirsiniz.
-Amsterdam'ın Venediği dediğim için İtalya'ya mı gitmek istediniz. Orasını bilemem ama gerçek bir İtalyan risottosu için Piccolo Mondo'yu deneyebilirsiniz. Deniz mahsullü risottosundan sipariş verebilir ya da günlük menülerinin arasından seçim yapabilirsiniz. Kişi başı muhtemelen 25 euro civarı ödersiniz. Yeri; Geldersekade 93'te.
-Akşam oldu ve bir kaç içki yuvarlamak fena bir fikir gibi geliyor mu? O zaman kanalların çevresindeki herhangi bir barda iyi bir bira ve kaliteli şarap içebilirsiniz. Kokteyl gibi alengirli bir içecek ise canınızın çektiği; Marnixstraat'ta bulunan Lux Bar'a gidebilirsiniz.
-Adı üstünde Red Light. Kırmızı led ışıkların hayat verdiği cadde de ve kanal tarafından mutlaka gece de yürüyün, bir tarafta kalabalık sokaklar varken, diğer tarafta insanların işinde, gücünde ve evinde normal hayatlar yaşadığına tanık olun. Sahi biz miydik medeniyetler şehri?
-Gece kendinizden geçmek isterseniz; Jimmy Woo ve Bitterzoet'i listeye ekleyebilirsiniz.
-Şehirden ayrılmadan mutlaka şezlongunu kanal kenarına konuşlandıran bar veya cafelerden birine oturun. Walem'in terası bu anlamda nefis.
NERELERİ GEZMELİSİN?
Avrupa'nın bir çok şehri gibi Amsterdam da adını şehri ikiye bölen ana nehir olan Amstel nehrinden alıyor. Yaklaşık 1300 köprünün görsel bir şölen yaşattığı şehirde, her sokağın açıldığı bambaşka köprü ve kanalların yanı sıra çok fazla ahşap kazık ve yel değirmenine de rastlamanız mümkün. Şehirde su seviyesi düşünce, ahşap kazıklarda hava ile temas sonucunda çürüme olduğundan su seviyesinin sabit tutulması gerekiyor. Hollandalılar da yaptıkları bentlerle ve yel değirmenleriyle su seviyesini sabit tutabiliyorlar. Her ne kadar Venedik gibi suyla bütünleşen bir şehir olsa da, bazı evlerde gözle görülür eğrilmeler olduğunu görebileceksiniz. Bu da zaten Amsterdam'a anlam katan ve onunla bütünleşen en güzel örnek...
Homoseksüel anıtından, çiçek pazarına bir çok uç ama renkli yere ev sahipliği yaptığı için gezilip-görülecek yerler çok fazla olduğundan mutlaka planlı bir programlama ile gezmek gerekiyor.
Şimdi nerelerin gezilmesi gerektiğini yazmadan hemen önce, neyle gezilmesi gerektiğini de eklemen iyi olur, dediğinizi duyar gibiyim... Amsterdam bir bisiklet şehri. Başbakanının bile ofisine bisikletle gittiği bir şehirden bahsettiğimiz için mutlaka bisiklet kiralamanız, artan zamanda da yayan gezmenizi tavsiye ediyorum. (Kiralama için MAC Bike'ı tercih edebilirsiniz; http://www.macbike.nl/) Zaten şehir içi ulaşımında tramvayla da yorulduğunuz zamanlarda kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Bu arada diğer Avrupa şehirlerinin aksine yayanın öncelikli olduğu değil, bisikletlinin öncelikli olduğu bir şehirden söz ediyoruz. Bu sebeple sağınızdan ve solunuzdaki bisiklet yolundan ışık hızıyla gelen bir bisikletli varsa, ona yol vermeniz olası bir kazanın yaşanmasını önlemiş olacaktır.

 

-Amsterdam Kanal Turu:
Kesinlikle listenizin ilk sırasında yer almalı. Şehre aşık olmak, binaların farklı yapıları ve tarihlerini görüp, büyülenmek için yalnızca bir saat ayırmanız yeterli. Ayrıca 7 farklı dil seçeneği olan kulaklıklarla da bilinçli bir gezi keyfi yakalayabiliyorsunuz. Turun sonunda şehri baştan başa gezmekle kalmıyorsunuz, aynı zamanda şehirde kalacağınız diğer günler içinde kendinize ufak işaretler koyarak bir takım lokasyonları çok daha kolay buluyorsunuz. Bir nevi şehri tanıma aşaması ve yol-yön bulma da size yardımcı bir gezi olarak da düşünebilirsiniz. Bu arada bir saatlik şehri tanıma turu haricinde, kanal turları çok çeşitli; ana yemekli, sadece şarap ve peynirli seçenekleri bulunan daha şık kanal turlarının dışında, müze gezmeyi hedefleyen tatilciler için “hop on hop off” tarzında tüm gün geçerli olan bir bilet alıp müzelerin yakınında inip, tekrar binebileceğiniz kanal turları da var. Detaylı bilgi için göz atabilirsiniz; http://www.amsterdam.info/tours/canalcruise/
-Dam Square (Meydan):
Şüphesiz ki Amsterdam’ın en büyük ve en büyülü meydanı burası diyebilirim. Şehrin hem en tarihi yapıları, hem alışverişinin kalbi, hem de ünlü Holywood yıldızlarının balmumu heykellerinin bulunduğu Madame Tussauds müzesi de bu meydanda bulunuyor. İnşaası 13. yy’a dayanan meydanın yapılış amacını öğrenince, kat ve kat daha büyülenerek dolaşıyorsunuz. Amstel nehri etrafına set kurarak Zuiderzee Denizi’nin taşmasını ve yapılar ile insanlara zarar vermesini engellemek amacıyla yapılan meydan da atlı askerlere rastlamanız mümkün. Aynı zamanda şanslıysanız ve güneş biraz olsun yüzünü gösterdiyse, cafe’lerin dışarısına taşıp, bir yorgunluk kahvesi içtikten sonra, kendinizi ünlü markaların mağazalarında alışverişe bırakabilirsiniz. Bu arada minnak bir not; Nisan ve Ekim aylarında karnaval kurulduğunu duydum. Hani bahar geldi, karnaval havası falan der ve Brezilya size uzak gelirse bir ihtimal neden gitmeyesiniz.
-Madame Tussauds Müzesi:
Bana genelde aşırı turistik aktiviteler çok sempatik gelmiyor, bu müzede benim için bu şekilde. Ama olur da, durum sizin için farklı olursa diye listeye eklemek istedim. belki çocuklu aileler için farklı bir plan olabilir. Bu ünlü müze zincirinin Amsterdam ayağında, kraliyet ailesinden, ünlü sanatçı, oyuncu ve sporculara birçok ismin bal mumu heykelini görebilirsiniz.
-De Bijenkorf ve Magna Plaza:
Aradığınız şey balmumu heykelleri değilse ve şans eseri bir kaç sokak müzisyeninin görsel ve işitsel şölenine de tanıklık ettiyseniz, alışverişe bırakabilirsiniz kendinizi. Ve bu meydan alışveriş noktalarına ulaşmak için en merkezi lokasyon. Dam Meydanı Amsterdam’ın en ünlü ve büyük mağazalarından biri olan De Bijenkorf ve tarihi bir yapıdan dönüştürülen modern Magna Plaza mağazası ile (ayrıca Maison de Bonneterie ve Metz&Co gibi diğer isimlerle) alışveriş tutkunları için doğru adresler. Özellikle Magna Plaza'ya bir şey almayacaksanız bile, içeriyi görmek için mutlaka uğramalısınız.
-Amsterdam Kraliyet Sarayı ve Nieuwe Kerk:
Meydanın batı ucunda konuşlanmış olan neoklasik mimari örneği Amsterdam Kraliyet Sarayı ile diğer yanda yer alan Nieuwe Kerk (Yeni Kilise) mimari dokuları itibari ile mutlaka görülmesi gereken yerler. II. Dünya Savaşı kurbanlarının anısına inşa edilmiş olan beyaz taştan yapılma Ulusal Anıt ise Amsterdam'a gidilip de, önünde fotoğraf çektirilmezse içinizde kalacak yerler arasında. İnşaası yedi yıl süren Kraliyet Sarayı da muazzam cephesi ile görülmeye değerdir. Yeni Kilise ise 15. yy'dan kalma bir kilise olup, içerisinde zaman zaman dini içerikli sergilere denk gelmeniz mümkün. Ayrıca 2002 yılında Arjantin Prensesi Maxima ve Prens William Alexander, kilisede evlenmiş.
-Van Gogh Müzesi:
Hollandalı ünlü ressam Van Gogh’un çalışmalarının sergilendiği müze burası. Amsterdam'da ilk gidişimizde, en uzun saatleri ayırdığımız müzeydi. Özellikle sanata ilginiz varsa, eminim ki iki katı heyecanla gezersiniz bu müzeyi. Hatta öyle ki kapıda bilgi aldığım bir görevli 2012 yılında bir buçuk milyona yakın bir ziyaretçi akını olduğunu ve Avrupa'nın en çok gezilen müzeleri arasında 31. sıraya girdiği bilgisini paylaştı. İçeride Van Gogh'a ait 200 resim, 500 çizim ve 700'den fazla da mektup bulunuyor. Sanata ilginiz varsa, tüm gününüzü alabilecek bu müze de, sanata ilgisi olmayan insanların bile farklı bir ruh hali ile dolaşacağına eminim. Çünkü tarihe büyük bir iz ve yapıt bırakmış bir sanatçının elinin değdiği çizimlere bakmak ve o şekilleri anlamlandırmak insanda muazzam bir his bırakıyor. I am Amsterdam kart ile ücretsiz gezilebilen müze 10.00-18.00 saatleri arası açık ve biletler kartı olmayan yetişkinler için 14 euro civarında.
-Rijksmuseum ve Museumplein:
Museumplein adından da anlaşıldığı üzere Amsterdam'ın müzelerinin konuşlandığı meydanların kesişme noktası. Van Gogh buraya yakın mesafede bulunur. Onun dışında aşağıda ilginizi çekerse diye bahsettiğim Diamond fabrikası (pırlantanın yapım, kesim ve işlenme sürecinin detaylı anlatımına tanık olabileceğiniz müzedir.) ve meşhur "I am Amsterdam" yazısının bulunduğu meydan ile Amsterdam'ın en büyük müzesi olan Rijksmuseum burada. Rıjksmuseum'da Holldanda'nın tarih ve sanat geçmişinden eserler sergileniyor. Hatta meşhur Amsterdam yazısının hemen yakınında bu müzenin hediyelik eşya satan yeri var, siz de benim gibi her gittiğiniz yerden not defterleri ve kalem topluyorsanız çok güzel parçalarla eve dönebilirisiniz.
-Anne Frank House:
II. Dünya Savaşı’nda Anne Frank ve ailesinin Amsterdam'da iki yıl boyunca saklandığı yerin müzeye dönüştürülmüş hali burası. Berlin yazısında da paylaşacağım. Hatta Berlin şehrinde burası ile ilgili müzeyi ve duvarda resmedildiği yerin altındaki fotoğrafımı belki hatırlayanlar vardır. Onun hayatı okuduğum kitaplardan hep ilgilimi çekmiştir. II. Dünya Savaşı’nı bilen hemen herkes Anne Frank ve ünlü günlüğünü mutlaka bilir. Bu müze, küçük Anne ve ailesi ile Van Pels ailesi ve Mr. Frit Pfeffer’in Nazilerden saklandığı günlerin anısına yapılmış Anne Frank'ın günlüğünden alıntılar, tarihi belgeler, fotoğraflar ve film karelerinin yanı sıra orada saklanan ve onlara yardım eden insanlara ait eşyalar evde yaşananlara ışık tuttuğu için tarihe merakı olanlar ve eskinin dokusunu sevenlerin mutlaka gitmesini tavsiye ederim. Yalnız müze 09.00-19.00 saatleri açık ve kapanış saatinden yarım saat önce son ziyaretçiler alınıyor. Birde kapalı olduğu günlere ziyaret öncesi internetten bakılmasını öneririm.
-Vondelpark:
Parklar benim için zaten doğal terapi yeridir. Bu da Amsterdam'ın en ünlü parkı olduğu için içerisindeki yolları, gölleri ve yeşille kahvenin bin bir tonuyla kesinlikle gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Museum Quarter diye adlandırılan ve Van Gogh ile Rijks müzesine oldukça yakın olan bu park tam bir huzur yeri. Gittiğiniz mevsime göre de değişebilir tabii ama yaprakların dansına tanık olduğunuz tılsımlı bir park diyebilirim. İçerisinde bulunan Film Museum’un cafesinde kahvenizi yudumlayıp, bisiklet kiraladıysanız sonrasında keyifle kendinizi parka bırakabilirsiniz. Mutlaka içerisinde bisikletle turlanması, hatta sabah saatlerinde kahvaltı için bir kaç bir şey alarak, o huzurda güne başlamanızı tavsiye ederim. Fotoğraflara baktığınızda bizim bire bir bu programı, mest olarak uyguladığımızı göreceksiniz.

-Leidsplein:
Amsterdam bence meydanlar şehri. O yüzden görülmeye değer birden fazla meydanı var. Vondelpark’ın hemen hemen karşısında sayılan bu meydan, Amsterdam’ın Dam Meydanından sonra en ünlü meydanlarından biri. Daha çok toplaşma yeri olan ve ulaşımın transfer noktası da sayılan meydanda çok sayıda coffee shop’a rastlayabilirsiniz. Meydan mağaza, restoran, kafe, bar, sinema, casino, tiyatro ve gece kulübü gibi mekanlara ev sahipliği yapıyor. Leidseplein’e 1, 2 ve 5 numaralı tramvaylar ile Leidseplein durağından ya da 7 ve 10 numaralı tramvaylar ile gelebilirsiniz. Yürüyerek ulaşmayı planlıyorsanız da, Leidsestraat’ı takip ederek ulaşabilirsiniz.
-Heineken Experience:
Ünlü Heineken birasının yapım ve işleme aşamalarını görüp, tadım yapabileceğiniz büyük ve zamanınızı alan bir fabrikadır. Gün ortası giderseniz mutlaka kuyruğa takılırsınız, o yüzden erken kalkan yol alır mottosunu bu tur öncesi hayata geçirmenizde fayda olabilir. Bu arada kolunuza girişte takılan Heineken bileklikleri, adınızı yazdırabileceğiniz bira şişesi ve içerideki oyun alanları ile değişik foto blokların yer aldığı keyifli fotoğraf alanları sayesinde yarım gününüzü çok keyifli geçirebilir, hatta bir çok anı eşyası ile eve dönebilirsiniz. Dahası benim gibi iyi bir bira nasıl doldurulur, köpüğü nerede bırakılmalı gibi soruların hakkını vermek isterseniz, tatlı baristaların öğrencisi olabilirsiniz.

-Hash, Marihuana & Hemp Museum (Haşhaş, Kenevir, Marijuana Müzesi):
Bana sorarsanız, Amsterdam'ı diğer Avrupa şehirlerinden farklı kılan şey sadece aşırı doğa güzelliği, inanılmaz kanalları ya da köprüleri değil. En başta dediğim gibi yasaklara inat bir şehir olması, özgürlüğü ve farklılığı. Farklılık derken de başka Avrupa ülkelerinde olmayan bu ilginç müzeyle sizi tanıştırmak isterim. De Wallen’de yer alan müze 1985 yılından beri 2 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret edilmiş. Müzede madde yapımında kullanılan ürünler ve onların yapım aşamaları anlatılıyor. Ayrıca ilaç yapımı ile ilgili bir bölümü de vardı. 10.00 – 23.00 saatleri arasında ziyarete açık olan müzenin giriş ücreti tam bilet 8 Euro, indirimli bilet 7 Euro olacak şekildeydi.

-Amsterdam Central:

Bir tren istasyonu neden gezilsin ki dediğinizi duyar gibiyim. Hiç öyle demeyin çünkü 1889 yıllarından günümüze gelen ve Londra'daki Liverpool Street İstasyonunun ikizi olan bu istasyonun içini görmeseniz bile mutlaka dışarıdan yapıyı fotoğraflamanızı öneririm. Burası Amsterdam'ın merkez istasyonu olup, Hollanda'nın da ana istasyonlarından biri. Zaten Hollanda'nın rüya kasabalarında, görmeniz gereken masalsı rotaları sizlerle paylaşırken, oralara ulaşmanız için bu istasyonu kullanmanız gerekecek.

-Waterlooplein:
1815 yılında meydana gelen Waterloo savaşından sonra adını alan bu meydan sevgilim ve benim için Amsterdam demek, anı demek, en güzel tatil saati demek. Çünkü burada yer alan vintage pazarında geçirdiğimiz keyifli zaman ve sonrasında keşfettiğimiz cadde üstündeki tatlı cafe’de yediğimiz nachos, Hollanda peyniri ve şarabının tadını, orada akıp geçen iki saati asla unutamıyoruz. Siz de benim gibi eskiye, eskinin evrimiyle doğan nam-ı değer vintage’a aşıksanız, bu pazara mutlaka uğrayın derim. Birbirinden stylish ve ucuz deri ceketler, 1970’li yılların orijinal Chanel çantaları, gümüş ya da tasarım olan milyonlarca ilginç ve ucuz takı ile retro güneş gözlüklerine meraklıysanız, hiç durmayın.
-Red Light District:
14. yy’da kadın arayışı içine giren denizcilerin talebi üzerine kurulan, açık bir genel ev sokağı aslında burası. Dar sokaklara konuşlanmış onlarca kutu biçiminde tek göz ve kırmızı ışıklı odalarda bekleyen onlarca kadın var. Boydan boya kırmızının şehvetine boyanan Red Light gerçekten de bugün Avrupa’nın dahi bir çok yerinde göremeyeceğiniz, davetkar bir ihtişama sahip.

-Bloemenmarkt (Çiçek Pazarı):
Bir sokak düşünün rengarenk çiçekleri özellikle de laleleri ile sizi kendine davet ediyor. Balkonunuz ya da bahçeniz için hangi renginden alsam diye tohum seçme telaşına düşerken, ona bakarken içeceğiniz kahvenin kokusu burnunuza geliyor. İşte böyle bir sokak. Sol tarafı çiçekçilerle dolu. O benim pek bayıldığım sade ama en yalın kese kağıdına sarılı laleleri buket olarak ya da dediğim gibi aylar sonra sizi onu aldığınız güne götürmesi için tohum şeklinde alabilirsiniz. Sağ tarafa kafanızı çevirdiğinde çok orijinal hediyelik eşya dükkanları, özellikle daha sokağın aşağısına inmeden ortada yılbaşı süsleri ve o kar kürelerinin satıldığı bir dükkan var ki sizi içeri çekeceğine eminim.
Ayrıca ilginizi çeker ve zamanınız kalırsa; Ünlü yel değirmenlerini (ki size yazdığım kasabalarda bunların bazılarına rastlamanız mümkün), Coster Diamond Fabrikasını (İngiliz Kraliçesinin tacındaki taşların tasarlandığı pırlanta müzesi), House of Bols'ta dünyada aklınıza gelebilecek her türlü kokteylin tadımını yapıp, Nieuwmarkt Meydanında yer alan Waag binasını görebilirsiniz.
Amsterdam'ın şehre çok yakın ama sizi masal dünyasının yanı başına çeken güzellikteki kasabalarını ise ayrı bir yazıda derledim. Şölen gibi kasabalar, sakin, huzurlu hayatlar ve hayatınızın en güzel anılarını vaat eden kasabalar yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Hadi gelin!
http://ozlemkoksal.com/edam/

 

 

 

0 Comments

Leave a Comment

error: Content is protected !!